Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda,2009 moda,2009 kış modası,2009 moda trendleri

Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki| sonraki >
88 tane "tedavi" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"tedavi" tagli diger ogeler resimler, videolar

saç için hintyağı

Yarım çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak saçınızın yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı kaynar suya batırırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan sonra yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla ince, çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.

sıcak su oturma banyosu

Sicak oturma banyosu iyilesmenizi hizlandirmak, agriyi azaltmak ve mekanik temizlik saglamak amaciyla yapilir. Cildinizi yakmayacak sicakliktaki suyu bir kaba koyup hemoroidiniz tamamen suya girecek sekilde oturunuz. Suya oturma süresi 10-15 dakikadir. (su iliyincaya kadar) Oturma banyosu yapamiyorsaniz, çömelme pozisyonunda dus fiskiyesinin bölgeye tutulmasi da ayni islevi görür

Bel Ağrıları

Bel ağrıları


Vücudu yanlış kullanmaktan fıtığa kadar birçok etken bel ağrısına neden oluyor. Dünyada her 100 kişiden 75-90′ı, Türkiye’de ise 14′ünün beli ağrıyor.Bilgisayar kullanırken, otururken, gündelik işlerimizi gerçekleştirirken yaptığımız hatalar vücudumuzun en çok incinme riskine sahip olan bölgesi belimizde sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor.

Masa başında yapılan işlerin artması, daha az hareketlilik ve ağır sporların yaygınlaşması, bel ağrısını arttıran etkenler olarak karşımıza çıkıyor. Yapılan araştırmaya göre Türkiye’de her 100 kişiden 14′ü bel ağrısından şikayet ediyor.

Ömrümüz Uzadı Ağrılar Arttı

Fransa’da, Montpellier Üniversitesi Propara Omurilik Hastalıkları Merkezi’nde, dünyada ilk kez omurilik felçli hastayı yürüten ekip içinde yeralan romatizmal hastalıklar ve fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı Dr. Hakan Rauf Tüfekçi, yaşam süresinin uzaması nedeniyle bel ağrıları sıklığında artış görüldüğünü söyledi.

Dr. Tüfekçi, “Bel ağrısı hareketleri kısıtlıyorsa, nefes alırken ve öksürmekle artıyorsa, ağrı nedeniyle uykudan uyanılıyorsa, ağrı bacağa ve kalçaya vuruyorsa, zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir” dedi.

İstanbul Cerrahi Hastanesi uzmanlarından Dr. Tüfekçi, bel ağrısına neden olan hastalıkları şöyle anlattı: “Bel ağrısına neden olan sorunların başında, her yaşta görülebilen disk problemleri yeralıyor. Bel fıtığı, fıtıklaşmaya eğilim, belin eklem problemleri, kireçlenme, belin arka eklem yüzeyinin biomekanik sorunları (Faset sendromu), bel kaslarındaki güçsüzlükler, zafiyetler, kilo problemine bağlı menopoza yakın dönemde karın kaslarının öne doğru itilmesiyle, belin arka çukurunun artması bel ağrılarının ortaya çıkmasına neden oluyor.

Omurgada doğuştan ya da sonradan deformite olması, bel ve sırt ağrılarıyla kendini gösterebiliyor. Belin halka eklem uzantılarında travmaya ya da yaşlılığa bağlı kırık hat oluşması, bel ağrısı şikayetine neden oluyor.”

Kimler Bel Ağrısı Riski Taşıyor?

Masa başında iş yapanlar

Ağır yük taşıyanlar

Çok uzun süre oturarak araba kullananlar

Ev işi yaparken yanlış hareketler yapanlar

Ağır spor yaparken vücudunu yanlış kullananlar

Aşırı kilolular

Hamileler

Bel ağrısı, omurga dışındaki farklı organlardaki hastalıkların da habercisi olabiliyor. Dr. Tüfekçi, böbrek ağrılarının, kadın hastalıklarının, bel ağrısı şikayetiyle kendini gösterebileceğini belirterek, kemik erimesi ve iltihaplı romatizmal hastallıklar grubunun (Enfelamatuar) da bel ağrısına neden olabileceğini söyledi.

Teşhis İçin Detaylı Muayene

Bel ağrılarının tedavisi için ağrıya neden olan ana etkenin bulunması gerekiyor. Tüfekçi, tanının konması için detaylı muayene yapılması, bel röntgeni çektirilmesi, laboratuvar testlerinin yapılması gerektiğini belirterek, gerekiyorsa tanıya yardımcı olmak için MR çektirilebileceğini söyledi.

En Sık “Bel Fıtığı” Görülüyor

Disk, bel omurları arasında bulunan su oranı yüksek bir doku. Bu doku, bel omurları arasında koruyucu görevini üstlenerek ağırlığı eşit oranda dağıtıyor. Aşırı zorlandığı zaman sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Disk problemleri arasında en sık rastlanan sorunlardan biri bel fıtığı.

Bel Ağrılarına Neden Olan Yanlışlar ve Yapılması Gerekenler

Yanlış: Öne eğilirken belden eğilmek.

Doğru: Öne çömelerek eğilmek.

Yanlış: Ayakta sürekli aynı şekilde durmak.

Doğru: Sürekli ayakta durmak gerekiyorsa sırasıyla bir ayağı hafifçe büküp durmak.

Yanlış: Belden eğilerek yerden ağırlık kaldırmak.

Doğru: Çömelip yerden ağırlık kaldırmak.

Yanlış: Tüm ağırlığı bir tarafta taşımak.

Doğru: Ağırlıkları iki parçaya bölerek taşımak.

Yanlış: Yüksekte bir yere merdiven kullanmadan beli zorlayarak ulaşmaya çalışmak.

Doğru: Yüksek bir yere uzanmak gerekiyorsa merdiven kullanmak

Bel Fıtığı Nasıl Oluşuyor?

Diskin halkalarının yırtılıp, diskin yatağını terketmesiyle oluşuyor. Bu da sinir köküne, omuriliğin bitim noktasındaki zarlara baskı yaparak, bel ve bacağa vuran ağrılara neden oluyor. Bacağa vurmadan sadece bel ağrısıyla da kendini gösterebilir.

Bel Fıtığı Nasıl Tedavi Ediliyor?

Tedavi dört gruba ayrılıyor. İlaç, fizik tedavi, lokal enjeksiyon ve ameliyat. İlaçlara cevap vermeyen ağrılarda, fiziksel tedavi ya da lokal enjeksiyon uygulanıyor. Hastanın ağrısı hiçbir yöntemle geçmiyorsa ameliyat yapılıyor.

Hangi Durumlarda Vakit Kaybedilmeden Ameliyat Yapılıyor?

Hastada, ayakta ve kaslarda güç kaybı, ayak düşüklüğü, ayakta ve bacakta aşırı uyuşma veya karıncalanma, idrar kaçırma ve ereksiyon bozukluğu varsa başka hiçbir tedavi düşünülmeden, zaman kaybetmeden ameliyat yapılıyor.

Bel fıtığının ameliyattan sonra tekrarlama riski son gelişmelerle iyice azaltıldı. Fransa’da 1984 yılında bel fıtığı olan hastalardan %57’si ameliyat edilirken bu rakam günümüzde %12′lere indi. Ameliyatların azalmasında, erken tanı konması, ilaçların daha etkili olması, hastaların kendilerine daha iyi bakması etkili oldu.

Tedavide Bel Okullarının Etkisi Nedir?

Bel okulları, dünyada 1968′den bu yana hizmet veriyor. Hastaları bir çatı altında toplayarak, sorunlarını paylaşmaları sağlanıyor. Hastaları bel ve beli oluşturan elemanlar hakkında bilgilendiriyorlar. Doğru tedaviye yönlendiriliyorlar.

Hastaların eğitim programı iki gün sürüyor. Bel okullarındaki eğitim, tedaviyi olumlu yönde etkiliyor. İstanbul Cerrahi Hastanesi’nde “Bel Okulu” hizmet vermeye başladı. Bu bel okulu oluşturulurken, Montpellier Üniversite’sinin Romatizma Hastalıklar Servisi’nin geliştirdiği bel okulu örnek alındı.

Tedavide Neler Değişti?

Hastalar artık yatağa mahkum değiller. Yeni tedavi yöntemi, hastaya aktif hale getirdi. Operasyon süreleri kısaldı. Hastalar ameliyat oldukları gün yürüyebiliyorlar, taburcu olabiliyorlar. Bel fıtığı tedavisinde, rehabilitasyon ve hastaların eğitimi önem kazanıyor.

burun kanaması

Burun kanamaları, yaş ve cins ayrımı yapmadan tüm insanlarda görülebilmektedir. Burun kanamaları çoğunlukla, olduğundan daha tehlikeli gibi görünür. Yine de nadir durumlarda hayati tehlike olabilir.

Kanamalar, nedenlerine göre, burun içi değişiklikler ve vücudun başka hastalıklarının (mikrobik hastalıklar, hipertansiyon, pıhtılaşma bozukluklari, kanser gibi kötü huylu hastalıklar) sonucu olmak üzere 2 ana gruba ayrıabilir.

Basit bir burun karıştırması, ağır egzersizler, hafif soğuk algınlıkları, alerjik rinit, burun travmaları, burun operasyonları, burun içi yabancı cisimler ve tümörler de kanama nedenleri arasındadır.

Kanamaların yerine göre ise, burun ön tarafı ve arka tarafı olmak üzere 2 gruba ayrılabilir. Burunun ön tarafından kaynaklanan kanamalar, daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülürken, burun arka bölümünden olan kanamalar, yaşlılarda sık görülür. Burun arkasından olan kanamalar, daha çok genize doğru akar ve şiddeti olma olasılğı yüksektir. Tansiyon kontrolü ve KBB uzmanı tarafından müdahale önerilir.

Bazen da yalancı burun kanamaları görülebilir. Bu tip kanamalarda, kanayan yer burun olmadığı halde, kan burundan gelmektedir. Bu durum, yemek borusu damarlarının varislerindeki kanamaların yukarı taşması veya genizde yerleşmiş tümörlerin kanamalarında görülmektedir.

Burun kanamaları, üst solunum yolları enfeksiyonlarının sık olduğu ve sıcaklık değişimlerinin fazla olduğu kış aylarında daha çok görü!ür. Ancak sıcak ve kuru havaların ağırlıkta olduğu dönemlerde de sık görülebilir.

Sürekli Burun Kanamaları

Burun, kanlanması bol bir organdır. Burun kanamaları, birkaç damla ile kısa süren kanamalardan, ciddi boyutlarda, bol ve uzun kanamalara kadar geniş bir yelpaze içerisinde olabilirler. Bu yüzden, her burun kanaması çok iyi değerlendirilmelidir.

Burun kanamalarının birçok sebebi vardır. En sık karşılaşılan burun kanaması, burnun hemen girişinde bulunan yüzeyel damarların çatlaması ile oluşan kanamalardır. Bu kanamaların sebebi, “buruna darbe, hava kuruluğu, tansiyon yükselmesi, sıcak ve kuru hava” olabilir. Bütün burun kanamalarının yaklaşık %90′ı bu tür kanamalardır. Bu durumda yapılacak şey, hastanın, burnunu soğuk su ile temizlemesi, burun içerisindeki pıhtıları sümkürmesi ve burun kanatlarının beş, on dakika iyice sıkılmasıdır.

Hastanın yatırılması zararlıdır. Yatırılacaksa bile baş yukarıda tutulmalıdır. Böyle bir müdahale ile bu tür kanamalar, çoğunlukla durur. Çatlayan damar iyileşene kadar, kanamalar tekrarlayabilir. Kanamalar durmaz ve sık olursa mutlaka bir KBB hekimince değerlendirilmelidir.

Sık sık kanayarak kişinin yatağını kirletiyor, iş yapmaya, araba kullanmasına engelliyorsa, burun tamponlanabilir, damarlar koterize edilebilir (yakılabilir).

Tıbbi Müdahale

Burun içerisinde, diğer damarlarda da çatlamalar olabilir ve daha şiddetli kanamalar görülebilir. Bu kanamalar, genellikle müdahale gerektirirler. Burun kanatlarını elle sıkmakla durmayacakları gibi, daha geniş çaplı damar kanamaları oldukları için, çok kan kaybına sebep olabilirler.

Özelikle yaşlı insanlarda, tansiyon yükselmesi ile oluşan kanamalar, damar çeperlerinin kireçlenmiş olmasından dolayı kolay kolay durmazlar. Kişinin, hem tansiyonu hem de kanaması kontrol altıa alınmalıdır.

Burun iltihapları, sinüzitler, nadir görülen burun tümörleri de kanamaya yol açabilirler. Kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerde de burun kanamalan görülebilir.

Burun kanamaları, çoğunlukla can sıkıcıdır, bazen korkutucu ve yaşamı tehdit edici boyuttadır. Uzmanlar, burun kanamalarını iki gruba ayırmaktadırlar:

Ön burun kanamaları: Burnun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran ya da oturan kişide bir burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösterir.

Arka kanama: Burun arkasından ve derinden olan kanamadır. Kanama, genize doğrudur. Otururken veya ayakta dururken bile kanama boğaza doğru olur. Hasta sırt üstü yattığında, ön kanama bile olsa her iki yönde kanama olabilecektir. Arka burun kanamalarının tanınması çok önemlidir. Bu kanama tipi oldukça şiddetlidir ve bir uzmanın takibini gerektirmektedir. Arka kanamalar çoğunlukla yaşlı kişilerde görülür. Bu hasta grubu, genellikle yüksek kan basıncı (tansiyon) olan kişiler ya da travma geçirmiş kişilerdir.

Burun kanamaları, çocuk yaş grubunda, genellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava veya kış aylarında görülen kabuklanmalar, kanamaya neden olmaktadır. Bundan korunmak için nemlendirici bir kremi burunun orta bölmesine parmak ucu ile sürmek yararlı olacaktır. Bu amaçla vaselin ve viks faydalı ilaçlardır. Günde üç defa kullanılması önerilir ancak gece yatmadan önce sürmek yeterlidir.

Yapılması Gerekenler

Burnun uçtaki yumuşak kısmını baş parmağınızla diğer iki parmağınız arasına alınız.

Burnu parmakla sıkıştırılmış olarak yüzünüze doğru bastırınız.

Beş dakika böyle bekleyiniz.

Başınızı kalbinizden daha yüksek tutmaya dikkat ediniz. Bu nedenle oturunuz ya da başınız daha yukarıda uzanınız.

Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz (Bir plastik torba içine buz doldurarak).

Kanama durduktan sonra sümkürmemeye özen gösteriniz.

Yerden ağır bir şey kaldırmak ya da buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız.

Başınızı mutlaka göğsünüzden daha yukarıda tutmaya çalışınız.

Burun içindeki tüm pıhtıları sümkürerek temizleyiniz.

3-4 defa her iki burun deliğine dekonjestan burun spreyi sıkınız (Otrivine, Burnil, Farial).

Tekrar en baştaki 1. ve 3. basamaktaki gibi buruna baskı yaparak sıkınız.

Şeker Hastalığı

Nedenleri

Pankreas bezesinin yorulması: Kandaki şekerin belli seviyede kalması, pankreas bezinin salgıladığı insülin hormonu ile olur. Pankreas bezesini yoran etmenler şunlardır: Oburluk, şişmanlık ve ihtiyarlık.

Pankreas bezesinin hastalanması: Pankreas bezesi iltihaplanmış veya kireçlenmiştir. Pankreas kanseri veya pankreasın alınması.

Menopoz dönemi: Bu dönemde kadının hormonal dengesinde değişmeler olur. Çoğu kadınlar bu dönemde şeker hastası olurlar. Dişetlerinde yanma, dişlerde çürüme, ağızda kuruluk, gözde katarakt oluşur. Bu dönemde eksilen kadınlık hormonu şu bitkilerle sağlanarak, şeker hastalığına yakalanma riski azaltılabilir: Papatya, Ökse otu, Nergis, Adaçayı. Ayrıca, bu dönemde kilo almamaya gayret edilmelidir.

Kortizonlu ilaçlar: Kortizon, böbrek üstü bezlerinin verdiği hormondur ve pek çok hastalığa karşı kullanılmıştır. Ancak şeker hastalığı da dahil birçok yan etkileri vardır.

Ruhsal ve bedensel etkenler: Yapılan araştırmalar, korku, şok, ruhsal sıkıntı gibi psikolojik etkilerin, pankreas salgısını etkileyerek, şekere yol açtığını göstermiştir. Ruhsal bozukluklar şeker hastalığını davet eder.

Vücutta Yarattığı Etkiler

Kandaki asit dengesi bozulur.

Kandaki aseton miktarı artar. Bu durum, hastada bulantı ve kusmaya neden olur. Hastada su kaybı olur ve komaya girer.

Çeşitli hastalıklara zemin hazırlar.

Ciltte yer yer kızarma, pişme, çıban ve apseler oluşur.

Diş etleri, dudak iç kısımları enfeksiyona uğrar ve kaşınır.

Ateş, böbrek gangreni, böbrek ağrısı, sistit, karaciğer ve safrakesesi iltihabı oluşur.

Akciğer veremi sık görülür.

Ayrıca, damar sertliği, görme zayıflığı, kalp yetersizliği, beyin fonksiyonlarının yavaşlaması, sinir bozuklukları, diş çürümesi gibi birçok rahatsızlığa da kapı aralar.

Tedavi

Şeker hastalığı, bir beslenme hastalığıdır. Bu nedenle dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, yani karbonhidrat-protein-yağ dengesi sağlanmalıdır. Yağsız süt, yoğurt, yağsız et, balık, yumurta, patates, hububat, bakliyat yenmelidir.

Sebzelerden lahana, tere, soğan, marul, salatalık, turp, domates, patlıcan ve yerelması tavsiye edilir. Meyvelerden ise ekşi elma, limon, greyfurt, yeşil erik, koruk gibi ekşi olanlar tercih edilmelidir. Baharatlar, vücudumuzdaki salgı bezlerine tesir ederek, onları çalıştırırlar. Bu nedenle her sofrada bulundurulmalıdırlar.

Bitki Tedavisi

Tunus Baklası ( çemen ): İki bardak suya 1 kaşık çemen konur ve orta ateşte pişirilerek sabah kahvaltısından önce içilir.

Yulaf: Yemeklerden önce veya iki yemek arası, günde 3-4 bardak salep şeklinde, 1 bardak suya 1 kaşık yulaf unu katarak, orta ateşte pişirip içmelidir.

Mersin Yaprağı: 1 litre kaynar suya, 1 yemek kaşığı yaprak konur. 15 dakika demleyip süzülür ve her yemekten önce 1 çay bardağı içilir.

Okaliptus: 1 litre kaynar suya, 1 yemek kaşığı yaprak konur. 15 dakika demleyip süzülür ve her yemekten önce 1 çay bardağı içilir.

Karadut Yaprağı: 1 çay bardağı sıcak suya, 1 tatlı kaşığı hulasası konur. Yemeklerden önce içilir.

Ceviz Yaprağı: 1 litre kaynar suya, 1 yemek kaşığı yaprak konur. 15 dakika demleyip süzülür ve her yemekten önce 1 çay bardağı içilir.

Zeytin Yaprağı: 30 g. yaprak ince kıyılıp, 1 litre suya atılır, 2 dakika kaynatılıp, 15 dakika demlenir ve süzülür. Yemeklerden önce 1 çay bardağı içilir.

Ardıç Tohumu: 30 g. ardıç, 1 litre suya atılır, 10 dakika kaynatılıp, 15 dakika demlenir ve süzülür. Yemeklerden sonra 3-4 çay bardağı içilir.

Böğürtlen, adaçayı, at kuyruğu (kırkkilit otu)

Bitkilerle yapılan tedavilerin yararlı olabilmesi için, yukarıdaki liste, en az 2-3 ay sürekli uygulanması gerekir.

Epilepsi Hastalığı

5 yaşındaki çocuğunuz konuşurken birkaç saniyeliğine kendinden geçiyor, boşluğa bakıyor ya da anlamsız heceler söylüyor. Sonra birden kendine gelip, hiçbir şeyin farkına varmadan konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor. İlkokula başladığında bir matematik sınavı sırasında yaptığı çarpma işlemini yarıda bırakıp kağıda karalamalar çiziktirince, öğretmeni çocuğunuzun zekâ özürlü olduğundan şüphe ediyor.

14 yaşında bir genç telefonda arkadaşıyla konuşurken birden yere düşüp “ah, ah, ah” diye bağırmaya başlıyor; yaklaşık 5 dakika boyunca yerde kasılmış olarak yatıyor. Nöbetin sonrasında kendini çok yorgun hissederken 2-3 saat uyuduktan sonra hiçbir şey anımsamıyor.

Bu iki olayda bahsedilen kişiler epileptik (saralı) bireyler. Beyinlerindeki bir sıradışılık nedeniyle belkide yaşamları boyunca bunlara benzer birçok nöbet yaşayacaklar…

Epilepsi ile ilgili ilk fizyopatolojik değerlendirmeler 19. yüzyılda John Hughlings Jackson tarafından, sadece klinik gözlemelere dayanılarak ortaya çıkartıldı. Jackson’ın epilepsi alanına yaptığı katkılar modern tıp bilimi tarafından hala kullanılmaktadır. Jackson, kendinden önce ve sonraki birçok kişinin yaptığı gibi epileptik nöbetlerin birçok çeşidinin bulunduğunu ve birçok farklı nedeninin olduğunu kabul etti.

Epilepsiden bahseden ilk kişi M.Ö. 350’lerde Hipokrat’tır. Bu yüzden “Hipokrat hastalığı” olarak da bilinir. Jackson’a ek olarak birçok yetenekli fizyolog da epilepsileri sınıflamaya çabaladı.

1861’de J. Russell Reynolds, sinir sistemindeki yapısal bir düzensizliğe bağlı olan kasılmaları semptomatik, merkezi sinir sisteminin dışındaki nedenlerden kaynaklananları da sempatik epilepsi olarak tanımladı. Sinir sisteminin içinde ya da dışında herhangi bir yapısal anormallik söz konusu değilken oluşan epilepsileri ise idiyopatik olarak değerlendirdi. 1881 yılında Sir William Gowers epilepsiyi, grandmal, petitmal ve histeroid olarak sınıfladı.

Beyin, milyonlarca sinir hücresinden (nörondan) oluşan, çok karmaşık bir yapıdır. Nöronların aktiviteleri genellikle çok iyi düzenlenmiştir ve kendini düzenleyen mekanizmalara sahiptir. Nöronlar, bilinç, hareket, konuşma, bellek, heyecan, vücudun duruş şekli gibi çok geniş bir işlev yelpazesinden sorumludurlar.

İşlevler, beyin hücreleri ile vücudun bütün kısımları arasında akan çok küçük miktardaki elektrik yükleri sayesinde gerçekleştirilmektedir. İşlevlerin birinde ya da birkaçında meydana gelecek geçici kesintileri veya istemsiz düzensizlikleri “nöbet” olarak tanımlamak mümkün. Böyle bir olay beynin kendi yapısından kaynaklabileceği gibi, kimi zaman da glükoz ya da oksijen eksikliği gibi çevresel nedenlerden de meydana gelebilir.

Herhangi bir insan yaşantısının herhangi bir döneminde bir kez nöbet geçirebilir, ancak bu epilepsiye işaret etmez. Ancak beyindeki nöronal işlevlerde, beyinden kaynaklanan ve kişide tekrarlama eğilimi gösteren nöbetler söz konusu ise “epilepsi” terimini kullanmak doğru olacaktır. Yani epilepsi, beynin normal elektriksel işlevlerinde, zaman zaman kısa kesintiler ve düzensizlikler meydana getiren nörolojik bir durumdur.

Bir nöbet söz konusu olduğunda, normal yapı, olması gerekenden çok daha yoğun, kesikli, elektrik boşalmaları ile bozulur. Bu durumsa, kişinin bilincini, vücut hareketlerini ve duygularını kısa bir süre için etkileyebilir. Beyin, elektrik boşalmaları gerileyene ya da sonlanana normal işlevine kadar kavuşamaz.

Daha önce de belirtildiği gibi, şartlar uygunsa herhangi bir beyin nöbet geçirebilir. Yine de birçok kişide nöbet gözlenmez. Bu kişilerin beyinlerinin yüksek “nöbet eşiğine” sahip olduğundan, bir başka deyişle nöbetlere direncinin yüksek olduğundan bahsedilebilir.

Bireyler eşik değerleri açısından farklılık göstermektedirler. Bu değerler muhtemelen kişinin genetik karakterlerinin bir parçasını oluşturmaktadır. Düşük eşiğe sahip bir kişi, bir başkası için rahatsızlık vermeyecek bir durumda kriz geçirebilir. Ancak epilepsinin genetiği bu kadar basit değil.

Bazı bireylerde varolan nöbet eşiği, beynin alışılmadık bir uyarıya (örneğin bazı haplar ya da belli frekansta yanıp sönen ışıklar gibi) maruz kalması ya da yaralanması durumunda azalmaktadır. Yaralanma ciddiyse (araba kazası, doğum sırasındaki bir travma, darbe ya da tümör gibi), epilepsi bir sonuç olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Epilepsi tüm yaş grupları içinde insanları en çok etkileyen nörolojik düzensizliktir. Nöbetler herhangi bir kişide ortaya çıkabilse de, çok küçük yaşlarda ve geç erişkin dönemde daha sık olarak beliriyor. Epilepsinin 2/3’si 14 yaşından önce meydana gelmektedir.

Epilepsi nöbeti geçiren bir kişi, çok büyük olasılıkla neler olduğunu anımsamayacaktır. İşte bu yüzden nöbet anını gören kişinin anlatısı bir doktorun tanı koyabilmesi için çok önemli olmaktadır. Hatta bazen nöbetin ve epilepsinin hangi tür olduğunun anlaşılabilmesi açısından tek belirgin gözlem olarak kalmaktadır.

Nöbetin epilepsiden kaynakladığından kesin olarak emin olunduğu zaman, bunun beyindeki bir tümör gibi bir nedenden olup olmadığı incelenir. Epilepsi tanısı koymanın bu aşamasında devreye çeşitli testler girer. Bunlardan en geneli, nöbetlerin metabolizmadan kaynaklanmaoığının kesin olarak anlaşılabilmesi için yapılan kan testleridir.

Bundan sonra uygulanan ikinci test beynin çok ayrıntılı ve temiz bir görüntüsünü sunan, Manyetik Rezonans Görüntülemesi (MRI) olarak adlandırılan bir beyin taramasıdır. Bu taramanın amacı ise epilepsinin nedeninin beyindeki görünür bir bozukluk olup olmadığının anlaşılabilmesidir. Birçok epilepsi hastasında bu testin sonucu normal çıkacaktır.

En yaygın olarak kullanılan üçüncü test ise beynin yüzeyindeki elektrik aktivitesini ölçen, “electroencephalogram” (EEG) olarak adlandırılan testtir. Bu test, yaklaşık 30 dakika kadar süren, kafatasının üzerinde belirlenmiş bazı özel noktalara yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile alınan sinyallerin güçlendirilerek, kağıt üzerine döküldüğü bir işlemdir. Yalnız, EEG beynin sadece test süresindeki elektriksel aktivitesi hakkında bilgi verebilir. Bu yüzden negatif bir EEG testi kişide epilepsinin olmadığı anlamına gelmez.

Epilepsi Nöbetleri

Epilepsiler arasında farklar ve birçok değişik çeşit nöbet bulunduğu için ILAE (International League Against Epilepsy, Epilepsiye Karşı Uluslararası İşbirliği) tarafından belirlenmiş özel bir terminoloji kullanılmaktadır. Bu terminoloji “grandmal” ve “petitmal” gibi eski nöbet tanımlarını da değiştirmektedir. Yeni sınıflama, nöbetleri kısmi (fokal ve parsiyal) ve jeneralize olarak ikiye ayırıyor.

Kısmi ve jeneralize nöbetler arasındaki en önemli fark, beynin hangi bölümünün nöbet sırasında etkilendiğidir. Elektrik boşalması, beynin korteksinin salt bir bölümüne ait ise kısmi; tüm beyni aynı anda etkiliyor ise jeneralize nöbet olarak tanımlanıyor. Kısmi başlayan bir nöbet, sonradan jeneralize nöbete dönüşebilir. Nöbetler dışında epilepsi ise kabaca 2 gruba ayrılır.

İdiopatik Epilepsi

Epilepsinin bu türünde, belirgin bir çevresel etmenin yeralmadığına, genetik faktörlerin belirleyici olduğuna inanılmaktadır. Nöbetler arası EEG normal çıkabilir. Bu tip epilepsi ilaç tedavisine genellikle olumlu yanıt verir.

Semptomatik Epilepsi

Bu epilepsi türü ya doğum sırasında ya da yaşantının herhangi bir döneminde beyinde ortaya çıkan bir anormalliğin sonucudur. Bu anormalliğin sonucu olarak epilepsiden başka sorunlar da ortaya çıkabilir. EEG incelemeleri anormalliği ortaya çıkarabilir. Bu tip epilepside ilaç tedavisinin yanıtı kişiden kişiye değişmektedir. Kimi bireylerin ise nedeni belirlenemeyen kriptogenik epilepsisi vardır.

Epilepsinin 30’u aşkın nöbet çeşidi buluyor. Hepsinin belirtileri birbirlerinden farklıdır. Kısmi nöbet geçiren bir kimse işitme ve görme duyularında bozulmalar, vücudun bir bölümünün titremesi gibi belirtiler gösterir.

Basit kısmi nöbette bilinç bu durumdan etkilenmez. Karmaşık kısmi nöbette ise, hasta yarı bilinçsiz ve şaşırmış davranır. Yürüme, mırıldanma, kafa çevirme gibi amaçsız davranışlar sergileyebilir. Bu davranışların hemen hemen hiçbirisi hasta tarafından daha sonra anımsanmaz.

Kendini kaybetme nöbetleri ise genellikle çocuklarda rastlanan ve yetişkin dönemde kaybolan, bilincin 5-15 saniyelik sürelerle kesintiye uğramasıdır. Bu süre içinde kişi boşluğa bakıyor gibi görünebilir.

Epilepsi nöbeti denince insanların aklına en çok gelen, ancak istastik olarak en sık rastlananı olmayan, jeneralize tonik-klonik nöbetlerdir. Bu nöbetler iki aşamada gelişir: Birinci aşamada (tonik) kişi bilincini kaybeder ve yere düşer, vücut kaskatı bir hal alır. İkinci aşamada (klonik), uzuvlar titremeye ve gerilmeye başlar. Nöbet sona erdikten bir süre sonra bilinç yavaşça tekrar kazanılır.

Nöbetler, nöbetin tipine göre birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar uzayabilir. Çok ender durumlarda nöbet saatler sürer. Bir tonik-klonik nöbet genellikle 1-7 dakika arasında bir sürede sonlanır. Ancak “Status Epilepticus” denilen çok uzun süreli (birkaç saat gibi) nöbetler tehlikelidir ve doktor yardımına ihtiyaç vardır.

Epilepsi nöbetlerinde genellikle kişiye ilk yardım yapmak gerekmez. Ancak özellikle tonik-klonik nöbetlerde birkaç noktaya dikkat etmek yararlı olabilir. Nöbet başladıktan sonra yapılacak hiçbir şey nöbetin daha kısa süremesini sağlamayacaktır. Onun için kişiyi sarsmak, tokatlamak ya da soğan koklatmak bir işe yaramaz. Tonik-klonik nöbette, bilinç kaybından dolayı kişinin yere düşme ve kendini yaralamak olasılığı olduğundan hastayı yere yatırmak yararlı olabilir.

Epilepsi nöbetleri sırasında dili yutma söz konusu değildir. Ayrıca ağıza konacak birşey, kasılma sırasında kişinin dişlerine zarar verme olasılığı doğurur. Salyayı yutmaması için hastanın kafasını yana doğru çevirmek yararlı olacaktır. Nöbetten sonra hasta bir süre uyuma ihtiyacından olabilir. Nöbetler 10 dakikadan daha uzun sürüyorsa ya da peşpeşe birkaç nöbet geçirilmişse doktora haber verilmesi gerekir.

Epilepsi İle Yaşamak

Epilepsinin yanlış anlaşılmasından (daha doğrusu bilinmemesinden) kaynaklanan bir dizi sorun epileptik bireyleri hayatları boyunca etkileyecektir. Özellikle ülkemizde, kimi yerlerde epilepsinin vücuda cin, peri girmesi olarak yorumlanması, bu rahatsızlığın tedavisinin tıpda değil de, hoca ve üfürükçülerde aranmasını beraberinde getirmektedir. Ülkemizde epilepsinin tıp dışı yaygın tedavilerinden biri de kurşun dökmektir.

İlaçla başarılı olarak tedavi edilebilecek ya da en azından nöbetlerin arası oldukça uzun bir zamana çıkarılabilecek bir hasta, bu nedenden dolayı sık nöbetlerle yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Epilepsi tanısı konan bir kişi, tedavisini sürdürmenin yanısıra normal yaşantısını da bozmadan devam ettirmelidir.

Epilepsi de tüm diğer rahatsızlıklar gibi kişinin genel sağlık durumundan etkilenmektedir. Buna göre stresin azaltılması, depresyondan kaçınma, alkolden uzak durmak, egzersiz gibi şeyler, epilepsi üzerinde olumlu etki yapacaktır.

Epileptik birey bir çocuksa, en önce yapılması gereken şeylerden biri de öğretmenine ya da öğretmenlerine haber vermek, onları epilepsinin ve nöbetlerin şekli ve sıklığı hakkında bilgilendirmek olacaktır. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda rastlanan “kendini kaybetme” şeklindeki nöbetin farkedilmesi önemlidir.

Epilepsi, beyindeki bir oluşum bozukluğundan kaynaklanmadığı sürece herhangi bir zihinsel yetersizliğe yol açmamaktadır. Epileptik bireyler, kendi akranları kadar başarılı ve yetenekli olabilirler. Epilepsisi olan bir çocuğun sağlıklı olarak yetiştirilmesinde en büyük görev yine aileye düşmektedir. Epilepsinin bir hastalık olmadığını vurgulamak, çocuğu o yaşlardaki çocukların yaptığı şeylerden (akranları ile oyun oynamak vs.) alıkoymamak ana-babaların elinde.

Epilepsi, çocuk ya da yetişkin herhangi bir bireyin spor yapmasına engel değil. Yalnız, bazı sporlarda (yüzme gibi) kişinin gözlem altında bulundurulması (yüzme havuzu ya da cankurtaranların bulunduğu kıyılar gibi) kendi yararına olacaktır. Özellikle sık ve tonik-klonik nöbet geçiren kişilerin yüzmeden uzak durmasında yarar olabilir.

Tüm rahatsızlıklarda olduğu gibi epilepside de erken ve doğru teşhis önemlidir. Bireyin rahatsızlığının bilincinde olarak, gözetim altında yetişmesi; rahatsızlığı hakkında tam olarak bilgi edinmesi yaşantısının ileriki dönemlerinde ortaya çıkabilecek ruhsal sorunların hiç belirmemesini sağlayabilir. Her konuda olduğu gibi sağlıklı birey yetiştirmenin yolu da bilgilenmekten geçiyor.

Miğren

Her kesim, meslek ve yaş grubunda görülebilen migren, dünyada 10 kişiden birini esir alıyor. Daha çok kadınları seven bu şiddetli ağrılar, bazen üç gün sürebiliyor. Çarelerinden biri ise seks gibi adrenalin salgılatacak herhangi bir fiziksel egzersiz.

Uzmanlar migrenle başa çıkmak için öncelikle bu hastalığı çok iyi tanımak gerektiğini belirtiyor. Ancak migreni tanımak için de kişinin kendini iyi tanıması ilk şart olarak öne sürülüyor. Çünkü migren hastalığı ve seyri, kişiye göre değişiyor.
Bir başka deyişle herkesin migreni, tıpkı parmak izi gibi kendine özgü. Bu hastalığın nedenleri de herkeste çok farklı olabiliyor. Kiminin migreni çok uzun süre uyuduğu zaman ortaya çıkıyor, kimininki egzersizde aşırıya kaçtığı zaman.

Tabii hafifletme, geçirme yöntemleri de buna göre değişiyor. Bazıları karanlık bir odada uzanarak ağrıyı hafifletebiliyor, bazıları deliler gibi spor yaparak, migren krizini ağırlaşmadan atlatabiliyor.

Migren ağrısı genellikle normal bir baş ağrısı gibi başlayabilir ve şiddeti gittikçe artabilir. Bir süre sonra zonklayıcı, çok kötü bir ağrı halini alabilir. Hareket etmek, ışık veya gürültü, ağrıyı şiddetlendirebilir. Genellikle başın tek bir tarafı ağrır. Zaman zaman da bütün başın ağrıdığı görülür. Bazı insanlar migren krizi sırasında kafalarının patlayacakmış gibi olduğunu hissettiklerini söyler.

Kafatasının bir bölümü başka bir nedenle açılan bir kadın, hastanede geçirdiği migren atağı sırasında gözlemlenmiş. Kadının beyni, sanki içerden itiliyormuşçasına dışarı doğru uzamış. Atağın en üst noktasında, beyin tıpkı bir kalp gibi atmayı bırakmış ve kadın hemen ardından kusmuş, sonra da uyumuş. Bu arada gerilmiş beyin de eski normal haline dönmüş.

Migreni başlatan faktörler arasında stres, alkol, çikolata gibi yiyecekler, hormonlar ve fiziksel sorunların yanı sıra, çok ya da az uyumak da bulunuyor. Migren öncesi yaşanan belirtilere, şöyle üstünkörü bir tanımla, halüsinasyonlar da denebilir. Bunlar, duyuların herhangi birini etkileyebilir; görme, koku, duyma, tat alma veya dokunma ya da bilinç halinde bir farklılık olarak da kendini gösterebilir.

Bazı insanlar bunları sadece görsel olarak yaşar; bazılarında ise gerçeklik duygusu sarsıntıya uğrar. Bunlar o kadar rahatsız edici olabilir ki, insanların çoğu bu yakınmalarından sözetmekten hoşlanmaz. Bu yüzden de sanıldığından daha da yaygın olabilirler.

Serotonin

Migren ağrısını geçirebilen ilaçların çoğunluğu, aynı zamanda, serotonin düzeyini de etkileyen ilaçlar. Serotonin, beyne mesaj ileten bir kimyasaldır. Beyinde serotonin kimyasalı salındığında kan damarları kasılır, yani daralır. Ama serotonin düzeyi düştükçe, damarlar da geniş ler.

Migren atağından önce serotonin düzeyi yüksek olur, atak geçtikten sonra da düşük olur. Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçlar, hepsi serotonin düzeyini etkiler. Serotonin düzeyini düşürenler, stres ve düşük kan şekeriyken, yükseltenler de oksijen, kusma, içinde ‘amin’ler bulunan gıdalar; örneğin peynir, çikolata ve portakal, mandalina, bir de içinde ‘tryptophan’adındaki amino asit bulunan gıdalar, örneğin süt ve hindi etidir.

Bunun dışında serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkiler. Örneğin kadınlık hormonu östrojende bir artış, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olur. Ama tam tersine, kadınların adet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürür ve bu durum, kan damarlarının genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilir.

Ne Yapmalısınız?

Çok su için, bardak bardak.

Şekerli çay veya kahve için. Kafein kan damarlarınızı daraltacak, şeker de enerji verecektir.

Ellerinizin sıcak olduğunu hayal edin veya kafanızda diğer gevşeme yöntemlerini canlandırın.

Karanlık ve sessiz bir odada uzanın, dinlenin.

Hadi, egzersiz zamanı… Ya zıp zıp zıplayın, ya da seks yapın.

Açık havaya çıkın, özellikle sıcak ve boğucu bir odada iseniz. Bazen açık havada yürümek migreni tamamen kesebilir.

Ilık bir banyo alın ya de ellerinizi sıcak suya sokun.

Başınıza, ensenize ve omuzlarınıza masaj yapın veya akupressure noktalarına basınç uygulayın.

Planlarınızı değiştirin. Randevunuz varsa erteleyin.

B3 vitamini alın. Buna niasin veya niasinamid de derler. Ama dikkat edin, bu madde, kan damarlarını genişletir ve bu yüzden migrenin tam ortasında alırsanız, ağrıyı daha da şiddetlendirebilir.

Aromaterapi deneyin, örneğin kokulu yağlarla masaj yapın. Eğer deneyimli bir aromaterapiste danışabilirseniz, şakaklarınıza masaj yapmanız için size uygun kokulu bir yağ önerebilir.

Migrene Neden Olan Yiyecekler

Çikolata, kakao, alkol, füme et, salam, sosis, tuzlama ve füme balık, av eti, fasulye, bezelye, soğan, zeytin, sütlü çikolata, sıcak mayalı ekmek, peynirli kraker veya ekmek, dil peyniri, avakado, incir, erik, kuru üzüm, çikolatalı dondurma ve pastalar.

romantizma

Almanya’nın en ünlü gitaristlerinden Klaus Gerlach, sahneye her çıktığında, haftalardır sağ dizinde oluşan ateş gibi yanmayı unutuyordu. Ancak konserlerin sonlarına doğru bu yanma, dayanılmaz acılara dönüşüyordu. Gerlach, bu acıyı ortadan kaldırmak için ağrı kesicilere ya da alkole saldırıyordu. Ama bu ikisi de midesini harap ediyordu.

Klaus Gerlach sonunda uzman bir doktorun yolunu tuttu. Yapılan testler sonunda teşhis konuldu: Romatizma. Ancak ağrı kesicilerin dışında romatizma için verilen ilaçların yan etkisi de ünlü gitaristi alabildiğine yıprattı. Son çare olarak akupunkturdan medet uman Gerlach, bundan da bir sonuç alamadı. Bu yüzden müzik kariyerinin zirvesinde müziğe veda etme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Sinsi Hastalık

Alman Stern Dergisi’nin haberine göre, Klaus Gerlach, bir romatizma hastası olarak yalnız değil. Sadece Almanya’da 13 milyon kişi romatizmanın pençesinde. Bu sinsi ve ağrılı, acılı hastalığın yol açtığı maddi kayıp ise tam 15 milyar mark.

Uzmanlar tarafından “parmak, dirsek, omuz, diz ve ellerde meydana gelen iltihabın neden olduğu bir hastalık” olarak nitelenen romatizmanın tedavisi için büyük çabalar harcanıyor. ABD’den Almanya’ya kadar pek çok ülke, bu konuda trilyonlar harcıyor.

Özellikle yeni bulunan ilaçlar, eklem yerlerindeki iltihabı başarıyla yokediyor. Yan etkisi de bulunmayan bu ilaçların seri üretimine ise yakında başlanıyor. Alman romatizma uzmanı Dr. Eva Reinhold Keller, “Sonunda romatizmayı yeneceğiz” diye konuşuyor.

ABD’nin Rochester Kenti’ndeki ünlü Mayo Kliniği’ndeki araştırmalar sonucu ortaya çıkan bir romatizma ilacı ise kortizondan sonra tıp aleminin bulduğu ikinci mucize ilaç olarak niteleniyor.

İltihaplanmayı Önleyen İlaç

ABD ve Almanya’da bulunan yeni romatizma ilaçları, eklem yerlerindeki iltihaplanmayı anında önlüyor. Yeni üretilen TNF Alpha adlı ilaç şu şekilde etkide bulunuyor:

TNF Alpha eklem içindeki sıvıya enjekte ediliyor.

TNF direkt olarak eklem derisinde ve kemikte bulunan ve hücreleri tahrip eden enzimlere yöneliyor.

TNF ayrıca pasif durumda olan, hücreleri korumakla görevli B hücrelerini de harekete geçiriyor.

Eklemde bulunan koruyucu hücreler yeni TNF’nin yeniden üremesini sağlıyor.

Romatizma oluşturan enzimler eklem derisi hücresinden, kıkırdaktan ve kemikten atılıyor.

TNF tüm bunları yaparken organizmaya herhangi bir zarar vermiyor.

En Çok Parmaklarda

Çok yaygın bir hastalık olan romatizma, en çok parmak ve el eklemlerinde bulunur. Tüm romatizma hastalarının üçte ikisi ise omuz ve diz ağrılarından şikayetçidir. Romatizmalıların yarısı ise sırtından sorunludur. %1 hasta ise çene ağrıları nedeniyle yemek bile yiyemez.

şarbon

Şarbon bakterisi, spor oluşturabilen bir bakteridir. Bakterinin spor formları; ısı, soğuk, ultraviyole, kuruluk, yüksek ve düşük ph, kimyasal dezenfektanlara son derece dayanıklıdır. Sporların deriye bulaşması ile deri şarbonu, solunum yolu ile alınması ile akciğer şarbonu oluşur. Kontamine gıdaların alınımı ile sindirim sistemi şarbonu gelişir.

Biyolojik savaş amaçlı mektupla gönderilenler, bakterinin sporlarıdır. B.anthracis sporları; deri, solunum ve gastrointestinal yolla alınabilir. Sporlar, kısa sürede insanda canlı hale geçer, çoğalır ve toksin oluştururlar.

Hastalık insanlara hayvanlardan direkt veya indirekt yolla bulaşır. Bulaşma; endüstriyel, tarımsal veya laboratuvar kaynaklı olabilir. Endüstriyel kökenli şarbon, sporla kontamine kıl, yün, deri, post ve kemik gibi hayvansal maddelerin sanayide işlenmesi esnasında oluşur.

Tarımsal kökenli şarbon, infekte hayvanlarla direkt temas sonucu gelişir. Hayvancılıkla uğraşanlar, kasap ve veteriner hekimler, şarbon yönünden risk gruplarını oluşturmaktadır. İnfeksiyon sineklerle de mekanik olarak bulaşabilmektedir. İnsandan insana ve laboratuvarda bulaşma nadirdir. Dikkatsizlik sonucu infeksiyon gelişebilir.

Şarbon hastalığı, her yaş ve cinste görülebilir. Tarım kesiminde çalışan orta yaş grubu, bu infeksiyona daha sık yakalanmaktadır. Doğa koşullarına çok dirençli olması, uzun süre canlı kalabilmesi, hava yoluyla kolayca bulaşabilmesi, hızla ve ölümcül akciğer şarbonuna neden olabilmesi dolayısıyla şarbon, NBC (Nükleer Biolojik Kimyasal) silahlar içinde sık kullanılan bir ajandır.

Hemen her ülkede düşük oranda rastlanılan şarbon vakalarının sayısında hızlı artış görülmesi veya akciğer, bağırsak şarbonu gibi çok nadir görülen şarbon vakalarının aniden artması, biyolojik saldırının ilk belirtisidir.

Akciğer şarbonu, mikrobun vücuda girmesinden 1-2 gün sonra ateş, öksürük, solunum sıkıntısıyla başlar ve bulgular hızla ilerleyerek 6-10 günde hastanın ölümüyle sonuçlanır. Erken teşhis edilebilirse akciğer şarbonu antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Tedavide penisilinler ve siprofloksasin grubu tercih edilir.

baş dönmesi

Bazı insanlar denge problemlerini baş dönmesi olarak nitelendirirler. Çevrenin dönmediği bu denge bozukluğu bazen iç kulağa bağlı bir problemden dolayı ortaya çıkar. Bazı insanlar ise denge sağlamaktaki zorluklarını vertigo kelimesiyle açıklarlar. Bu kelime Latince “dönmek” fiilinden gelmektedir. Bu hastalar sıklıkla kendilerinin veya çevrenin döndüğünü söylerler. Vertigo çoğunlukla iç kulak probleminden kaynaklanır.

HAREKET HASTALIĞI VE DENİZ TUTMASI NEDİR?

Bazı insanlar uçağa bindiklerinde veya arabada bulantı hissederler, hatta bazen kusarlar. Bu duruma taşıt tutması denilir. Bir çok insan bu rahatsızlığı gemiye bindiği zaman çeker bu yüzden aynı olay olmasına rağmen buna deniz tutması denir. Deniz tutması sadece ufak bir rahatsızlıktır. Bunun dışında herhangi bir tıbbi bozukluğun ifadesi değildir. Ancak bazen yolcular bu rahatsızlıktan dolayı çok kısıtlanabilirler. Çok az bir kısmında da bu rahatsızlık yolculuk bitse dahi birkaç gün daha sürmektedir.

DENGE SİSTEMİNİN ANATOMİSİ

Baş dönmesi (Dizzines, vertigo) ve taşıt tutması denge sistemi ile ilgilidir. Uzay araştırmacıları bu duyguya uzaysal oriantasyon demektedirler. Denge sistemi iç kulaktadır ve beyine vücudun uzay içinde nerede olduğunu, pozisyonunun yönü, hangi yönde hareket ettiği ve dönüyor mu yoksa sakin durumda mı olduğunu bildirir. Denge duygunuz sinir sisteminin aşağıda belirtilen bölümleri arasındaki kompleks ilişkilerle sağlanmaktadır.

İç kulak (aynı zamanda labirent adını da almaktadır.) hareketin yönünü yani dönüp dönmediğini, ileri veya geri, bir yandan diğer yana ve yukarı veya aşağıya doğru olduğunu belirler.

Gözler vücudun uzay içindeki yerini (baş aşağı vs.) ve hareketin yönünü belirler.

Eklemlerde ve omurgada bulunan basınç reseptörleri vücudun hangi parçasının aşağıda olduğunu ve neresinin yere değdiğini belirler.

Kaslardaki ve eklemlerdeki algılama reseptörleri vücudun hangi parçasının hareket ettiğini belirler.

Merkezi sinir sistemi (beyin ve omurilik) daha önceki dört sistemden gelen uyarıları işler ve sonuçta koordinasyonu sağlanmış bir algılama ortaya çıkar.

Taşıt tutmasının bulguları ve baş dönmesi, merkezi sinir sistemine diğer dört sistemden birbirine zıt mesajlar geldiğinde ortaya çıkmaktadır. Örnek olarak fırtınalı bir günde uçağa bindiğinizi düşünün ve uçağınız hava akımlarından dolayı sallanmaktadır. Fakat gözleriniz bu hareketi algılamamaktadır. Çünkü bütün gördüğünüz uçağın içidir.

Bunun sonucunda beyniniz birbiriyle uyuşmayan mesajlar almaktadır. Sizi bundan dolayı uçak tutabilir. Veya bir arabanın arka koltuğunda oturmuş kitap okuduğunuzu düşünün. İç kulağınız ve deri reseptörleriniz yolculuğun hareketini algılayacaktır. Ancak gözleriniz sadece kitabı görecektir. Bu nedenle sizi taşıt tutabilir.

Gerçek bir tıbbi örnek vermek gerekirse bir darbeden dolayı yalnızca bir taraftaki iç kulağınızın hasarlandığını düşünün. Hasarlı iç kulak normal iç kulakla aynı mesajları göndermez. Bu beyine dönme eylemiyle ilgili yanlış bilgi verir. Kişi vertigodan veya dönüyormuş hissinden şikayetçi olabilir. Bazen bulantı da görülür.

HANGİ TIBBİ RAHATSIZLIKLAR BAŞ DÖNMESİNE NEDEN OLUR?

Dolaşım

Dolaşım bozuklukları baş dönmesinin en sık nedenleri arasındadır. Eğer beyniniz yeterince kan almazsa başınız dönmeye başlar. Hemen hemen herkes yatarken aniden ayağa kalktığında birkaç defa hissetmiştir, ancak bazı insanlar sık veya kronik nedenlerden ötürü baş dönmesi şikayetlerinde bulunurlar. Bu arterioskleroz (damar sertliği) dan dolayı olur.

Bu rahatsızlık çoğunlukla yüksek tansiyon hastalarında, şeker hastalarında ve kan yağları yüksek olanlarda görülür. Bazen de kalp fonksiyonları yetersiz olanlarda veya kansızlık şikayeti olanlarda rastlanır. Bazı ilaçlar özellikle nikotin ve kafein beyne giden kan akımını azaltır. Dietteki çok miktarda tuz da kan akımının azalmasına neden olur.

Bazen dolaşımında strese, sinirlenmeye veya gerginliğe bağlı olarak bazı bozukluklar olabilir. Eğer iç, kulak yeterince kan alamazsa daha özel bir baş dönmesi durumu olan vertigo ortaya çıkar. İç kulak kan dolaşımındaki değişikliklere çok hassastır. Bu yüzden beyin için bahsedilen zayıf kan dolaşımı durumlarının hepsi iç kulak için de geçerlidir.

Yaralanma

Kafatasında meydana gelen, iç kulağı da zedeleyen bir kırık sonrasında aşırı,kısıtlayıcı bir vertigoyla birlikte bulantı ve işitme kaybı gelişir. Baş dönmesi birkaç hafta sürer. Bu süre içinde normal taraf yavaş yavaş karşı tarafın fonksiyonlarını üstlenir.

Enfeksiyon

Virüslerden örneğin soğuk algınlığına neden olanlar iç kulağı ve onun beyinle olan sinir bağlantılarını etkileyebilirler. Bu kötü bir vertigoya neden olurken işitme genellikle etkilenmez. Buna rağmen bakteriler sonucunda oluşan enfeksiyonlarda hem denge hemde işitme fonksiyonlarının bozulmasına neden olur. Baş dönmesinin şiddeti ve iyileşme zamanı kırıklarda olduğu gibidir.

Allerji

Bazı insanlar allerjik oldukları besinlerle veya havadaki parçacıklarla karşılaştıklarında baş dönmesi veya vertigo ile karşılaşabilirler.

Nörolojik hastalıklar

Multipl Skleroz, sifiliz, tümör gibi sinir sistemini etkileyen hastalıklar dengenin bozulmasına neden olur. Bunlar nadir nedenler olmasına rağmen doktorunuz muayene sırasında bunları da düşünecektir.

ARAÇ TUTMASINA KARŞI NE YAPABİLİRİM?

Her zaman vücudunuzun hareketinin iç kulağınız ve gözleriniz tarafından aynı şekilde algılanabileceği bir yerde oturun. Örnek olarak arabanın ön tarafında oturup uzak manzaralara bakabilirsiniz veya geminin güvertesi ne çıkıp ufku izleyebilirsiniz yada uçakta cam kenarında oturup dışarıyı seyredebilirsiniz. Uçak yolculukların da hareketin en az olduğu kanat üstüne denk gelen koltukları tercih edin.

Eğer araba sizi tutuyorsa kitap okumayın yada zıt yöndeki koltuklara oturmayın.

Araç tutması olan bir başka yolcuyla konuşmayın veya onu izlemeyin.

Yolculuktan hemen önce yada yolculuk sırasında keskin kokulardan, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durun. Araştırmalar halk arasında yaygın olarak kullanılan formüllerin etkinliğini bilimsel olarak kanıtlayamamıştır.

Doktorunuz tarafından tavsiye edilen ilaçlardan birini yolculuğunuzdan önce alın. Bu ilaçlardan bazıları reçetesiz olarak da satın alınabilir. Sakinleştirici veya sinir sistemini etkileyen ilaçlar için doktorunuzun reçetesi gerekir. Bazıları hap veya fitil şeklindedir bazıları ise (scopolamine) kulak arkasına yapıştırılabilen bantlar şeklindedir.

Şunu hatırlayın: Baş dönmesi ve araç tutması olaylarının büyük çoğunluğu hafiftir ve kişi bunu kendi kendine tedavi edebilir. Ancak ağır veya giderek daha da ağırlaşan vakalar Kulak Burun Boğaz, denge ve sinir sistemi konusunda uzman bir doktor tarafından takip edilmelidir.

DOKTOR BAŞ DÖNMESİ İÇİN NE YAPAR?

Doktorunuz baş dönmesini tarif etmenizi isteyecektir. Bunun bir göz kararması mı yoksa bir hareket hissi mi olduğunu, ne kadar sürdüğünü, işitme kaybı veya bulantı ve kusma olup olmadığını soracaktır. Hangi durumların baş dönmesi oluşturduğu da sorulabilir. Genel durumunuz, ilaç alıp almadığınız, kafa travması, son zamanlarda geçirilmiş bir enfeksiyon, ve kulağınızla, sinir sisteminizle ilgili birçok soruya cevap vermek durumunda olabilirsiniz.

Doktorunuz kulağınızı, burnunuzu ve boğazınızı muayene ettikten sonra sinir sistemiyle ilgili bazı testler yapacaktır. İç kulak hem işitme hem de dengeyle ilgili olduğu için dengedeki bir bozukluk işitmeyi de etkileyecek veya bunun tersi olacaktır. Bu nedenle doktorunuz işitme testi (odiogram) isteyebilir.

Bazı durumlarda kafatasınızın röntgenini, tomografisini veya manyetik rezonans ile görüntülenmesini veya iç kulağınızı uyarmak için kullanılan sıcak veya soğuk sudan sonra göz hareketlerinizi izleyecek bir test (elektronistagmografi - ENG) isteyebilir. Bazı durumlarda da kalbinizin değerlendirilmesini veya bazı kan testlerini önerebilir. Her hasta için her test gerekmemektedir. Doktorunuzun kararı hangi testlerin gerekli olduğunu belirleyecektir. Benzer olarak önerilen tedavi de konulan teşhis ile ilişkili olacaktır.

BAŞ DÖNMESİNİ AZALTMAK İÇİN NE YAPABİLİRİM?

Ani pozisyon değişikliklerinden kaçının. Örnek olarak yatar durumdan aniden ayağa kalkmayın veya bir taraftan diğerine ani olarak dönmeyin.

Aşırı kafa hareketlerinden (özellikle yukarı bakmak) veya hızlı baş hareketlerinden kaçının.

Dolaşımı bozacak (nikotin, kafein ve tuz) ürünlerinin kullanımını azaltın.

Baş dönmenize neden olan stresden, sinirlilikden uzak durun ve allerjiniz olan maddelere maruz kalmamaya çalışın.

Baş dönmeniz olduğunda araba kullanmak tehlikeli alet kullanmak veya merdiven tırmanmak gibi zarar verebilecek aktivitelerden uzak durun.

guzelbayan.bloggum.com'daki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır, doktor uyarısı ya da önerisi yerine geçmez.