Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda,2009 moda,2009 kış modası,2009 moda trendleri

Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki| sonraki >
22 tane "sebepleri" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"sebepleri" tagli diger ogeler resimler, videolar

kızlık zarı diktirme kızlık zarı

Diyarbakır’da on yıldır görev yapan ve Dicle Üniversitesi Plastik Cerrahi Bölümü’nü kuran Doç. Dr. İbrahim Aşkar, kızlık zarı diktirmeyle ilgili olarak yaşadıklarını anlattı:

CETAD’ın yaptığı araştırma; Türkiye’de her on kişiden birinin kızlık zarının dikilmesini önerdiğini gösteriyor. Doğu’da kızlık zarı dikilmesi yaygın mı?
Evet, Doğu’da yaygın. Biz de dikiyoruz, kadın doğum uzmanları da dikiyor. İstatistiksel olarak değerlendirmek gerekiyor ama elimizde kesin rakamlar yok. Batı’da da, Doğu’da da bu konuda rakamsal düzeyde konuşmak çok zor. Çünkü tabu olduğu için bu operasyonlar çoğu zaman küçük operasyon kaydıyla kayıtlara yazılıyor, detayına girilmiyor. Bekaret; Doğu toplumunda çok çok önemli ama eskiye göre burada da bir hayli rahatlama var. Bazen gençler evlenmeden cinsellik yaşıyor ama bunu tabu olarak gördüklerinden ilişkilerini korumak adına birlikte gelip kızlık zarının dikilmesini istiyorlar. Küçük değişimlere rağmen bekaret tabusu özellikle Doğu toplumunda mutlaka koruması gereken bir adet.

18 YAŞ ALTI YASAK

Genç kızlar gelip gizli gizli kızlık zarlarını diktirmek istediklerinde bu uygulamayı yapıyor musunuz?
18 yaşın altında böyle bir şey kanunen mümkün değil. Gelenlere, 18 yaşın üzerinde olmaları gerektiğini ve en azından bir aile büyüğünün bilgisi olması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü kimseye haber vermeden gelen birine müdahale yapmak sağlıklı ve doğru değil. O yüzden en azından yanında biri mutlaka oluyor. Ayrıca işin tıbbi yönü de var; basit operasyon sayılıyor ama yine de riski vardır. Bu yüzden hastanın mutlaka müdahaleyi birine haber vermesini istiyorum. Bazen annesiyle gelenler bile oluyor.

Sizce hekim olarak bunu yapmak doğru mu? Bir hekimin ‘ben kızlık zarı dikmem’ deme hakkı var mı?
Reddedecek bir doktor olduğunu zannetmiyorum. Çünkü bu operasyon aynı zamanda sosyal bir gereklilik oluyor. Ben, bana bu operasyon için başvuran kişinin hikayesini bile sormam. Çünkü genç kızın bundan rahatsız olabileceğini düşünürüm. Zaten gelirken eminim büyük zorluk çekmiştir ve bu son umududur. Tek sorduğum şey; operasyon için sorunun geçmişteki bir olay nedeniyle mi kaynaklandığı, yeni mi oluştuğudur. O kadar! Buna önem veren kişiler birbirlerine beyaz ya da pembe yalan söylüyorlar. Bence gereksiz bir yalan ama yine de toplum önem veriyorsa…

Kadın açısından zahmetli bir uygulama mı; ne kadar sürüyor, aynı gün genç kız ailesine fark ettirmeden evine dönebiliyor mu?
İki tip tekniği var. Birincisi yalnızca dikiş atılarak yapılıyor. Daraltma şeklinde oluyor ve gerdeğe girmeden üç dört gün önce yapılması gerekiyor. ‘Flep’ dediğimiz teknikle yapılanı ise daha zorlu hatta ameliyat bile gerektirebiliyor. Bir doku alarak yama yapıyoruz ve o alanı daraltıyoruz. Hastanın tercihine göre uygulanan teknik değişiyor. 20 dakika ya da 10 dakika sürüyor. İki teknik de lokal anestezi ile yapılıyor.

Dikilen kızlık zarı; genç kız ne zaman cinsel ilişki yaşarsa o zaman mı bozuluyor, yoksa birkaç ay mı dayanıyor?
Bu operasyon için gelen genç kızlarla fazla diyaloğa girmeyiz; bu tamamen onun özelidir. Ama neye ihtiyacı olduğunu öğreniyoruz. Birkaç gün sonra evlenecek mi, yoksa evlenmesi bir yıllık zaman dilimi içinde mi gerçekleşecek; ona göre anlattığım bu iki teknikten birini uyguluyoruz. Daraltmayı üç dört gün önce yaptırması gerekiyor. Öyle olunca nikahtan üç gün önce geliyorlar. Diğer ‘fleb’ dediğimiz tekniği ise birkaç yıl önce de yaptırmış olabiliyor. Onda bir problem olmuyor.

Kızlık zarı dikilince cinsel ilişki sırasında anlaşılma ihtimali var mı?
Eğer başarısız olduysa anlaşılır, onun dışında kimse anlayamaz. Kızlık zarını diktiren genç kızların en büyük korkularından biri budur. Ama fark edilmesi neredeyse mümkün değildir.

Hangi estetik sorunlar Doğu’da kadınların evlenmesine engel, evlenmek isteyen genç kızlar hangi ameliyatları yaptırmak istiyorlar?
Doğu’da özellikle köylerde evlilik yaşı çok küçük. 20 yaşına gelip evlenemediyse o zaman genç kıza zaten garip bakılıyor. Bir kız evlenme yaşını geçtiyse ve özellikle burnunda sorun varsa bazen ailesi tutuyor kolundan getiriyor. Doğu’da en legal estetik ameliyat burun ameliyatıdır. Ailenin durumu iyiyse köylerden bile genç kızlar burun operasyonu için getiriliyor. Onun dışında plastik cerrahi yapılır, boyun, göğüs ve kalça çevresindeki yanık ameliyatı yaptırırlar.

zayıflama

Çeşitli sebeplere bağlı olarak, kişinin kilo kaybetmesi hâli. Zayıflamaya yol açan birçok hastalık vardır. Bunlar arasında çeşitli kanser türleri, zehirli guatr (hipertiroidim), tüberküloz gibi müzmin enfeksiyon hastalıkları, anoreksi nervosa gibi ruh hastalıkları sayılabilir. Durup dururken kısa zamanda süratle kilo kaybeden insanlar, kanser yönünden araştırılmalıdır. Kanserli hastalardaki zayıflamanın asıl sebebi iştahsızlıktır. Hasta o derece zayıflar ki bir deri, bir kemik hâlini alır. Bu tür aşırı zayıflığa “kaşeksi” adı verilir. Hipertiroidismde hastanın iştahı oldukça artmış olmasına rağmen, hasta giderek zayıflar. Bunun sebebi de vücut metabolizmasının aşırı derecede artmış olmasıdır. Anoreksia nervosa denen ruh hastalığı; daha ziyâde genç kız ve kadınlarda görülür. Hastanın aklî dengesi ve davranışları normal görünmektedir. Fakat bu hastalar yemek yemekten nefret ederler. Bir deri, bir kemik hâlini almışlardır. Normal kilonun çok altında olduklarının ve kilo almaları lazım geldiğinin şuurunda oldukları halde, yemek yemeye yanaşmazlar. Hastalığın temelinde,  psikolojik ve sosyal problemler yatmaktadır. Tedâvisi çok güçlük arz eder. Çeşitli müzmin enfeksiyon hastalıklarının seyri esnâsında görülen zayıflama, bu hastalıkların tedâvi edilmeleriyle düzelmektedir. Zayıflamanın en çok görülen sebeplerinden birisi de, yeterli gıdâ maddesi bulamama veya mevcut gıdâlardan bilgili bir şekilde istifâde edememe hâlidir. Bu durum bugün en çok Afrika ülkelerinde, Hindistan, Endonezya ve Filipinler’de görülmektedir. Bu ülkelerde hergün açlık ve açlığın yol açtığı hastalıklar sebebiyle binlerce insan ölmektedir. Protein ve kalori yetersizliğine uğrayan çocuklarda “Marasmus” ve “Kwashiorkor” denen beslenme bozukluğu hastalıkları görülmektedir. Bu çocuklar şiş bir karına sâhiptirler. Kemikleri sayılabilmekte ve normal beslenmeye geçilmezse bu çocuklar bir süre sonra ölmektedir. Her insanın yaşına, boyuna göre ideal bir vücut ağırlığı hesaplanabilmektedir. Bu ideal ağırlığın üstündeki insanlar şişman olarak vasıflandırılırlar. Şişmanlığın ise sağlığa birçok zararları vardır (Bkz. Şişmanlık). Hem şişmanlığın sağlık üzerine olan menfî tesirlerinden korunmak hem de mütenâsip bir dış görünüşe kavuşmak için, insanlar fazla kilolarını atmak istemektedirler. Çeşitli rejimler, yâni şişmanlığı azaltıcı ve önleyici beslenme metodları her zaman ve özellikle kadınlar arasında büyük rağbet görmektedir. Vücutta gereğinden fazla aldığı enerjiyi depo etme kâbiliyeti vardır. Eğer bir insan, bir süre yemek yemezse veya az yemek yerse, biriktirdiği enerjiyi harcayacaktır, yâni depoladığı yağı eritmiş olacaktır Vücut ağırlığı, gereğinden az veya çok yemekle azaltılıp arttırılabilir. Jimnastik, yüzme, gibi sporlar kilo vermeye yardımcı olursa da insanı asıl zayıflatan husus, aldığı besinleri azaltmasıdır. Birçok ülkede, birtakım zayıflatma cihazları, masaj makinaları, vibrasyon ve akupunktur makinaları da kullanılmaktadır. Fakat bu makinaların nasıl zayıflattığı ilmî olarak yeterli açıklanabilmiş değildir. Bütün zayıflama rejimlerinin temeli daha az besindir. Ancak sağlıklı bir zayıflama rejimi esnâsında protein, vitamin ve mineral ihtivâ eden besinlerden yeteri kadar alınmalıdır. Seçilecek rejim, uygulanacak kimseye uygun olmalıdır. Bunun için de zayıflamak isteyen şahıs rastgele bir rejim uygulamamalı, mutlaka bir doktor veya diyet uzmanının (diyetisyen) tavsiyesine göre hareket etmelidir. Çok sıkı bir rejimle süratli kilo vermek sağlık açısından oldukça zararlıdır. Muhteviyatı ne olursa olsun bütün zayıflama rejimlerinin temelinde karbonhidratlı gıdâların azaltılması yer almaktadır (tatlılar, pastalar, çörekler, börekler vs.).

Zayıflama hakkında bilgi, Zayıflama nedir? Zayıflama tedavisi için lütfen bir uzmana başvurun.
Zayıflama hastalığı hapları ilaçları

Kan ve kolestrol düzeylerini etkileyen riskler

Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar.Bazı kişiler Karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğarlar.Bu yüzden karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları da kolesterol seviyelerini etkilerler.
Tiroid hastalıkları, diabet gibi bazı genetik faktörlerde kolesterol seviyelerini arttırıcı etki gösterebilirler.Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir.Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyuküsü varsa
koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.

Yağlı Yiyecekler. Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur.Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.

Hareketsiz yaşam tarzı. Diyet kadar önemli bir risk aktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direk ilişki olduğunu göstermektedir. fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.

Aşırı Kilo. Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul etmektedir.Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir.Bu da arterler de plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.

Sigara. Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşantı tarzına eğilimlidirler. Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.

Aşırı Alkol Tüketimi. Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün(özellikle günde bir-iki bardak kırmızı şarabın) yararı,aşırı miktarlarda tüketilen alkolun ise karaciğere zararı ve kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltici etkisi vardır.

Yaşlanma. Yaşla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler.Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer risk faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.

Cinsiyet.Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar.
Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.
Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.

Uzun Süreli Hastalıklar. Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizm in kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyıovasküler hastalık riskini arttırdığını göstermiştir.

Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon). Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon ilaçları LDL ve Trigliseridleri arttırıp HDL yi düşürebilir.Kontrollere önem vermek gereklidir.

Stres. Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.Ancak bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok yiyerek veya alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettiklerini, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar

Kaç kaloriye ihtiyacımız vardır

Hemen hepimiz kilomuzu korumanın aldığımız enerji ile tükettiğimiz enerji arasındaki dengeye bağlı olduğunu biliriz. Aldığımız enerji tükettiğimizden fazla ise kilomuz artar, az ise kilomuz azalır. Peki mevcut kilomuzu korumamız için gerekli enerjini kaç kalori olduğunu nasıl hesaplayabiliriz?

Vücudumuzun harcadığı enerjiyi belirleyen üç temel faktör vardır: Bazal metabolizma hızımız, aktivite ile yaktığımız enerji ve yiyeceklerin termik enerjisi.

1.BAZAL METABOLİZMA HIZI:
Kesin istirahat koşullarında bulunan, fiziksel ve ruhsal olarak bütünüyle rahatlamış ve yaklaşık 12 saattir aç olan bir insanın yanlızca nefes alma kalp atışı,kan dolaşımı, vücut sıcaklığının belirli bir düzeyde tutulması gibi hayati fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gereksinim duyduğu enerji miktarıdır. Bazal metabolizma hızını etkileyen çeşitli faktörler vardır:

· Yaş: Gençlerde bazal metabolizma hızı yüksek, yaşlılarda ise daha düşüktür.

· Uzun, ince yapılı kişilerde bazal metabolizma hızı daha yüksektir.

· Çocuklar ve hamilelerde bazal metabolizma hızı yüksektir.

· Yağsız dokulara sahip kişilerde bazal metabolizma hızı yüksek, yağlı vücutlarda ise daha düşüktür.

· Ateşli hastalıklar bazal metabolizma hızını arttırır.

· Stres hormonları bazal metabolizma hızını arttırır.

· Dış ortamın sıcak veya soğuk olması bazal metabolizma hızını arttırır.

· Oruç veya şiddetli açlık durumunda bazal metabolizma hızı azalır.

· Bir tiroid hormonu olan tiroxin bazal metabolizma hızının ayarlanmasında anahtar rolu oynamaktadır.Tiroxin üretimininin artması durumunda bazal metabolizma hızı da artmaktadır.

Bazal metabolizma için harcanan enerji vücut enerjisinin yaklaşık % 60-70 ini oluşturur. Bu sebeple alınacak kalorinin hesaplanabilmesi için Bazal Metabolizma Hızının hesaplanması önem taşımaktadır.

Biz size Bazal Metabolizma hızınızı hesaplayabilmeniz için Harris-Benedict Denklemini veriyoruz:

· Erkekler= 66 + ( 13.7 x Kilogram olarak ağırlık) + ( 5 x santimetre olarak boy ) - ( 6.8 x yaş )

· Kadınlar= 655 + ( 9.6 x Kilogram olarak ağırlık) + ( 1.7 x santimetre olarak boy ) - ( 4.7 x yaş )

2. FİZİKSEL AKTİVİTE İLE TÜKETİLEN ENERJİ:

Vücudumuzun harcadığı enerjiyi belirleyen ikinci temel faktör fiziksel aktivite ile tüketilen enerjidir. Toplam yakılan enerjinin % 20 - 30 unu oluşturur. Günlük aktivitelerinizi ve harcadığınız kalorileri toplayarak elde edeceğiniz sonuç en güvenilir sonuç olacaktır.

3.YİYECEKLERİN TERMİK ETKİSİ:

Toplam harcanılan kalorimizin yaklaşık olarak % 10 u yediğimiz yiyeceklerin sindirilmesi esnasında harcadığımız enerjidir. Yiyeceklerin termik etkisi toplam harcanan kalori x % 10 formülü ile hesaplanır.

Günlük toplam harcadığınız enerjiyi bulmanın en emin yolu yukarıdaki 3 faktörde elde ettiğiniz enerjilerin toplamının bulunmasıdır. Ancak basit bir şekilde günlük harcadığınız enerjiyi bulmak isterseniz; Bazal metabolizma hızınızı hesapladıktan sonra:

· Hareketsiz yaşam için: ( Normal günlük aktivite) : 1.40 veya 1.50 x Bazal Metabolizma hızı

· Haftada 3-4 kez ılımlı egzersiz yapanlar için: 1.55 veya 1.65 x Bazal Metabolizma hızı

· Haftada 4 kereden fazla egzersiz yapan çok aktif kişiler için: 1.65 veya 1.75 x Bazal Metabolizma Hızı

· Haftada 6-7 kez 1 saatten fazla egzersiz yapanlar için: 1.75 veya 2 x Bazal Metabolizma hızı

formüllerini kullanarak günlük yaktığınız kaloriyi hesaplayabilirsiniz.

Bu yazı ile bir günde yaktığınız kalori miktarını öğrendiniz. Bundan sonra harcadığınız kaloriden daha az kalori alarak (örneğin günlük 500 kalori daha az) zayıflayabilir; daha fazla kalori alarak şişmanlayabilir, veya harcadığınıza eşit kalori alarak kilonuzu koruyabilirsiniz.

Kalori tüketmenin kolay yolları

Özel diyet gıdaları almadan ya da spor salonuna gitmeden kilo verebilir misiniz? Evet!

Hayatınızda önemli değişiklikler yaparak, paradan tasarruf ederken emniyetli ve kalıcı bir biçimde kilo vereceksiniz.
1. Eliniz abur cubura değil, suya uzansın. İştahınızı yatıştırmanın eldeki en ucuz, en emniyetli yolu bu…
2. Dolapları boş tutun. Hem paradan hem de sizi caydıracak şeylerden tasarruf edersiniz. Etrafınızdaki yiyecek çeşitlerini azaltmanız sizi gereksiz yere atıştırmaktan alıkoyacak.
3. İlham verici bir şeyler yapın. Kilo verdiğinizde giymekten büyük keyif alacağınız bir elbiseyi buzdolanızın kapağına yapıştırarak kendinizi teşvik edebilirsiniz. Göbeğinize �piercing� yaptırmak da zayıflama azminizi artıracak bir fikir olabilir.
4. Baharatları dilediğiniz gibi kullanın. Araştırmalara göre, zencefil, kırmızıbiber, pul biber gibi baharatlar ve bunlarla yapılan soslar vücudunuzun yağ yakma kabiliyetini %25 oranında artırabilir.
5. Kilo vermek için uyuyun. Uykunuzu yeteri kadar almanız, daha fazla enerji elde etmek için yemek yemenizi engeller. Yapılan son bir araştırmaya göre, yeterince uyuyan bir kadının metabolizması %40 oranında artıyor.
6. Gece mutfak seferlerine bir son verin. Araştırmacılar karanlık odaların ve gecenin karanlığının bizi daha fazla yemeye sevk ettiğini belirtiyorlar. Yataya bir saat erken girmeyi deneyin. Evinizde daha neşeli, parlak ışıklara yer verin, hem daha mutlu olacak hem de daha az atıştıracaksınız.
7. Kahvaltıyı kesinlikle sektirmeyin. Gün için gereken enerji yakıtınızı almanızı ve öğle yemeğinde kendinizi daha az aç hissetmenizi sağlar.
8. Doğru bir biçimde atıştırın. Sert bir şeker 20 kalori civarındadır, tüketme süresi 20 dakikaya kadar çıkabilir. 400 kalori içeren bir dondurma külahı ise on dakikaya kalmadan midenizde olur.
9. İçinizden çılgınca yemek yemek geliyorsa, size kendinizi iyi hissettiren müzikler dinleyin. Araştırmacılar müziğin beyindeki, en sevilen yiyeceği yemenin etkilediği merkezi harekete geçirdiğini belirtiyorlar.
10. Yeşil çay için. İsviçre Üniversitesi�nde yürütülen bir araştırmanın sonuçlarına göre, yeşil çay içmek vücudun yaktığı kalori miktarını artırıyor. Günde üç fincan içmeye çalışın.
11. Yediğiniz şeye yoğunlaşın. TV izlerken, bir şeyler okurken, ders çalışırken ya da e-mail�lerinizi yanıtlarken yiyecekleri gözden uzak tutun.
12. Dışarı çıkın. Günde en az yirmi dakikayı dışarıda oturarak ya da yürüyerek geçirin. Güneş ışığı içinizdeki yeme istediğini kontrol etmenize yardımcı olur.

Karanfilin Faydaları

Mersingiller familyasındandır. Anayurdu Endonezya’daki, adı yerli dilinde baharat anlamına gelen Moluk takımadalarıdır. Ama, günümüzde daha çok Afrika kıtasının doğusundaki Zengibar ile Hint Okyanusundaki diğer adalarda yetiştirilmektedir, iklimi uygun olmadığından ülkemizde yetişmeyen karanfil ağacı, 10-20 m’ye kadar boylanabilen ve kışın yapraklarını dökmeyen duyarlı bir bitkidir. Derimsi dokulu, parlak ve iri yaprakları dallarda karşılıklı çiftler halinde dizilmiş olup üzerlerinde salgı bezi benekleri bulunur.

Çan biçimindeki pembe renkli çiçeklerinin tomurcukları kurutulduğunda kırmızımsı kahverengine döner. Hoş kokulu olan bu tomurcuklara kısaca ‘karanfil’ adı verilir. Kısmen gölgeli, soğuk ve rüzgâra karşı korunmalı yerleri seven karanfil ağacı, suyu iyi akıntılı ve asitli toprakları yeğler. Tohumuyla ya da gövde çelikleriyle çoğaltılır.

Karanfil tomurcuklarında ogenol (ojenol) adı verilen hidrokarbon, şahsilik asit ve karyofıllin içeren bir uçucu yağ (esans) bulunur. Karanfılyağı da denilen bu esans, diş hekimliğinde sıkça yararlanılan antiseptik ve ağrı kesici ilaçların yapımında kullanılır. Karanfil tomurcukları ise, bazı reçel, yemek, turşu ve baharatlı şarapların yapımında çeşni olarak kullanılmaktadır.

Karanfil tomurcuklarının ve karanfilyağının sağlığa yararlı etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöyle özetlenebilir:

1. Karanfil tomurcukları uyarıcıdır. Özellikle sindirim sistemi üzerinde uyarıcı etki yapar.
2. Gaz söktürücüdür.
3. Mide bulantısını bastırır. Kusmaları önler.

Bu etkilerinden yararlanılmak üzere piyasada satılan karanfil tomurcuklarından bir tutam (7-8 tane) alınıp 1 bardak kaynar suya atılır. 10 dakika demlendirilerek hazırlanan infüzyon ılık olarak içilir.

1. Karanfil tomurcukları nefesin kötü kokusunu yok eder. Bunun için tomurcuklar ağızda çiğnenip sert bakiye tükürükle atılır ya da yukarda tarifi verilen infüzyonla gargara yapılır.
2. Karanfil tomurcuğu ağrı kesici ve hafif uyuşturucudur. Bu etkilerinden yararlanılarak diş ağrısını kesmekte kullanılır. Bir adet karanfil tohumu ağıza alınır. Ağrıyan çürük dişin yakınına getirilir ve bir süre orada tutulur ya da gene piyasada satılan karanfilyağı biraz pamuğun üzerine damlatılır ve pamuk ağrıyan dişe bastırılır.
3. Karanfılyağı romatizma ve nevralji ağrılarının hafifletilmesinde yararlı olur. Bunun için karanfilyağı ağrılı yerlere dıştan ovuşturularak uygulanır.

Aniden ortaya çıkan bel ağrısı

Bir ağır kaldırma, ani hareket veya ani bir öksürme, hapşurma neticesi bir anda oluşan ve kişiyi hareketsiz bırakan bel ağrılarının önde gelen nedeni aşınmış yıpranmış disklerin kayarak omurga bağları yada sinirler üzerine baskı yapmasıdır. Bu durumda hemen sırtüstü yatıp, dizlerin, bacakların altına birkaç minder veya bir sandalye koyarak gevşemeye çalışılmalı. Bu tür ağrılarda 5-10 dakikalık buz mesajı yapılabilir. Ağrıyı ve kas spazmını azaltmada faydası olur. Akut durumda soğuk uygulama faydalıdır. Bu dönemde uygulanacak sıcak ağrıları daha da artırabilir. Sıcak tedavi, ağrılar devamlı hale gelince (kronikleşince) uygulanır.

Grip Ve Soğuk Algınlığı

Grip, influenza denilen virüsün bronşlar ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana getirdiği, özellikle sonbahar sonu, kış ve ilkbahar başında salgınlara yol açan yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur.

İşgücü kaybı açısından bakıldığında tüm dünyada işe devamsızlığın %10′undan sorumludur. Dünya nüfusunun yaklaşık %10-20’si her yıl gribe yakalanmaktadır.

Grip olan kişilerin aksırık, öksürük ve hatta konuşmaları ile üst solunum yollarındaki salgılardan yayılan virüs yüklü su damlacıkları havaya geçerek orada saatlerce asılı kalabilir. Bu damlacıklar nefes yolu ile alındıklarında, alt ve üst solunum yoluna yerleşirler ve orada hızla çoğalırlar. Kuluçka süresi 1-3 gün arasında değişir ve bu dönemde kişide hastalık belirtisi olmamasına karşın hastalık bulaştırıcı özellik bulunmaktadır. Bu özellik grip belirtileri başladıktan sonra 4-6 gün kadar da devam eder.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Başlangıcı genellikle anidir. Kişi kendini iyi hissediyorken, 1-2 saat içinde önce; üşüme, titreme, terleme, baş ağrısı, kas ağrıları ve ateş (38°C-40°C) başlar, daha sonrasında ise burun akıntısı, baş dönmesi, öksürük, boğaz ağrısı, göğüste yanma, ağrı, gözlerin sulanması ve gözlerde ışığa hassasiyet şikayetlerinden bir ya da birkaç tanesi tabloya eklenebilir.

Bu belirtiler 3-5 gün kadar sürse de genellikle 2-3 gün içinde düzelme başlar.

EN ÇOK KİMLER RİSK ALTINDADIR?
Küçük çocuklar ve 65 yaşından büyük olan kişiler,
Şeker hastaları,
Astım ve kronik akciğer hastalığı olanlar,
Transplantasyonlu organ nakli yapılmış hastalar,
Böbrek hastaları,
Bakımevlerinde ve huzurevlerinde kalanlar,
Bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavi gören kişiler,
Anne adayları,
Bebekler,

Türkiye’de bu gruplara giren yaklaşık 30 milyon kişi yaşamaktadır.

GRİPTEN NASIL KORUNMALI?

Grip virüsünün vücuda girmesi ile başlayan bu bulgular genellikle 5-7 günde iyileşme ile sonuçlansa da, bazen kulak (otit) veya akciğer enfeksiyonları (zatürre) gibi bazı ciddi enfeksiyonlara yol açabilirler. Bu nedenle korunma çok önemlidir.

Korunma için;
Dengeli beslenmeli: Vücudun ihtiyacı olan protein, yağ, şeker ve vitamin yeterli olarak alınmazsa, vücut direnci düşer ve solunum organları mukoza hücreleri de bu durumdan etkilenir. Özellikle besleyici değeri düşük, yağdan zengin hamburger gibi yiyeceklerin aşırı tüketilmesi grip hastalığına davetiyedir.

Yeterli miktarda su içilmeli: Solunum mukoza hücrelerinin nemli olması, virüs taşıyan damlacıkların etkisine karşı direnci sağlar. Bu nedenle özellikle su içme ihtiyacının azaldığı kış mevsimi de dahil olmak üzere, her dönemde günde 8-10 bardak su içilmelidir.

Düzenli spor yapılmalı: Yetişkin biri için haftada 3 gün, günde 1 saat olmak üzere spor yapılması gereklidir. Spor vücut direncinin arttırılması için çok önemlidir.

Stresten uzak yaşamalı: Stres, vücut direncini azaltarak hastalıklara davetiye çıkaran en önemli etkenlerdendir.

Sigara içmemeli: Sigara da aynı stres gibi vücut direncini azaltır. Ayrıca virüs yüklü damlacıklar, sigara içilen ortamlarda, dumana yapıştıkları için hastalık yapıcı özellikleri artar.

Tokalaşmayın: Grip olan bir kişi ile tokalaşmak, salgın zamanlarında iş yerlerinde bir çok kişi tarafından kullanılan cihazları kullanmak ta bulaş yollarındandır. Çünkü virüs bu gibi yerlerde 2-3 saat canlı kalabilir. Bu nedenle temizlik önemlidir.

Kalabalık yerlerden mümkün olduğu kadar uzak durun: Toplu taşıtlar, sinema, tiyatro gibi kalabalık yerlerde grip olan bir kişinin aksırması ile virüsler büyük bir hızla (160 km/saat) hareket ederek 3-4 metre uzağa yayılabilir.

Düzenli uyuyun: Bir gece uykusuz kalındığında, virüslere karşı savaşan vücut hücreleri yarı yarıya azalmaktadır.

Çıplak ayak dolaşmayın:
Özellikle kış aylarında, zemin ısısı düşük olacağından, refleks olarak solunum mukoza hücrelerini de besleyen vücut damarlarında daralma olacak ve sonuç olarak kan dolaşımı yavaşlayacaktır. Mukoza hücrelerindeki nemlilik oranının azalması ile birlikte savunma gücü de azalacak ve virüslerin girişi kolaylaşacaktır.

Sıcak ortamlardan kaçının: Özellikle kış mevsiminde daha çok kapalı ve sıcak ortamların tercih edilmesi de solunum mukoza hücre zarlarının kurumasına neden olarak virüslerin vücuda girişini kolaylaştırır.

GRİP NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Her şeyden önce istirahat, mümkünse yatak istirahati önemlidir. Yatarken başın yukarıda tutulması (2 ya da daha fazla sayıda yastık ile yatmak) geniz akıntısının vereceği rahatsızlığı azaltacaktır.

Yakınmalar düzeldiğinde hemen normal aktiviteye dönülmemeli, tam bir iyileşme için bir süre daha dinlenmeye devam edilmelidir.

Bulunulan ortamın uygun ısıda olmasına ve iyi havalandırılmasına dikkat edilmeli, havanın kuruması engellenmeli, nemli olması sağlanmalıdır.

Hastalık süresince, özellikle yüksek ateş varsa bol sıvı alınması çok önemlidir. Bu nedenle su içinde eritilerek kullanılan anti-gribal ilaçlar, sıvı alımının artırılması, hızlı etki sağlaması açısından önerilir. Hastalıkta; su, meyve suyu ve kafeinsiz içecekler tercih edilmelidir. Yeteri kadar sıvı alınması sinüslerdeki ve göğsünüzdeki ifrazatın daha az birikmesine ve vücuttan daha kolay temizlenmesine yardım eder.

Hastalık dönemlerinde beslenmeye dikkat etmeli, iştahsızlık varsa enerji ihtiyacını gidermek için karbonhidrattan zengin diyet uygulanmalıdır.

Antibiyotik türü ilaçlar, ancak viral bir enfeksiyon olan gribin üzerine bakteriyel bir başka enfeksiyon eklendiğinde ancak bir hekimin önerisi ile kullanılabilir.

Grip sırasında aspirin kullanılmamalıdır.

SOĞUK ALGINLIĞI NEDİR?

Soğuk algınlığı; çeşitli virüslerin yol açtığı, üst solunum yollarında bazı belirtilere yol açan ‘hafif’ seyirli bir hastalıktır.

En sık görülen virüsler:
Rhinovirüsler %15-40,
Coronavirüsler %10-20,
Parainfluenza virüsü %5-10,
Respiratuar sinsityal virüsler %6,

Soğuk algınlığı kişiden kişiye bulaşır. Başlangıçta bu bulaşmanın aksırma, öksürme ile etrafa saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu sanılmaktaydı. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virüsü almış hastanın elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de ağız-burun mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündedir. Bu nedenle soğuk algınlığının bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıdır.

Yapılan araştırmalarda havanın soğukluğunun soğuk algınlığı hastalığının başlaması ve seyretmesi ile ilintili olmadığını, psikolojik stres, üst solunum yollarını etkileyen alerjiler ve adet dönemlerinin hastalığa yakalanma riskini artırdıkları saptanmıştır.

Soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu virüslerin tümüne direnç geliştiremez. Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk algınlığı geçirilebilir.

Soğuk algınlığı belirtileri: Ateş, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı, yorgunluk hissi, akan ya da dolu burun, hapşırma, boğaz ağrısı, göğüs doluluğu, koku ve tat duygusunun azalması, kulaklarda basınç hissi ve ses kalitesindeki değişiklikler

SOĞUK ALGINLIĞI TEDAVİSİ:

Soğuk algınlığı tedavisinde antibiyotiklerin yeri yoktur. Tedavi belirtilere göre yapılmalıdır. Su içinde eritilerek kullanılan ve soğuk algınlığına ait belirtileri gideren ilaçlar, sıvı alımının artırılması ve hızlı etki sağlaması açısından da önerilmektedir. Ayrıca istirahat edilmesi ve stresten uzak durulması da vücut direncinin yeniden kazanılmasına yardım eder.

Virüsler, mikrobun bulaştığı yerlerde (kapı tokmağı, telefon gibi) canlı kalabildikleri için, bu yüzeylere temastan sonra virüsleri rahatlıkla burnumuza veya gözlerimize transfer edebiliriz. Bunu engellemek için ellerimizi sık sık sabunlu su ile yıkamalıyız.

Babaların çocukların hayatındaki önemi

Anneler kadar babalar da bir çocuğun hayatında büyük rol oynar. Çocuklar aileleri içerisinde anne rolünü gördükleri kadar baba rolünü de görmek isterler. Ancak dünya genelinde yaygın olan bir kanıya göre babalar anneler kadar çocukları ile iletişim kurmaktan kaçınırlar ve bunun doğal olduğunu düşünürler.Uzun yıllardır yapılan araştırmalar bu durumun zannedildiği gibi olmadığını, babaların da en az anneler kadar çocuklarının gelişiminde pay sahibi olduklarını ortaya çıkmıştır.Toplum genelinde babalara yüklenen sorumluluklar ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak, ailenin birliğinden ve beraberliğinden sorumlu olmak olarak görülmüştür, anneler ise çocuk bakımından ve ev idaresinden sorumlu tutulmuştur. Ancak değişen hayat koşullarımız gerek annelerin gerek babaların sorumluluklarını hem genişletmiş hem de bir ölçüde değiştirmiştir.
Hayat koşullarının değişmesi, araştırmacıları ve eğitimcileri anne ve babaların farklı rollerinin çocuklarının gelişimlerine nasıl yansıdığını merak etmelerine neden olmuş ve konu hakkında çeşitli çalışmaların yapılmasına yol açmış.

Yapılan birçok araştırmanın sonucunda babaların çocukları ile ilişkilerinde pek çok eksiğin olduğu ortaya çıkmış. Bunlardan en önemli olanı ise çocukla babanın aynı aile içerisinde yaşamalarına rağmen birbirlerini yeterince tanımamalarından kaynaklanan iletişim problemleri olarak belirlenmiş.
Bu problemin kısa zamanda (çok küçük yaşlarında iken) çözülmemesi durumunda çocuklarda ciddi gelişimsel eksikliklerin ortaya çıktığı yine bu araştırmaların sonucunda vurgulan önemli bir diğer bulgu.

Bu nedenle babalar çocukları ile olan iletişimlerini güçlendirmeli ve çocuklarının gelişimlerinde önemli rol oynadıklarını unutmamalılar. Çocukları ile daha fazla iletişim kurmak isteyen babalar için işte birkaç önemli ipucu.

Neler Yapabilirsiniz?

● Çocuğunuzu dinlemeye özen gösterin, onun fikirlerine ve planlarına önem verin.

● Çocuğunuzla beraber geçireceğiniz zamanlar planlamaya çalışın, çocuğunuz ve sizin beraber yapmaktan hoşlandığınız aktiviteleri belirleyin ve bulduğunuz ilk fırsatta belirlediğiniz aktiviteler arasından birini seçerek çocuğunuzla uygulayın.

● Eşinizle konuşarak ondan konu hakkında size yardımcı olmasını isteyin, çünkü bazen anneler çocuklarını kendi himayeleri altına alma eğilimine gereğinden çok fazla girerler ve sizin çocuğunuzla kuracağınız iletişimi istemeden de engelleyebilirler.

● Eve yorgun gelmiş olsanız bile çocuğunuzla kısa da olsa bir süre beraber vakit geçirmeye ve oynamaya çalışın, eğer onunla oynayamayacak kadar yorgunsanız çocuğunuza durumunuzu uygun bir dille anlatın ve dinlenince onunla oynayacağınızı ona söyleyin.

● Çocuğunuza verdiğiniz sözleri yerine getirmeye çalışın, yerine getiremeyeceğiniz sözleri onlara vermeyin. Çünkü bu durum çocuğunuzla olan ilişkinizi oldukça zedeler ve size karşı olan güvenini yitirmesine sebep olabilir.

● Özellikle erkek çocuklar için babalar rol model olurlar. Erkek çocukların kafasında tam olarak baba figürünün oturmamış olması onların sosyal ve duygusal gelişimlerine oldukça zarar vermektedir. Bu nedenle babaların bu konuda dikkatli olması çok önemlidir…

Evliliklerde Krizler Nasıl Aşılır

Amerikada yapılan bir araştırmaya göre evli her 100 kadından 25i, evli her 100 erkekten 70i en az bir kere eşini bir başkasıyla aldatıyor. Evlilikte aldatma ve aldatmaya kadar gidebilen diğer sorunlar için Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan önerileri:Eşler arasındaki kavgalar evliliğin tuzu biberi mi?Eskiler, eşler arasındaki kavgaları evliliğin tuzu biberi olarak görürler ve ilişki için gerekli olduğunu söylerler. Bir bakıma, kavgası gürültüsü olmayan evlilikler pek hayra alamet yorumlanmazdı. Günümüzde ise evliliklerin geneli fazlaca tuzlu ya da biberli! Eşlerin birbirine Artık bu iş burada biter dediği kavgaların, tartışmaların yaşanmadığı evlilikler yok değil dersek, abartmış olmayız.Evlilikte krizler neden sıklaştı?

Ekonomik şartlar, şehir hayatının olumsuzlukları, sosyal nedenler, bireyin toplumda yalnızlaşması gibi nedenler, evliliklerde derin krizlerin yaşanma sıklığını artırdı. Bu aynı zamanda çiftleri kriz anlarına hazırlıklı olmaya ya da ilişkideki sorunları krize dönüştürmeden önleme yollarını öğrenmeye mecbur bıraktı.

Evlilikte yaşanan sorunların en önemli nedeni nedir?

İnsanlar olaylar karşısında çoğu zaman hisleriyle tepki verir. Evlilikte yaşanan sorunların, krizlerin en önemli nedeni de; eşlerin birbirine olması gerektiği gibi değil de hissettikleri gibi davranması. Bunu özellikle Doğu toplumlarında görüyoruz. Doğu kültürünün insanları fazla duygusal oldukları için olaylara objektif bakamaz ve duygusal davranır.

Cinsel aldatma evliliğe nasıl zarar verir?

Evliliklerde eşleri birbirine bağlayan en önemli etken sadakattir. Buna karşın evliliklerde sadakati ortadan kaldıran durumların başında cinsel aldatma gelir. Cinsellik insan için özel biriyle paylaşılacak bir durum. Bu yüzden evlilikte cinsel ilişki, eşler için son derece özel, özel olduğu kadar da önemli. Eşlerden birinin diğerini aldatması, bu özel ve önemli birlikteliğe vurulan bir darbe. Tüm toplumlarda cinsel aldatmanın, evliliğin anayasasına aykırı bir davranış olarak kabul edilmesinin nedeni de budur.

Cinsel aldatma günümüzde yaygın bir durum mu?

Evet, günümüzde cinsel aldatma çoğu toplum için sosyal bir sorun haline geldi. Tarihin hiçbir döneminde eşlerin birbirini aldatması, modern dünyadaki kadar yaygın olmamıştı. Örneğin Amerika da yapılan bir araştırmaya göre; evli her 100 kadından 25 i en az bir kere başka bir erkekle cinsel ilişkiye giriyor. Yine evli her 100 erkekten 70 i başka bir kadınla eşini aldatıyor. Cinsel aldatmanın bu kadar yaygın olması, elbette boşanma oranlarına da yansıyor.

Duygusal aldatma olmadığı sürece cinsel aldatma önemli değil mi?

Bu yaklaşımın geçerli olması mümkün değil. Tarafların evliyken başka birileriyle cinsel ilişkiye girmeyi kabullenmesi, aslında bir aldatmacadan ibaret. Bu durum, evliliğin anlamına, genetik yapısına ters. Çünkü cinsel aldatma, duygusal bağlılığa zarar verir ve bunun duygusal aldatmadan bağımsız olduğu düşünülemez. Sevgilisi olan erkek ya da kadın, giderek ailesinden uzaklaşır, fatura da çocuklara ve dolayısıyla topluma çıkar.

Cinsel aldatmayı önemsemeyen birisi evliliğinde mutlu olur mu?

Cinsel aldatmayı önemsemeyen birinin hiç evlenmemesi daha iyi. Hem evlenirim hem de başkalarıyla cinsel ilişkiye girerim tarzında bir yaklaşım sergileyen kişinin, evliliğini sürdürmesi imkansız.

Sanal aldatmalar boşanma için bir gerekçe olabilir mi?

Bu; tüfekle karınca öldürmeye benzer. Yani, elbette ki önlem alınması gerekir ama boşanma için bir gerekçe olamaz.

Erkeğin aldatmasını kadın kabul mu ediyor?

Birçok toplumda erkeğin eşini aldatması daha yaygın. Türkiye de de erkeğin eşini aldatması, aile kurumu için önemli bir sorun. Bunun temelinde, geleneksel aile anlayışımızın erkeğe adeta aldatma özgürlüğü vermesi yatar. Erkektir, elinin kiridir, yapar ama döneceği yer yine evidir düşüncesinin, geleneksel aile modelinde hala geçerli olduğunu söylemek mümkün. Ancak eğitim seviyesinin giderek yükselmesi ve çekirdek aileye geçişle birlikte, erkeğin eşini aldatması da artık boşanma nedeni olarak daha sık karşımıza çıkıyor. Yani erkeğin eşini aldatması artık kadın tarafından eskisi gibi kabullenilmiyor.

Aldatan eş pişman olmuşsa; kadın ne yapmalı?

Eğer eşi gerçekten pişman olmuşsa, kadın da aramızdaki sevgi bağını artırmak için ne yapmalıyım? diye düşünmeli. İnsan değerli bir şey kaybettiği zaman onu hemen unutmaz, tekrar bulmaya çalışır. Evlilik de böyle. Aldatan eş, yere düşen mücevher gibidir. Mücevheri yere düştü diye çöpe atmak yerine, yerden alıp temizlemekte fayda var. Ancak kadın, aldatan eşini affederken, ona mutlaka bir daha yaparsan sonuçları evliliğimiz için kötü olacak mesajını vermeli. Çünkü aldatan erkeğin hemen affedilmesi, hiçbir şey olmamış gibi davranılması; onun bu olayı bir şey olmadı şeklinde yorumlamasına ve aynı hatayı tekrarlamasına neden olur


guzelbayan.bloggum.com'daki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır, doktor uyarısı ya da önerisi yerine geçmez.