saç için hintyağı
Hamilelik ve cep telefonu
Hamilelikte cep telefonu kullanımının zararları
NEW YORK (ANKA)- Hamilelik döneminde cep telefonu kullanan annelerin
doğacak olan çocukları başta davranış bozukluğu olmak üzere çeşitli
ruhsal hastalık riski taşıdığı bildiriliyor.
ABD’nin Los Angeles Üniversitesi ile Danimarkalı Aarhus tarafından yapılan geniş kapsamlı araştırma sonuçlarına göre, hamilelik esnasında kullanılan cep telefonları doğacak olan çocukta davranış bozukluklarına yol açıyor. Yaklaşık 13 bin çocuk üzerinde yapılan araştırmada hamile bir kadının günde bir kaç kez cep telefonu eline alıp kullanması bile doğacak olacak çocuğun hiperaktivite, davranış bozuklukları, okul çağına geldiğinde duygusal karmaşa gibi bazı ruhsal hastalıklara yakalanma riskini taşıdığı ortaya çıktı. 7 yaş öncesi cep telefonu kullanan çocuklarda da bu yüzden çeşitli davranış bozuklukları meydana gelebiliyor.
1990 yıllarının sonunda Danimarka’da yeni doğan 13 bin 159 çocukta yapılan araştırmada, davranış bozukluğu yaşayan bebeklerin annelerinin yüzde 54′ün hamilelik sırasında cep telefonu kullandığı ortaya çıktı. 7 yaş öncesi cep telefonu kullanan çocuklarda görülen davranış bozukluğu ise yüzde 80′e kadar yükseldi. Konuyla ilgili yapılan araştırmaların öncülerinden olan New York Mount Sinai Üniversitesi Profesörlerinden Sam Milham, ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada elde edilen araştırma sonuçlarının doğruluğunu savunarak Kanada’da radyasyon verilen hamile farelerde yapılan benzeri bir deneyde benzer sonuçların ortaya çıktığını söyledi
Selülit
Selülit
Selülit, cildinizde meydana gelen ve ciddileşme olasılığı bulunan bir
bakteri enfeksiyonudur. Derinizde, yanan ve acıyan, şişik, kırmızı bir
alan görülür ve hızla yayılabilir.
Bacakların alt kısmında veya yüzdeki deri, bu enfeksiyondan en yaygın olarak etkilense de, selülit cildinizin herhangi bir bölümünde oluşabilir. Enfeksiyon sadece yüzeysel olabildiği gibi, derinizin altında yatan dokuları da etkileyebilir ve lenf düğümlerinizle kan akışınıza karışabilir.
Yayılan bakteri enfeksiyonu, tedavi edilmeden bırakıldığı zaman, ölüm tehdidi bulunan bir rahatsızlığa dönüşebilir. Bu nedenle, selülitin belirtilerini ve semptomlarını tanımak ve bunlar oluştuğunda anında tıbbi yardıma başvurmak önem taşır.
kalp çarpıntısına dikkat
Çarpıntı bazen masum bazen tehlikeli bir belirtidir. İşte dikkat ettmeniz gereken hususlar..
Kalbinizin kıpır kıpır olması, birini görünce ya da düşününce “küt küt” diye atması iyi bir şeydir ama iş tekrarlayan çarpıntılara gelince değişir.
Sık tekrarlayan çarpıntılar can sıkıcı ve korkutucu olabilir. Çarpıntılarınızın sebebi zamansız ve yersiz kalp atışları veya kalbinizin gereğinden hızlı çalışması olabilir. Eğer çarpıntınız çok sık tekrarlıyorsa, beraberinde baş dönmesi, baygınlık hissi, yorgunluk, göğüs ağrısı de yaşıyorsanız kaynağının kalbinizdeki bir sorun olması ihtimali fazladır. Böyle bir durumda doktorunuzu aramakta geç kalmayın.
KALBİNİZİ NELER HEYECANLANDIRIYOR
Çarpıntı korkutucu bir sorundur ama her zaman ciddi bir kalp hastalığına işaret etmez. Bir stres reaksiyonu, korku ve endişe nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bazı insanlarda nikotin duyarlılığı sigara içer içmez ortaya çıkan çarpıntılara yol açar. Kahve ve çayda bulunan kafein de önemli bir çarpıntı nedenidir.
Ayrıca aşırı çalışma ve yorgunluk nedeniyle oluşan çarpıntı da vardır. Aceleci insanlarda eviyle, işiyle ciddi sorunlar yaşayanlarda ya da farkına varmadığı bir sorun nedeniyle bunalıp sıkılanlarda da çarpıntı ortaya çıkabilir. Eğer sizi rahatsız edecek bir çarpıntı ile karşı karşıyaysanız, ilk önce fazla miktarda kahve, çay, alkol tüketimi ya da ruhsal bir problemden mi kaynaklandığını araştırın. Paniğe kapılmayın. Kilo fazlalığı sorununuz varsa zayıflayın. Eğer nöbetler halinde gelen çarpıntılardan yakınıyorsanız nöbet anında aşağıdaki manevralardan yararlanmaya çalışın. Daha sonrası için doktorunuzdan bir randevu almayı da unutmayın. İşte çarpıntı atağını savuşturmada kullanılabilecek başlıca yöntemler:
- Derin ve güçlü bir şekilde öksürün.
- Ikınma manevrası yapın.
- 20-30 saniye kulağınızı ve burnunuzu kapatarak üflemeye çalışın.
- Soğuk ve buzlu bir içecek için veya ellerinizi çok soğuk suyu ile doldurulmuş bir kaba daldırın.
ALTTA YATAN SORUNLARA DİKKAT
Kalp çarpıntıları sık tekrarlıyorsa bir tıbbı yardım gerekiyor demektir. Çünkü özellikle yaşlı insanlarda çarpıntılar “atriyal fibrilasyon” gibi ciddi bir sağlık sorunundan kaynaklanabilir, bir ilaç yan etkisi olarak ortaya çıkabilir, “kan basıncında yükselmeye işaret edebilir”, “gizli kalmış bir kalp hastalığının” belirtisi de olabilir. Uzun süren kalp çarpıntılarının, “tiroit bezinin aşırı çalışmasından” da kaynaklanabileceği biliniyor.
“Şeker hastalarında” da çarpıntı sık görülüyor. “İdrar söktürücü ilaçlar” gibi bazı ilaçlar da çarpıntıya yol açabiliyor. Çarpıntı problemi çoğu kez önemli bir sağlık sorununa işaret etmez ama tekrarlayan, sıklaşan ve yoğunlaşan bir şikáyet altına geldiğinde dikkat etmekte fayda var.kalp çarpıntısına dikkat
Çarpıntı bazen masum bazen tehlikeli bir belirtidir. İşte dikkat ettmeniz gereken hususlar..
Kalbinizin kıpır kıpır olması, birini görünce ya da düşününce “küt küt” diye atması iyi bir şeydir ama iş tekrarlayan çarpıntılara gelince değişir.
Sık tekrarlayan çarpıntılar can sıkıcı ve korkutucu olabilir. Çarpıntılarınızın sebebi zamansız ve yersiz kalp atışları veya kalbinizin gereğinden hızlı çalışması olabilir. Eğer çarpıntınız çok sık tekrarlıyorsa, beraberinde baş dönmesi, baygınlık hissi, yorgunluk, göğüs ağrısı de yaşıyorsanız kaynağının kalbinizdeki bir sorun olması ihtimali fazladır. Böyle bir durumda doktorunuzu aramakta geç kalmayın.
KALBİNİZİ NELER HEYECANLANDIRIYOR
Çarpıntı korkutucu bir sorundur ama her zaman ciddi bir kalp hastalığına işaret etmez. Bir stres reaksiyonu, korku ve endişe nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bazı insanlarda nikotin duyarlılığı sigara içer içmez ortaya çıkan çarpıntılara yol açar. Kahve ve çayda bulunan kafein de önemli bir çarpıntı nedenidir.
Ayrıca aşırı çalışma ve yorgunluk nedeniyle oluşan çarpıntı da vardır. Aceleci insanlarda eviyle, işiyle ciddi sorunlar yaşayanlarda ya da farkına varmadığı bir sorun nedeniyle bunalıp sıkılanlarda da çarpıntı ortaya çıkabilir. Eğer sizi rahatsız edecek bir çarpıntı ile karşı karşıyaysanız, ilk önce fazla miktarda kahve, çay, alkol tüketimi ya da ruhsal bir problemden mi kaynaklandığını araştırın. Paniğe kapılmayın. Kilo fazlalığı sorununuz varsa zayıflayın. Eğer nöbetler halinde gelen çarpıntılardan yakınıyorsanız nöbet anında aşağıdaki manevralardan yararlanmaya çalışın. Daha sonrası için doktorunuzdan bir randevu almayı da unutmayın. İşte çarpıntı atağını savuşturmada kullanılabilecek başlıca yöntemler:
- Derin ve güçlü bir şekilde öksürün.
- Ikınma manevrası yapın.
- 20-30 saniye kulağınızı ve burnunuzu kapatarak üflemeye çalışın.
- Soğuk ve buzlu bir içecek için veya ellerinizi çok soğuk suyu ile doldurulmuş bir kaba daldırın.
ALTTA YATAN SORUNLARA DİKKAT
Kalp çarpıntıları sık tekrarlıyorsa bir tıbbı yardım gerekiyor demektir. Çünkü özellikle yaşlı insanlarda çarpıntılar “atriyal fibrilasyon” gibi ciddi bir sağlık sorunundan kaynaklanabilir, bir ilaç yan etkisi olarak ortaya çıkabilir, “kan basıncında yükselmeye işaret edebilir”, “gizli kalmış bir kalp hastalığının” belirtisi de olabilir. Uzun süren kalp çarpıntılarının, “tiroit bezinin aşırı çalışmasından” da kaynaklanabileceği biliniyor.
“Şeker hastalarında” da çarpıntı sık görülüyor. “İdrar söktürücü ilaçlar” gibi bazı ilaçlar da çarpıntıya yol açabiliyor. Çarpıntı problemi çoğu kez önemli bir sağlık sorununa işaret etmez ama tekrarlayan, sıklaşan ve yoğunlaşan bir şikáyet altına geldiğinde dikkat etmekte fayda var.kısırlık
Kısırlık
Bilgi
Bazen problem bir inferlilite olmayıp, daha genel bır cinsel problemdir. örneğın ıktidarsız bir adam, eğer ilişkıde bulunacak ereksıyonu sağlayabilirse, döllenme yapabilir. Bunun gıbi, penis vajina içinde fazla ilerlemeden önce meydana gelen erken boşalma (premauıre ejakülasyon) bir spermin yumunta ile karşılaşması ihtinalini azaltır. Bu temel mekanik problemlerden başka, bir erkekte infertilitenin en önemli nedeninin spermlerle ilgili olma ihtimali büyüktür. Azospermi, semende hiç sperm bulunmaması durumudur veya testislerden çıkan pasajda bir tıkanıklık nedeniyle meydana gelir. Oligospermide semende spermler vardır, fakat bir yumurtayı hemen dölleyebilmeye yetecek miktarda değildir. Bunların ve diğer sperm bozukluklarının nedenleri arasında testislerdeki rahatsızlıklar, hormon bozuklukları ve enfeksiyonlar sayılabilir. Erkekteki infertilitenin önemli bir nedeni varikoseldir. Bu, testisi çevreleyen damarların varisleşmesi problemi olup, bazen cerrahi olarak düzeitilebilir. Varisleşmeler testislere ulaşan kanın normal soğumasını önler ve dolayısıyla testisin sıcaklık derecesini artırır. Bu durum, sperm üretimini bozan bir faktördür. Testislerin birçok başka arızası da infertiliteden sorumlu olabiiir. Hormon bozuklukları sıklıkla kan testi yoluyla belirlenebilir ve bunlar bazen tedavi edilebilir. Cinsel yoldan bulaşan hastahklarla diğer enfeksiyonlar spermlerin içinde yol aldığı geçitleri tıkayabilir veya yumurtaya ulaşma yeteneğini bozarak spermleri zedeleyebilir veya spermler öldürebilir. Yaralanmalar da sperm üretimini etkileyebilir. Kabakulak (ve diğer enfeksiyonlar) bazen bir veya her iki testisin ihtilaplanmasına sebep olabilir (orşit). Bu da etkilenen testiste sperm üretimini daimi olarak bozabilir veya önleyebilir. Bazı erkeklerde sperm üretimi tamamen normaldir, fakat spermler penisten çıkmak yerine mesaneye boşalır. Kadınlarda vakaların yüzde 15 kadarında anovulasyo denen, her bir aylık dönemde bir yumurta çıkartma işlemini yapmamak kısırlık nedenidir. Buna çeşitli faktörler neden olabilir. Eğer adet kanaması meydana gelmez veya sadece arasıra olursa, rahmin veya yumurtalanın gelişmesinde bir bozukluk olabilir. Fakat bir kadın normal olarak adet görse bile, yumurtalama sisteminde bozukluk olabilir. Hiperprolaktiremi denen, kanda prolaktin hormonundan aşırı miktarda bulunması anovülasyona yol açabilir. Beynin bir bölümü olan hipotalamus normal olarak bir kadının hipofiz bezini uyaran hormonlar üretir. Bu da yumurtanın bırakılma işlemini harekete geçirir. Eğer hipotalamus hormonları salgılamazsa, yumurta bırakılmaz. Yumurta bırakmamanın diğer nedenleri arasında kontrol altına alınmamış şeker hastalığı veya tiroid hastalığı bulunur. Yumurtlamanın normal olduğu durumlarda, problemi başka yerde aramak gerekir. Vakaların üçte birinde probıemin fallop tüpü anormallikleri olduğu görülür. Fallop tüplerindeki tümörler veya bu tüplerin oluşumundaki anormallikler yumurtanın geçip yolunu tıkayabilir. Endometriosis denen durumda, rahmi kaplayan ve her ay, adet döneminde dışan atılan dokunun bir kısmı rahmin dışında, bir yerde kalır. Bir doku bırakılan yumurtaların fallop tüplerine gidişini veya bu tüplerden geçişini engelleyebilir ve böylece kısırlığa yol açar. Bazen ovülasyon normal şekilde meydana gelir ve yumurta fallop tüplerinden başarıyla geçer. Geçer geçmez de başka problemlerle karşılaşır. Bu problemler arasında luteal safha kusurları vardır. Burada, yumurta bırakıldıktan sonra, bir engel (çoğunlukla bir hormon) yumurtanın daha fazla gelişmesini önler. Bazen rahimle ilgili faktörler kısırlık nedenidir. Bunlar, rahmin biçimsiz olması, kanın içinde normalin dışında bir pozisyonda bulunnması veya rahim tümörleri ile ilgilidir. Bunların cerrahi olarak düzeltilmesi üreme yeteneğini bazen geri getirebilir bazen de getirmeyebilir. Kısırlıktan serviksle ilgili (rahim boynu) ilgili faktörler de sorumlu olabilir: Bunlar arasında serviks düzensizlikleri (bozukluklari), spermi engelleyen büyümeler (tümörler), veya serviks mukozasındaki spermi tahrip eden veya geçişini engelleyen özellikler bulunabilir. Az da olsa, bazı kadınlar sperme alerjiktir ve bunların vücutları, spermin yumurtaya ulaşma fırsatı olmadan onu öldürmek için antikorlar çıkarır. Doktor, bu problemden kurtulmanın çeşitli yollarını önerebilir. Bunun gibi, bazı erkekler enfeksiyonla mücadele için amaçlanmış bulunan, fakat bunun yerine istemeyerek sperme saldıran antikorlar üretebilir. Enfeksiyonun tedavi edilmesi bu problemi ortadan kaldıracaktır. Kadınlarda olduğu gibi, erkeklerde de genitoüriner (üreme ve idrar) yolları etkileyen birçok hastalık kısırlığa yol açabilir. Bunların arasında cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklar da vardır. Tedavi gerektiren iltihaplar, gonore (bel soğukluğu)- chlamidial enfeksiyon, vajinit gibi cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklarla daha seyrek olarak, tüberküloz ve anaerobik streptokok enfeksiyonu sonucu meydana gelir. Bu hastalıklar fallop tüpünün iltihaplanma derecesine, tüpün ucunda ve yumurtalık çevresindeki tahrişe bağlı olarak sorun yaratabilir. Tüplerin ve overlerin (yumurtalık) tutulduğu bilinen ağır pelvis iltihabı hastalığında bile, yoğun bir antibiyotik tedavisi ve konservatif ameliyat, vakaların yüzde 25 ile 30unda doğurganlıkla sonuçlanabilir.
Belirtileri
Kısırlık, çiftlerde çok görülen bir problemdir. Ne mutlu ki, son 20-30 yılda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir ve birçok vakada kısırlık problemleri çözülebilmektedir. Bu bölüm kısırlığın değerlendirilmesinde kullanılan yöntemleri, belli başlı sebeplerini ve tedavisi için çeşitli seçenekleri ana hatlarıyla belirtmektedir. Bu bölümün sonunda kısırlık tedavisinin ahlaki yönleri belirtilmektedir. Kısırlık sorunları arasında sperm problemleri, yumurta problemleri veya bunların birleşmesinde karılaşılan zorluklar sayılabilir. Kısırlık sorunları aynı zamanda cinsel fonksiyon bozukluğundan da doğabilir. Bu durum, daha ileride anlatılacaktır. Doktorlar için kısırlık genellikle yaklaşık olarak 1 yıl süreyle sık sık ve hiçbir korunma yöntemi kullanılmaksızın ilişkide bulunulduğu halde hamile kalamamak anlamına gelir. Kısır olmayan çiftlerin dörtte üçünde bu süre zarfında hamilelik meydana gelecektir. Birçok çift için döllenme yeteneğinin azlığı sıklıkla, daha iyi bir terimdir yani, hamilelik olmamasına rağmen döllenme hala mümkündür, fakat ihtimal o kadar kuvvetli değildir (örneğin, hamileliğin meydana gelmesi için biryıldan fazla bir süre gerekebilir.) Doğurgan olmamanın (infertilite), tam kısırlıkla (sterilite) aynı şey olmadığına dikkat etmek gerekir. Tam kısırlık hiçbir şart altında çocuk sahibi olamamak demektir. Infertilitede çocuk sahibi olma ihtimali yok değildir. Bir çok kimse ve ilgili doktorlar için infertilite, problemine erkeğin katkısı vardır. Vakaların yüzde 50 ila 70inde ipfertilite kadındadır. Hem kadında hem de erkekte infertiliteye birçok faktör neden olabilir.
Tedavi
Kısırlık için yapılan çok sayıda tedaviden hangisinin seçileceği, durumun nedenlerine bağlıdır. Tedavideki son gelişmeler, eskiden kısır olup da şimdi evlat sahibi olabilen çiftlerin sayısını arttırmıştır. Bazı kısırlık nedenlerı tedavi edilemez. Fakat, o durumda bile, kadının buna rağmen hamile kalabileceği çeşitli tohumlama yöntemlerine başvurulabilinir. Bu bölümde kısırlık tedavisi ikiye ayrılmaktadır. 1. Döllenme yeteneğini sağlamak veya eskiden mevcut olan yeteneği geri getirmek 2. Suni tohumlama. Döllenmeyi Sağlama Amacıyla Tedavi Birçok çift için kısırlık tedavisinin en kolay yollarından biri, döllenmeyi sağlamak amacıyla, ne zaman ve ne kadar sıklıkla ilişkide bulunulması gerektiği konusunda öneriler, ile ilgilidir. Bu yol, tam kısır olmayıp da çocuk yapma yetenekleri bozuk veya eksik olan çiftler için özellikle etkilidir: Örneğin, erkekte pligospermi olduğu zaman, cinsel ilişkinin sıklığı hakkında önerileröe bulunmaya ve bunu yumurtlama devresine en iyi uyum sağlamak için nasıl zamanlamak gerektiğine ek olarak, doktorunuz başka öğüder de verebilir. Örneğin ilişkiden sonra kadının, organlarını spermin yumurtaya doğru daha fazla ilerlemesi için en uygun pozisyonda tutmak amacıyla, birkaç dakika sırt üstü, dizlerini bükerek yatması gibi. Iktidarsızlık veya erken boşalma gibi genel cinsel sorunlarda, döllenmeyi geliştirmek üzere tedavi edilebilir. Kısırlık, spermden (veya spermin yokluğundan) kaynaklandığı zaman döllenmeyi başlatmak veya eskiden bulunduğu iyi duruma döndürmek bazen mümkün olabilir. Örneğin sperm problemlerinin çok görülen bir kaynağı olan varikosel, ameliyat yoluyla düzeltilebilir ve bazı durumlarda bu da döllenme yeteneğini geri getirebilir. Testislerde, prostat guddesinde, meni torbacılarında, idrar yollarında olan sorunlar da tedavi edilebilir. Testisin sperm üreten alanları hasara uğradığı için, sperm üretimi bozulduğu zaman ilaç tedavisi pek işe yaramamıştır. sperm üretiminin hipofiz bezi sorunundan kaynaklandığı, son derece nadir vakalarda, insan koryonik gona dotropin veya insan hipofiz gonadotropini kullanımı faydalı olmuştur. Enfeksiyonlar sperm üretimini engellediği, ulaşım sistemini tıkadığı, spermi hasara uğrattığı veya öldürdüğü zaman, enfeksiyonun tedavisi sıklıkla döllenme yeteneğini geri getirir. Bu, özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar için doğrudur ve eşlerin her ikisi de tedavi edilmelidir. Kadında, tedavi muayene ve tahlillerinin sonuçlarına da bağlıdır. Her zaman olduğu gibi, mevcut herhangi bir enfeksiyona veya duruma neden olan diğer bir hastalığı tedavi etmek, ilk yapılacak olan diğer bir hastalığı tedavi etmek, ilk yapılacak iştir. Eğer döllenme problemi yumurta bırakmama nedeniyle oluyorsa (anovulasyon) doktorunuz ovülasyonu gerçekleştirmeye çalışabilir. Genellikle clomiphene citrate, insan menopoz gonadotropinleri veya insan koryon gonadotfopinleri veya insan koryonik gonadotropinleri olan veya olmayan gönadokropin salgılatan hormonlar verilir. Bazen ovulasyonu sağlamak için bir yumurtalık ameliyatı gereklidir. Fallop tüplerindeki tıkanmalar, tümörler veya diğer problemler genellikle ameliyatla tedavi edilir. Mikroşirürji teknikleri fallop tüpleri üzerinde hassas ameliyatlar yapılmasına imkan verir. Fakat bütün fallop tüpü hasarları cerrahi olarak tedavi edilemez. Endometriosis, düşük dozlarda ağızdan alınan doğum kontrol ilaçları da dahil olmak üzere, ilaçla tedavi edilebilir. Bazen endometriyum dokusunun ameliyatla çıkartılması gereklidir Endometriosisin düzeltilmesi döllenme yeteneğini artırabilir. Suni Tohumlara Bir çiftin rahatsızlık nedeninin tedavi edilmesine rağmen kısırlık devam ediyorsa, veya neden beiirlendiği halde tedavi olanaksızsa, hamilelik yine de mümkün olabilir. Kullanılan teknikler arasında, kadından alınan yumurtanın eşinin veya başka bir erkeğin spermiyle suni olarak döllenmesi de vardır. Döllenme işlemi kadının vücudunda veya dışarıda gerçekleşebilir. Dışarıda olması durumunda döllenmiş olan yumurta bir işlemden sonra vücudun içine aktarılır (embriyo trarrsferleri). Test tüpü bebekleri (tüp bebekler), terimi gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü bebek annenin vücudunda gelişir, yalnızca döllenme ve gelişmenin başlangıç safhası (embriyonun gelişmesi) test tüpünde gerçekleşir. Doğru terim invitro döllenmedir. Bir zamanlar gazetelere başlık olan bu konu şimdi uzmanlaşmış kliniklerde rutin hale gelmiştir. Fakat cerrahi bir işlem gereklidir ve bu işlem hem masraflı, hem de zordur. Invitro döllenmede;yumurtalar kadının, yumurtalığından çıkaıttlır. Yumurtaların çekilebilmesi için, oradaki folikülün yerini belirlemek amacıyla laparoskopi veya ultrasonografı yapıIır. Erkek eşten veya bir vericiden semen alınır. Ondan sonra, yumurtayı bir spermle döllenmek için laboratuvarda optimal şartlar altında denemeler yapılır. Eğer döllenme meydana gelirse, embriyo kadının rahmine aktarılır. Bu teknik, beş veya altı vakanın birinde hamileliği sağlar. Eşin semeni eğer sağlıklı spermler içeriyorsa, suni tohumlama için kullanılabilir. Semen alınır ve doktor bunu, ovülasyon zamanında doğrudan doğruya kadının rahminin içine yerleştirir. Bir başka deyişle, semenin cinsel ilişkiden sonraki, daha değişken olan geçişine güvenilmeyip, bunun yerine, olayı tesadüfe gerçekleşme ihtimali en fazla olan yere yerleştirilir. Suni tohumlama, bir vericiden alınan semenle de yapılabilir. Kısırlık tedavisi klinikleriyle bu konuda uzmanlaşmış doktorların, sperm bankalarına ve diğer sağlıklı sperm kaynaklarına erişme olartakları vardır. Eğer erkek eş sperm üretmiyorsa veya başarılı döllenmeye yetecek kadar spermi yoksa, bir vericinin spermleri kullanılabilir. Bazen hem erkek eşin hem de vericinin spermi, kadına aktarılmadan önce karıştırılır. Suni tohumlama vericinin spermiyle, eşin sperminde olduğundan daha başarılı olur. Fakat, bir başkasının spermini kullanmak, bazı çiftlerin zihinlerinde sorunlara yol açmaktadır. Gamete intrafallopian transfer denen biraz farklı bir teknikle, erkek eşten veya vericiden alınan spermlerle kadından alınan yumurta karışımı doğrudan doğruya fallop borusunun içine yerleştirilir. Bu işlem de laparoskopiyle yapılır. Bunun amacı döllenmenin kadının vücudu içinde doğal olarak meydana gelmesini sağlamaktır. Invitro döllenmede olduğu gibi, Bu yöntemin başarısının da hiçbir garantisi yoktur.
guatr
Latince boğaz anlamında olan guttur kelimesinden gelen guatr terimi, çeşitli birçok durumu belirtmek için kullanılır. Aslında guatr sadece tiroid bezinin büyümesini belirtir. Bu büyüme az. küçük, lokalize bir şişkinlik şeklinde, veya her iki lobun daha genel bir şişkinliği şeklinde olabilir.
Büyüyen tiroid bezi hormonunu, normal, normalin altında veya aşırı ölçüde salgılayabilir. Nadir durumlarda büyüme nefes borusunun çevresini sararak nefes borusunun daralmasına yol açar. Bu büyüme yutkunmayı zorlaştırabilir. şaşırtıcı olan şey, genelde guatrların fazla rahatsızlık vermemesidir. Kişinin boğazında bir basınç veya şişkinlik hissi duyulduğu çoğu vakalarda rahatsızlık duygusal gerginlikten kaynaklanmaktadır.
Geçmişte guatrın en sık görülen nedeni, toprağın iyot yönünden yetersiz olduğu bölgelerde beslenmedeki iyot eksikliğiydi. İyotlu tuz piyasaya çıktıktan sonra, guatr çok daha nadir görülür oldu, hem de şimdi yiyeceklerimiz öyledir ki insan iyotlu tuz kullanmasa bile iyot eksikliği olma ihtimali pek yoktur. Dünyanın başka yerlerinde eksiklikleri pek de az rastlanan bir durum olmasa da Amerika Birleşik Devletleri nde iyot takviyesi almak gereksiz ve dolayısıyla arzu edilmeyen bir şeydir.
Basit Guatr: Basit guatrın özelliği, tiroid bezinin yumuşak ve yaygın şekilde büyümesidir. En yaygın olduğu dönemler hamilelik ve buluğ çağıdır şayet basit guatr estetik problemi yaratacak kadar büyükse, küçültmek için tiroid hormonu verilebilir
Graves Hastalığı: Graves hastalığı, genellikle tiroid bezinde hafif, fakat genel bir şişme meydana getirir. Bu, tiroid bezinin 1 aşırı derecede uyarılmasının sonucudur. Bazen bezin kendisi de büyüyebilir.
Adenomlu Guatr: Adenomlar, kendilerini bezin geri kalan kısmından bir duvar gibi ayıran az çok normal tiroid dokusu büyümeleridir. çok sık rastlanmayan bir durum olarak, bir veya daha fazla adenom aşırı miktarlarda tiroid hormonu üretir ve bunun sonucunda hipertiroidizm ortaya çıkar. Bazen de ender olarak bir adenom nefes borusunu kısmen tıkar ve bu durum yüzeysel olarak astımı andıran bir nefes alma zorluğu doğurabilir
Tiroid Kanseri: Çoğu tiroid kanserleri yavaş gelişir. Bunlar, boyundan radyasyon tedavisi görmüş olan kimselerde bir ölçüde daha sık görülme eğilimi gösterirler. Sık görülen tipleri papiler ve folüküler tiplerdir. Papiler tipi boyundaki lenf bezlerine yayılma (sıçrama) eğilimi gösterir. Folüküler tipi akciğerlere ve vücudun daha uzak yerlerine atlayabilir. Tiroid kanseri gelişirken, başlangıçta tiroid bezinde küçük bir şişkinliktir ve bir adenomdan kolayca ayırt edilemeyebilir.
Tiroid Bezinin Medüler Kanseri: Bu az görülen bir tiroid kanseri çeşididir. Bu kanserin hücreleri Kalsitonin denen bir hormon salgılar ve kanserin ilerlemesi kandaki Kalsitonin konsantrasyonunu ölçülmesi yoluyla izlenebilir. Medüler karsinom sıklıkla aynı ailenin üyeleri arasında ortaya çıkar ve buna tutulan kişide aynı zamanda feokroma sitoma da bulunabilir.
Lenfositik Tiroidit: Bu tip guatra bazen Hashimoto hastalığı denir; bu isim hastalığı tarif eden Japon pataloğun adıdır. Bu durumda anormal bir antikor, tiroidin normal fonksiyonunu kaybetmesine neden olur. Bu etki hipotiroidizme yol açar. Genelde bez orta derecede büyümüştür ve doku olarak oldukça esnek lastik gibidir.
Subakut Tiroidit :Bu, yutkunma ile artan bir tiroid ağrısına yol açan, az görülen bir durumdur. Tiroid bezi hafifçe büyümüş olup çok hassastır. Sedimantasyon hızı testi denen özel bir test yapılabilir. Subakut tiroidit durumunda sedimantasyon hızı çok yüksek, tiroid hormonu değerleri düşük veya yüksek olabilir.
hepatit B
Hepatit B, hepatit B virüsünün (HBV) neden olduğu, tedavisi bulunmayan ciddi bir karaciğer hastalığıdır. Belirti olmadan ya da iştahsızlık ve bulantı gibi hafıf belirtilerle geçirilebilir ya da enfeksiyonun yaşam boyu devam etmesi, karaciğer sirozu, karaciğer kanseri, karaciğer yetersizliği ve ölüm gibi ciddi bir hastalık tablosuyla seyredebilir. HBV ye karşı en iyi korunma, öncelikle virüsün bulaşmasını engellemektir.
HBV, enfekte kişinin kanı ya da vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla ya da enfekte anneden yenidoğana bulaşır.
Hepatit B aşısı, tıbbi, bilimsel ve toplum sağlığı ile ilgili kurumlar tarafından, hastalık ve ölümün önlenmesi için güvenli ve etkili bir yöntem olarak önerilmektedir.
Hepatit B aşılarının içinde bulunan, timerosaldeki (aşıdaki koruyucu madde) küçük miktardaki cıvanın aşı uygulanan yenidoğanlar için oluşturabileceği risk konusunad çeşitli tartışmalar olmuştur, ancak günümüzde timerosal içermeyen yeni aşılar piyasaya sunulmuştur. Birçok bilimsel çalışma bu aşının çok güvenli olduğunu ve multipl skleroz gibi başka kronik hastalıklarla ilişkisinin bulunmadığını göstermiştir. ABD deki birçok sağlık örgütü, bu aşının çocuklara rutin olarak uygulanmasını önermektedir.
sivilce hakkında bilinen yanlışlar
Bazı besinler bende sivilce yapıyor.”
Yanlış. Besinler ve akne üzerine yıllarca süren çalışmalar sonunda herhangi bir besinin akneye sebep olduğu gösterilememiştir. Ne çikolata akne yapar, ne yağlı yemekler ne de süt. Eğer öyle olmuş olsaydı o besinlerden yemeyerek insanlar sivilcelerinden kolayca kurtulurlardı. Oysa gerçek öyle değildir.
Beslenme şeklinizi değiştirerek sivilcelerden kurtulamazsınız,
kurtulan da görülmemiştir. Sivilcelerden ancak sivilce tedavisiyle
kurtulabilirsiniz.
“Yüzümü iyi yıkarsam sivilcelerimden kolay kurtulurum.”
Temizlik eksikliği sivilceye neden olmaz. Eğer öyle olsaydı yüzünü
hergün düzenli yıkayan kimselerde sivilcelerin geçmesi, fazla yıkamayan
kimselerde de çıkıyor olması gerekirdi. Yüz yıkanarak ancak yüz
temizlenir fakat sivilceler geçmez. Hatta aşırı yüz yıkamak yüz
derisini kurutup hasar bile verebilir ve bu hasar mevcut sivilceleri
artırabilir.
“Stres sivilce yapar.”
Stres sivilcelere yol açmaz. O yüzden stresten kurtularak sivilcelerin geçmesini beklemek boşunadır. Dahası stresli insanların kullandığı bir takım ilaçlar yan etki olarak sivilce yaparlar. Stres, cilt yüzeyine daha fazla sebum salgılanmasına neden olarak belki dolaylı olarak mevcut sivilceleri arttırabilir ancak hiç yoktan sivilce varetmez. Stressiz olduğu bilinen kimselerde de sivilce çıkmaktadır.
Sivilcenin tedavisi başka türlü, stresin tedavisi başka türlüdür.
“Güneşışığı sivilcelere iyi gelir.”
Hayır, sadece yüzünüz biraz daha bronzlaşacağı için sivilceler daha
az dikkat çeker. Güneş ışığı birkaç sivilceyi kurutsa bile yenilerinin
gelmesini engelleyemez, epidermise(cilt üstü tabakası) zarar verebilir
ve ilerleyen safhalarda sivilceler artabilir. Güneş ışığına maruz
kalmak ciltte erken yaşlanma ve yanıklara neden olabilir. Güneşe
çıkmadan önce koruyuculuk katsayısı en az 15
olan koruyucu losyonlar kullanmanızı tavsiye ederiz. Sivilceleriniz
içinse sivilce tedavisi görmelisiniz.
“Sivilcelerimi zaman zaman patlatıyorum.”
Sakın! Sivilcelerinizi patlatmakla mikroplara davetiye çıkarırsınız ve eğer enfeksiyon kaparsanız yüzünüzde ömür boyu geçmeyecek kalıcı yaralar meydana gelebilir.
Siyah noktaları(komedonları) da sıkmamak gerekir.
“Sivilceler yaş ilerledikçe geçer.”
Sivilceler ileri yaş grubunda daha az görülür. Ancak sivilcelerden büyüyerek kurtulunmaz. Bazı kimselerde sivilcelerin neden olduğu kalıcı yaralar kalmaktadır. Tedavi edilebilecek bir hastalığı tedavisiz bırakmamak ve kalıcı yara riskinden mümkün olduğu kadar erken kurtulmak gerekir.
“Büyüklerde akne olmaz.”
20-44 yaş arası insanların yüzde yetmiş beşinde akne görülmezken geriye kalan yüzde 25′inde akne mevcuttur. Bazı hanımların adet dönemleri boyunca değişen hormon dengeleri sivilcelere neden olabilir. Doğum kontrol hapları sivilce yapabilirler. Hamilelikte de sivilceler çıkabilir.
