| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda,2009 moda,2009 kış modası,2009 moda trendleri

138 "sağlık" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sağlık" etiketi kullanan diğer içerikler resimler, videolar

Kilo Hakkında 10 Soru

rejimKadın olmak kilo için risk oluşturuyor, çünkü hem metabolizma yavaş işliyor em de kadınlık hormonu östrojen yağ dokusu artışını hızlandırıyor. İşte kiloyla ilgili 10 soru ve uzmanların verdiği 10 yanıt.

Bir sorunu çözmek için öncelikle nedenlerini, yol açtığı hasan iyi bilmek gerekir. Yani düşmanı tanımadan onu yenmek mümkün dedir. Bu nedenle eğer fazla kilodan kınıyorsanız, öncelikle bu problemin bir profilini çıkarmakta yarar var. İşte kiloyla ilgili 10 soru ve uzmanla verdiği 10 yanıt.

1. Kilo fazlalığı nedir?

  • Vücutta yağ dokusu oranının artması sonucu ortaya çıkan bir tablodur. Diğer bir ifadeyle kilo fazlalığı, vücutta aşırı miktarda yağ depolanmasıdır.

2. Normal bir vücutta ne oranda yağ bulunur?

  • Erkeklerde yağ miktarı toplam vücut ağırlığının yüzde 12-15'i (yüzde 25'ini aşmamalı), kadınlarda yüzde 20-22'si (yüzde 30'u aşmamalı) kadardır.

3. Kilo fazlalığı ve şişmanlığın kadınlarda daha sık görülme nedenleri nelerdir?

  • Gebelik sırasında alman kiloların bir kısmının doğumdan sonra vücutta kalması,
  • Kadınlık hormonu östrojenin yağ dokusunu arttırıcı özelliği,
  • Kadınların ev dışında fazla hareket etmemeleri, egzersiz yapmamaları,
  • Kadınların metabolizma hızlarının erkeklere oranla daha düşük olması,
  • Kadınlarda atıştırma eğiliminin fazlalığı ve ruhsal kaynaklı aşın yemenin ve tatlı-unlu tutkusunun daha çok olması.

4. Kilo fazlalığı ve şişmanlığın ölçümü yapılabiliyor mu?

  • Kilo fazlalığı ve şişmanlığın birçok ölçüm metodu mevcuttur. En sık kullanılan ve anlaşılır olanları, Beden Kitle İndeksi (BKİ) ve bel çevresi ölçümüdür. BKİ şu formülle hesaplanır: BKİ = Vücut ağırlığı (kg) / Boy uzunluğunun karesi (m)

Örnek verecek olursak; Ayşe Hanım'ın ağırlığı 70 kg, boyu ise 1.60 m ise BKI'si, 70/1.60X1.60 = 70/2.56 = 27.34 kg/m'dir.
BKİ ve bel çevresi tüm dünyada aşağıdaki tablolardaki gibi sınıflanır:

BKİ
<18,5 Zayıf   BEL ÇEVRESİ (cm)
18,5 - 24,9 Normal  Kadın Erkek Tanım
25-9,9 Kilolu   >80    >94 Kilolu
30-39,9Obez   >80 >102 Obez
>40 Aşırı obez

5. Bel çevresi niçin önemli?

  • Hangi kiloda olursanız olun karın bölgenizi çevreleyen yağ birikimi ve göbeklenme sorunu sizi sinsice bekleyen tıkayıcı bir koroner kalp hastalığının ilk habercisi olabilir. Karın çevresinde biriken yağlar kolaylıkla damarlarınızda dolaşan yağlara dönüşebilmekte, koroner damarları daraltmakta-tıkamakta, kalp krizlerine sebep olmaktadır.

6. Kilo fazlalığı ve şişman ebeveynlerin çocuklarının şişman olma olasılığı nedir?

  • Anne ve babanın sadece biri şişmansa çocukların şişman olma olasılığı yüzde 40'tır. Anne ve babanın her ikisi de şişmansa çocuğun şişman olma olasılığı yüzde 80'dir.

7. Kilo fazlalığı ve şişmanlığın tedavisi mümkün mü?

  • Kilo fazlalığı ve şişmanlığın tedavisi mümkündür. Tedavinin başarısı ise sizin elinizdedir. Bunun için: Tedaviyi kesinlikle istiyor olmalısınız. Durumunuza uygun, özel bir tedavi yürütmelisiniz. Bu da alanında uzman bir hekim, diyetisyen ve egzersiz danışmanıyla işbirliği yaparak mümkün. Doktorunuz tarafından size önerilen ilaç, diyet ve egzersiz programlarına harfiyen uymalısınız. Çözümün uzun süreli bir dikkat ve sabır, eğitim ve samimiyet gerektirdiğini hatırlamalısınız.

8. Zayıflamak için ne yapmalı?

  • Kilo fazlalığı ve şişmanlık sorununun yasam süresini kısaltan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlıksızlık hali olduğunu bilen biri olarak, size özel, yapınıza, yeteneklerinize ve yaşam biçiminize uygun, rahatlıkla uygulayabileceğiniz, sizi mutsuz değil mutlu edecek bir zayıflama programına katılmak için mutlaka bu konuda uzmanlaşmış bir merkeze başvurmalısınız.

9. Kilo fazlalığı ve şişmanlık hangi yaş grubunda daha sık görülür?

  • Kilo fazlalığı ve şişmanlık her yaşta görülebilir. Şişmanlık yaşla orantılı olarak artar ve orta yaşlarda en üst düzeye ulaşır. 55 yaşından sonra yavaş yavaş azalır. Orta yaşlar yağlanma yaşıdır.

10. Diyet programları nasıl olmalıdır?

  • Diyet programları kişiye özel olmalıdır. Hangi diyeti uygularsanız uygulayın, zayıflama diyetlerine başlamadan önce mutlaka bir tıbbi değerlendirmeden geçmenizde yarar var. Dikkatli bir bedensel ve ruhsal değerlendirme, bazı kan analizleri, özellikle hormonal değerlendirmeler, kan sekeriniz, karaciğer testleriniz, böbrek fonksiyonlarınız dikkatle incelenmeden hiçbir programa başlama cesareti göstermemelisiniz. Özellikle mevcut kilonuzun yüzde 3 ya da 5'inden fazlasını kaybetmeyi düşünüyorsanız bunu yapmalısınız. Diyet programınızı ve bedeninizde meydana gelen olumlu-olumsuz değişmeleri belirli aralıklarla doktorunuzun, diyet uzmanınız ve egzersiz danışmanlarınızın birlikte gözden geçirmesi gereklidir. Örneğin üç aylık bir zayıflama programından geçiyorsanız, birinci ay her hafta, ikinci ay iki haftada bir yeniden değerlendirilmeniz yararlı olur.

Diyet Dergisi

100 Yıl Yaşamanın Sırrı

 
yaşlılıkUzun yıllar yaşayanların diğerlerinden daha dışa dönük ve az sinirli olduğu ortaya çıktı.

ABD’deki Boston Tıp Fakültesinden yaşlılık uzmanlarının yaptığı araştırma kişiliğin yaşam süresini etkilediğini gösterdi.
Geriatri uzmanı Thomas Perl ve ekibi, ortalama 75 yaşında ve akrabaları 100 yaşına kadar ya da daha fazla yaşamış yaklaşık 250 kişinin kişiliğini inceledi.

Fransız Le Figaro gazetesinin internet sitesinde yer alan araştırma sonunda bilim adamları, katılımcıların ailelerindekilerin dışa dönük ve az sinirli olduğu sonucuna vardı. Perl, az sinirli olanların stresi daha iyi yönetebildiğini, dışa dönüklerin de daha fazla arkadaşının olduğunu ve arkadaşlarının onlarla daha iyi ilgilendiğini belirtti. Son 10 yıldır birçok bilimsel araştırmada 100 yıl ya da daha uzun süre yaşayan kişilerin yaşam tarzları incelendi ya da “genlerinin şifreleri çözülmeye” çalışıldı, ancak “Journal of the American Geriatrics Society” dergisinde yayımlanan bu araştırmada bilim adamları ilk kez bu kişilerin psikolojileri üzerinde durdu.

YAŞAMA İSTEĞİ, İYİMSERLİK VE DENGELİ GELİR DAĞILIMI DA ÖNEMLİ
Paris Üniversitesi’nden geriatri uzmanı Françoise Forette de, “100 yaşına ulaşabilmek için” yaşama isteğinin bulunması ve iyimser olunması gerektiğini vurguladı.

Forette, “çok erken emekliliğin” iyi bir fikir olmadığını, emeklilikte, çalışılan zamandakinden 10 kat az şey yapıldığını, bunun da zihnin işleyişini azalattığına dikkati çekti.

Fransız Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü’nden nüfusbilimci Jean-Marie Robine’e göreyse gelir dağılımının dengeli olması da ömrü uzatıyor. Robine, ortalama ömrün kadınlarda 86, erkeklerde 79,2 olduğu Japonya’da zengin ve fakirler arasındaki gelir dağılımının nispeten dengeli olduğunu belirtti. İngiltere, ABD ve Brezilya’da ise zengin ve fakirlerin kazançları arasında büyük fark bulunduğunu, bu nedenle bu ülkelerdekilerin yaşam süresinin Japonyadakilerden daha az olduğunu hatırlattı. Beslenmenin “100 yaşına ulaşmak için” ikinci derecede önemli olduğunu belirten Robine, önleyici tıbbınsa gerekliliğini vurguladı. Yine Japonya örneğini veren uzman, bu ülkede çalışanların her yıl sağlık kontrolünden geçtiğini ve böylece erken tanının konulabildiğini ifade etti.

Balı peteğiyle tüketmeyin

 
balUzmanlar balın peteği ile tüketilmemesi konusunda uyardılar.

Çanakkale Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Cahit İleri, balın peteğiyle tüketilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
İleri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insana enerji veren, grip ve üst solunum yolları hastalıklarının doğal ilacı olan, dengeli beslenmede vazgeçilmez besin kaynakları arasında yer alan balı tüketirken bazı inceliklere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
Balı peteğiyle tüketmenin çok doğru bir davranış olmadığına işaret eden İleri, “Karpuzu kabuğuyla tüketmek ne kadar doğru değilse, balı peteğiyle tüketmek de o kadar doğru değildir. Çünkü petek balın saklandığı, korunduğu, muhafaza edildiği doğal bir kaptır” dedi.
İleri, arıların doğada balı buldukları zaman hemen petek üretimine geçtiğini, topladıkları balı da hazırladıkları peteklere koyduklarını belirterek, şunları söyledi:

“Petek üretiminde kullanılan bal mumu, arıların vücutlarındaki halkaların arasından, birbirine tutunarak terleme yoluyla elde edilir. İhtiyaca göre farklı altıgenlerle petek örülür. Petek yapımı arıyı çok yormaktadır. 1 kilogram petek yapan bir arı kolonisi, 22-25 kilogram bal kaybetmiş demektir. Zor şartlarda üretilen, aynı zamanda sanayi ürünü olan bal mumunun petekli bal tüketme yoluyla çöpe atılması milli bir kayıptır.”
İleri, petekli balın içindeki bal mumunun insan organizmasına yararlı olmadığını, besleyici hiç bir değerinin bulunmadığını vurguladı. Hazmının kolay olması, alet ve ekipmanlarla el değmeden hasat edilmesi, petekli bala oranla hesaplı olması, laboratuvarlarda incelenebilme özelliğiyle daha güvenilir olması nedeniyle tüketiciler tarafından süzme balın tercih edilmesini öneren İleri, “Petekli olan bal, süzme bala göre en az iki kat daha pahalıdır. Petekli balın yüzde 25’inin bal mumu olduğunu hesaba katarsanız bu oran üç katına çıkmaktadır. Arının yaşadığı yerin, kara kovan, sepet kovan, ağaç kovuğu ya da modern kovan olması balın kalitesine yansımamaktadır” diye konuştu.

İleri, balın, bitkilerin çiçeklerinde, yaprak diplerinde bulunan bal bezleri tarafından salgılanan nektarın, arı vasıtasıyla enzimler katılıp, su oranının yüzde 17’lere düşürüldüğü bir gıda maddesi olduğunu sözlerine ekledi.

Yürüyüşçüler Dakikada 100 Adımı Hedeflemeli

 
yürüyüş

Araştırmacılar yararlı bir antrenman için hız kazanmanız gerektiğini söylüyor.

Sağlığınızı ve formunuzu koruyabilmeniz için yürüyüş çok önemlidir. Fakat yürüyüşün niteliği de sağlığınıza olan etkilerini belirlemektedir. Yürüyüş yaparak maksimum derecede yarar elde etmenizi sağlamak için çeşitli araştırmalara yapılmaktadır.

Bu araştırmaların bir yenisi de geçtiğimiz aylarda gerçekleştirildi. Araştırmacılara göre egzersiz için yürüyen insanlar antrenmanlarının yeteri kadar yoğun olması için dakikada 100 adım atmayı hedeflemelidir. Formda kalmak isteyen birçok kişi kaç adım attığını bilmek için pedometre(adımsayar) kullanır.

Bununla birlikte bu alet ne yoğunlukta egzersiz yaptığınızla ilgili bir bilgi vermez. Bu yoğunluk kalp atışının fiziksel zindeliği geliştirmek için yeteri kadar artıp artmadığıdır. Yeni bir araştırmada, araştırmacılar yürüyüş yapan bir kişinin dakikada 100 adım atarak uygun yoğunlukta bir idman sağlayabileceğini bulmuşlardır.

Uzmanlar yetişkinlerin bir haftada 5 kez en az 30 dakika egzersiz yapmasını öneriyor ve bu egzersizin aşırı olmaması gerektiğini belirtiyor. Bu yürüyüşün bir seansının 30 dakika sürmesi her seansta en az 3000 adım atmak anlamına gelmektedir.

Bununla birlikte araştırmacılar American Journal of Preventive Medicine dergisinde yürüyüş yapan insanların ayrıca gün içinde birden fazla seansta da 3000 adıma ulaşabileceğini belirtmiştir.

Amerikan San Diego Devlet Üniversitesi uzmanları en az 10 dakika süren antrenman seanslarının sağlığa yararlı olduğu için 10 dakikada 1000 adım yürümenin 30 dakikada 3000 adım yürümekten daha faydalı bir başlangıç noktası olduğunu söylemektedir.

Basit bir pedometre ve bir kol saati, yürüyüş yapan insanlara yeteri kadar yoğun antrenman yapıp yapmadığından emin olmak için başvurabilecekleri bir yol sunmaktadır. Bulgular ortalama yaşları 32 olan 97 olan sağlıklı yetişkinler üzerinde uygulanan egzersiz testlerine dayanmaktadır. Genellikle erkeklerin kalpleri için uygun yoğunlukta bir egzersize erişebilmeleri için bir dakikada 92 ile 102 adım atabilecekleri bir hızda yürümeleri gerekmektedir.

Kadınlar ise dakikada 91 ile 115 adım atarak sağlıklı bir egzersizi başarabilirler. Uzmanlar bu verilerin uygun yoğunlukta bir egzersiz yapabilmeniz için kılavuz niteliğinde olduğuna ve dakikada 100 adımdan fazla yürümenin genel bir öneri olduğunu desteklediğine inanmaktadır.

Aşırı Kiloya Karşı Kahverengi Yağ

 
kiloYeni doğan bebeklerde fazla miktarda bulunan ve bebeklerin vücut ısılarını düzenlemeye yarayan kahverengi yağlar, gelecekte, yetişkinlerde kalorilerin yakılmasına, şeker hastalığı ve aşırı kiloyla mücadeleye yardımcı olabilir.

Harvard Üniversitesi'nden Dr Ronald Kahn ve ekibinin yaptığı araştırma, yetişkinlerde neredeyse yok olduğu düşünülen kahverengi yağların vücutta halen bulunduğunu ve aktif kaldığını gösterdi.

1972 kişinin katıldığı araştırma sonucunda bilim adamları, kahverengi yağ, kandaki glikoz ve aşırı kilo seviyesinde yaşa göre önemli farklılıklar bulunduğunu gördü. Genç olanların kahverengi yağ oranının daha fazla olduğu ortaya çıktı.

Araştırmacılar bu yağın kışın, hava soğuk olduğunda, daha aktif olduğunu ve ısı üretmek için kalori yaktığını da vurguladı.

"New England Journal of Medicine" dergisinde yayımlanan araştırmaya imza atanlardan Dr. Kahn, kahverengi yağın, kanındaki glikoz seviyesi normal olan zayıf yetişkinlerde daha fazla, aşırı kilolularda ise genellikle daha az olduğunu belirtti.

Tomografinin sadece belli büyüklükte ve faaliyetteki kahverengi yağ hücreleri gruplarını saptayabilmesi nedeniyle bu araştırmadaki veriler tahmini. Araştırmacılara göre, kahverengi yağ kadınlarda yüzde 7,5, erkeklerde ise yüzde 3'ün üzerinde.

Şimdi bilim adamları gelişmiş görüntüleme yöntemleriyle, gelecekte, kahverengi yağ oranı ve işlevini daha iyi saptamayı umuyor. Böylece bu yağın rolü daha iyi anlaşılabilecek ve aşırı kilo ile metabolizma bozukluklarının tedavisinde kullanılma ihtimali araştırılacak.

Kahverengi yağlar, rengi normal yağ dokusundan daha koyu olduğu için bu şekilde adlandırılıyor.

İnsanlar Paslanır mı

 
kadinOksijen soluduğumuzda, oksijenin yüzde 95’i enerji yapımında kullanılır, bu oksijenin yüzde 2-5 kadarı da, yüksek reaksiyon hızına ve yüksek aktiviteye sahip olan bir cins zararlı maddeye dönüşür.

 Dr. Hasan İnsel

Bu zararlı maddelere “serbest radikal” diyoruz.
Örneğin, demir ve çelik paslanır veya kabuğu soyulan elma havayla temas edince sararır. Otomobilinizin metali oksitlendiğinde yani paslandığında havadaki oksijenle reaksiyona girmektedir. Ne yazık ki vücudunuzun molekülleri de oksidasyonun zararlı etkilerine açıktır. Bu da yaşlanma belirtilerine ve pek çok sağlık sorununu tetikleyen serbest radikallerin üretilmesine neden olur. 
İyi haber; “paslanma” oluşumunu aldığınız besinler ya da desteklerle azaltmanın yolu var.
Kötü haber; elinizde doğru bilgiler yoksa, sizin durumunuza ve vücut yapınıza göre hangi besinlere ağırlık vermeniz gerektiğini ya da desteklerin hangisinden ve ne miktarda kullanmanız gerektiğini bilemezsiniz.

Serbest radikaller sınırsız zararlara yol açabilir:
*  Artritte eklemlerin iltihabına katkıda bulunabilir.
* Hücrelerdeki DNA’ya hasar vererek tümöral oluşumları başlatabilir.
* Yaşlanma hızımızı etkiler.
* LDL kolesterolün arter duvarlarına yapışmasına neden olarak kalp hastalığında artışa yol açabilir.
* Katarakt oluşmasına ve göz merceğinin dejenerasyonuna yol açarak körlüğe neden olabilir.
* Beyin hücrelerine hasar vererek parkinson veya alzheimer hastalığı gibi nörolojik bozuklukları teşvik edebilir.
Bunlar, ilk akla gelenler, bu gibi pek çok örnek sayılabilir.

BİR SAVAŞ HALİ
Antioksidanlar serbest radikallere karşı savaşıyor

Vücudumuzda antioksidanlarla serbest radikaller arasında devamlı bir savaş hali vardır. Her gün sayısız savaş kazanılmakta ya da kaybedilmektedir. Bir muharebeyi kaybettiğimizde bu, belki de daha fazla kırışıklıkla, “yaşlılık lekesiyle” veya ağrıyan bir eklemle sonuçlanabilir. Çok sayıda muharebeyi kaybettiği-mizde ise savaş kötü gitmeye başlar ve ciddi hastalıklara açık hale geliriz. Savaşın büyük oranda kaybedilmesi, kanser, kalp - damar hastalıkları, inme, romatoid artrit, katarakt ve alzheimer gibi 80 kadar farklı hastalıkla sonuçlanabilir.

Antioksidanlar savunmada
Bu savaş serbest radikallerle antioksidanlar arasındaki bir savaştır, bu iki madde vücutta doğal olarak bulunur ama “dış yardımla” güçlerini artırırlar. Örneğin besinlerdeki katkı maddeleri ve koruyucu maddelerin yanı sıra sigara dumanı, yanlış ilaçlar, çevre kirliliğine yol açan atıklar, güneş ışığı, radyasyon, duygusal stres ve kötü yağlar serbest radikal ordusunu takviye etmektedir. Sağlıklı beslenmek, sağlıklı yaşamak ve gerektiğinde gerekli desteklerin alınması ise antioksidan ordusunun savunmasını güçlendirmektedir.
Savunma ordusu olan antioksidanlar serbest radikallere bir elektron vererek onları etkisiz kılar. Vücudumuz doğal antioksidanlar üretir, yediğimiz yemeklerle ve gerektiğinde destekler kullanarak da ilave antioksidanlar alırız. Serbest radikalleri etkisizleştiren antioksidanlar yaşlanma hızımızı etkiler, sağlık ile hastalık arasındaki mücadeleyi kazanmamıza yardımcı olabilirler.

 Doktorunuza danışın

Antioksidan ordusuna baktığımızda bu ordunun bileşenlerinin kendi başlarına güçlü olduklarını görmekteyiz ama onlara birlikte çalışma fırsatı verildiğinde hastalığı yenebilmek ve yaşlanmayı yavaşlatabilmek için bir savaş gücüne sahip oluruz. Bu nedenle eğer klasik antioksidanlar olan C, E vitamini, beta karoten ve bunlara ilave edilebilecek Coenzym Q - 10, likopen, lutein, resveratrol, selenyum, glutatyon ve benzerleri gibi çeşitli antioksidan maddeleri vücut yapınıza uygun şekilde bir çeşni yaparak kullanmak istiyorsanız doktorunuza danışın, eczacınızdan bilgi alın.

Tek başınıza yapacağınız seçimler çokluk yeterli olmayacaktır, eksik veya yanlış seçimler nedeniyle fayda görmeden zamanı boş yere harcamış olacaksınız. Bilinçli beslenme konusunda ise doktorunuzun önerileri doğrultusunda diyetisyeninizden size uygun beslenme bilgilerini almanız en doğrusu.

ANTİOKSİDAN VÜCUTTA NE YAPAR?

Serbest radikalleri ve oksidasyonu azaltarak sağlığı korumak çok önemlidir. İşte antioksidanlar bu noktada devreye girer. Serbest radikalleri nötralize eder, yani etkisizleştirirler. 
Antioksidanların başlıca yararlarına bazı örnekler:
* Serbest radikallerin zararlı etkilerin önlenmesi
* Yaşlanma sürecinin yavaşlatılması
* Kanser ve benzeri hastalıkların önlenmesi
* Soğuk algınlığı, virüsler ve enfeksiyonlara   karşı daha güçlü bağışıklıkla korunma sağlaması
* Kalp hastalığı riskini azaltması

Sağlık ve Gençlik İçin 7 Mucizevi Besin

 

kadin-çikolataÇikolata

Panama kıyısında yaşayan Kuna halkının ana karadaki Panamalılardan dokuz kat daha az kalp hastalığı sorunuyla karşı karşıya kaldıkları gözlemlenmiş. Bunun nedeni araştırıldığında Kunalıların kan damarlarını korumaya yardımcı olan flavanols açısından zengin kakao ile yapılan bir içeceği çokça tükettikleri görülmüş. Genç kan damarlarına sahip olmak, yüksek kan basıncı, tip 2 diyabet, böbrek hastalığı ve bunama riskini düşülüyor. Ayrıca kakao çekirdekleri magnezyum, kalsiyum, demir, çinko, bakır, potasyum ve manganez mineralleriyle zengin. Siyah çikolata yüzde 70 oranında antioksidan içeriyor.

Yoğurt

Yoğurt osteoporoz konusunda en büyük koruyuculardan biri. Yapılan bir araştırmaya göre, yoğurdun LDL/ HDL kolesterol oranını iyileştirdiği görülmüş. Ayrıca homosistein seviyesi ile yoğurdun ters orantısının olduğu saptanmıştır. Yoğurt, bağırsak sağlığını düzenlemeye ve yaşa bağlı bağırsak hastalığının tekrar etme asiliğini azaltmaya yardımcı iyi bakteriler' de içermektedir. Bu yüzden yoğurt probiyotik olarak düşünülmektedir. Bu bakterilerin ketimi bağışıklık sistemini desteklemeye, bağırsakları geliştirmeye ve bazı kanser risklerini azaltmaya yardımcı olur. 

Şarap

Makul seviyede alkol almak kalp hastalığı, diyabet ve yaşa bağlı hafıza kaybına karşı koruma sağlar. Farklı türdeki alkollü içeceklerin de bu gibi faydalar sağladığı iddia edilse de uzmanların görüş birliğine vardıkları içecek, kırmızı olmuştur. İçeriğindeki resveratrol adlı madde, kırmızı şarabı sağlık açısından ayrıcalıklı bir yere koyuyor öncelikle. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar da bu enin hücresel yaşlanmayı yavaşlatan genleri harekete geçirdiğini gösteriyor. 

yaban-mersiniYaban Mersini

Yayınlanan (1999 yılına ait) bir çalışmada araştırmacılar, fareleri bir süre yaban mersini özleriyle beslediler. Bu farelerin, normal - yiyeceklerle beslenen farelere göre, denge ve koordinasyon erinde yaşlandıklarında daha iyi performans gösterdiği görüldü, an mersinindeki (ve diğer yumuşak meyvelerdeki) bileşenlerin hafızada ve motor fonksiyonunda yaşa bağlı zararlar ile ilişkilendirilen iltihaplanmayı ve oksidatif hasarı hafiflettiği görülmüş. Yaban mersini, lif ve C vitamini açısından oldukça zengin. Yapılan araştırmalarda antosiyaninler, flavanollar gibi yaban mersininde doğal olarak bulunan bileşenlerin bazı kanser türlerine karşı mücadelede etkili olduğu gözlenmiş. Ayrıca yaban mersini içerisinde bulunan flavonoidlerin damar sertleşmesi riskini azalttığı saptanmış.

Balık

Ağırlıklı olarak balıkla beslenen toplumlarda, et ve sebze ağırlıklı beslenenlere kıyasla ortalama yaşam süresinin daha uzun olduğu, insanların daha çok fiziksel direnç gösterdikleri belirlenmiş. 30 yıl önce araştırmacılar, kalp hastalığı görülmeyen yerli Alaska Eskimolarını incelediler. Araştırmacılar, Eskimoların normalin üstünde tükettikleri balık miktarının onları kalp hastalıklarından koruduğu sonucuna vardı. Çünkü balık arterlerde kolesterol birikmesini engellemeye ve anormal kalp ritimlerine karşı koruma sağlamaya yardımcı omega-3 açısından oldukça zengindi. Omega-3 total kolesterol seviyesini düşürüp kalp-damar sisteminin daha iyi çalışmasını sağlıyor.

Fındık

Fındık, zengin doymamış yağ kaynağıdır bu nedenle zeytinyağıyla benzer faydalar sunar. Araştırmalar, fındık yiyen kişilerin fazladan ortalama iki buçuk yıl kazandığını gösteriyor. Fındık sadece yüksek miktarda protein ve lif kaynağı içermiyor, çeşitli antioksidanları da bünyesinde barındırıyor. E vitamini, kan basıncını azaltan mineraller kalsiyum, magnezyum ve potasyum yönünden zengin. İçerdiği kalsiyumla, kemiklerin ve dişlerin yapısını güçlendiriyor, sağlıklı kalmasını destekliyor. B grubu vitaminleriyle kan yapımına destek oluyor. Alyuvarların parçalanmasını önlüyor, kalbi ve kasları koruyor.

zeytinyağıZeytinyağı

Birçok araştırma, kalp sağlığı açısından yararlı besinlerin başında zeytinyağının geldiğini gösteriyor. Dünyada kalp hastalıklarının en az görüldüğü ülkeler, zeytinyağının yoğun olarak tüketildiği Akdeniz ülkeleridir. Zeytinyağı, kandaki kolesterol miktarını kontrol ederek damar tıkanıklığını önlemede yardımcı olur. Ancak zeytinyağının kalp ve damar sağlığımıza olumlu etkisi bununla sınırlı değil. Zeytinyağı, tansiyonun kontrol altında tutulmasında da önemli bir rol üstlenir. Zeytinyağı ayrıca yaşa bağlı hastalıkları engellemeye yardımcı olabilecek güçlü antioksidanlar da içerir. Diyetisyenler de tümüyle yağdan arındırılmış bir diyeti doğru bulmuyor. Bu nedenle kişinin günlük yağ miktarını belirleyip, tercihlerini zeytinyağından yana kullanmaları öneriliyor. Akdeniz mutfağının bu sağlıklı ve lezzetli yağı, yaşam süresine katkıda bulunuyor.

Neden uzun yaşıyorlar?

Dünyanın en uzun ömürlü ve sağlıklı insanları İtalya'da Sardunya Adası'nda, Japonya Okinawa'da, Kaliforniya Loma Linda'da ve Kosta Rika Nicoya Yarımadası'nda yaşıyor. National Geographic Dergisi'nden Kaşif Dan Buettner, uzman araştırmacılardan oluşan ekibiyle bu bölgeleri tek tek gezdi ve kültürlerini büyüteç altına aldı. Dünya genelinde insanların yaş ortalaması 60 yıl 4 ay. En yüksek yaş ortalamalarına sahip ülkelerin başında gelen Japonya, ABD, İtalya ve Kosta Rika'da ortalama yaşam süresi 79 yıl. Son araştırmaya göre, Japonya Okinavva'da, Koska Rika Loma Linda'da, Kaliforniya Nicoya'da ve Sardinya Barbagia'da ortalama yaşam süresi 90 yıl civarında. Uzun yaşamın sembolü haline gelen 4 bölgede erkekler 90 yaşını buluyor, kadınlar ise 100'e merdiven dayıyor. Bu toplumların uzun yaşam sırlarını kendi hayatında uygulayanlar 100 yaşını görebilir. İşte, Forbes Dergisi'nin, okurları için kaşif Buettner'in 4 bölgeyle ilgili araştırmalarını kaleme aldığı kitaptan seçtiği, doğruluğu bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmış, uzun yaşamın 9 altın kuralı: Evli ve çocuk sahibi olmak, sebze ağırlıklı beslenmek, spor yapmak, şarap içmek, iyi arkadaşlar edinmek, sofradan aç kalkmak, yaşamı işle sınırlandırmamak (işkolik olmamak), maneviyatı güçlendirmek ve stresten arınmak.

Şişmanlığın Çözümü Beyinde

şişmanlıkUzmanlar fazla kiloların insanların hayatını etkileyip, ölümcül hastalıklara yol açıtığını belirtirken, obezite hastalığının çözümünün ise beyinde gerçekleştiğini ifade ediyorlar.

Gazi  Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan Yetkin, şişmanlığın (obezite) dünyada çağın hastalığı haline geldiğini belirterek, “Fazla kilolar insanların hayatını etkileyip, ölümcül hastalıklara yol açıyor. Obezite hastalığının çözümü ise beyinde gerçekleşiyor” dedi.
Çubuk Kaymakamlığı ve Gazi Üniversitesi'nce Çubuk Kampusü'nde yapılan ‘Obezite Sempozyumu’nda Prof. Dr. İlhan Yetkin ile Gazi Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinoz birer konuşma yaptı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin 30'uncu kuruluş yıldönümüne denk gelen sempozyumda öğretim üyesi olan Prof. Dr. İlhan Yetkin, “Toplumda uçuşan asılsız bilgiler, obezitenin başlıca düşmanı. Beynin üçte bir kısmının yemek ve iştaha ayrılmış olması ile açlık ve tokluk ilişkilerinin iyi ayarlanması gerekmektedir. Ölümle sonuçlaran vakalara kadar ulaşan obezite, tüm dünyada çağın hastalığı haline gelmiştir. Kalp ve damar sertliği, kolesterol, hipertansiyon ve erkeklerde prostat kanserine neden oluyor” dedi.

Erkeklerde bel kalınlığının 102, kadınlarda ise 82 olması halinin obezite kapsamına girdiğini de belirten Prof. Dr. İlhan yetkin, “Şişmanlık olayının karından yağ aldırmak ile çözülmesi mümkün değildir. Bu yanlış bir uygulamadır. Deri altından alınan beyaz yağlar şişmanlığı önlemez. Beyindeki iştah açıcı hücreleri kontrol altında tutmak, obezite ile en ideal mücadele yoludur. Obeziteyi önlemek için günlük kalori tüketiminin bilinci topluma yerleşmesi gereklidir. Fazla kilolar, insan hayatı ile birlikte yaşam kalitesini de bozmaktadır. Bu nedenle özellikle orta yaş grubundan itibaren yağ, şeker ve unlu mamullerden uzak durmamız gerekmektedir” dedi.

Çay Hakkında Herşey

 
kadin-çayÇayın faydaları saymakla bitmiyor, buna rağmen hakkında soru işaretleri ve korkular da var. Çay hakkında söyleyecek çok şey var, tek güne sığdırmak mümkün değil. Bu nedenle çayın hikâyesini size üç günde anlatacağım.

Dilara Koçak

Çay 5 bin yıldır insanlığa sağlık ve keyif sunan içecek, sabah kahvaltılarımızın ve öğleden sonra keyiflerinin vazgeçilmezi. Çay hanımların “çay saati” buluşmalarının sebebi, simidin en iyi arkadaşı. Pazar kahvaltılarının ise baş tacı.
Ben çok iyi bir çay içicisiyim. Her gün  7-8 bardak siyah çay, 2-3 bardak yeşil çay mutlaka içerim. Akşam yemeğinden sonra da rezene içmek sindirim sistemime çok iyi geliyor. Çay, hakkında söyleyecek çok şey var çayın faydaları saymakla bitmiyor. Buna rağmen endişeler ve korkular da var.

Bunları bir tek güne sığdırmam mümkün olmayacağı için size çay hikâyesini üç gün boyunca anlatmaya  karar verdim. Her gün içtiğiniz bitkiyi  daha yakından tanımanızda fayda var, bu konuda her zamanki gibi sorularınıza da açığım.

- Çay demir eksikliği yapar mı?
- Çaydaki kafein zararlı mı?
- Çay içmeden kendime gelemiyorum sebebi nedir?
- Demleme çay ile poşet çay arasında ne fark var?
- Çayın faydaları neler diye merak ediyorsanız bu sorularınızın hepsine cevap vermeye çalışacağım.

Türkiye çayla ne zaman tanıştı?

Çay, dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecektir. Çayı keşfeden insanlar, çay içmeye başladıkları ilk zamanlardan itibaren onu sağlıkla ilişkilendirmeye başlamıştır. Çayı ilk Çinliler keşfetmiş ve içmiş, bu yıllarda çay çok uzun süre ilaç olarak kullanılmış. Çay daha sonra 6. yüzyılda Japonya’ya ulaşmış, buradan da Endonezya ve Hindistan’a kadar ilerlemiş.
1615 yılında çay İngiltere’ye getirilmiş burada 1889 yılında Thomas Lipton çayı paketler halinde satan ilk kişi olarak tarihe geçmiş.
Türkiye’ye geliş zamanına bakıldığında ise 1878 yılında çay üzerine yazılmış ilk kitap olan  “Çay Risalesi” karşımıza çıkıyor. 1924 yılında ise ilk çay üretimi Rize’de başlatılmış. Dünya üzerinde çay tüketimi genelde poşet olarak dikkat çekiyor, ama bizde demleme ritüeli ve çay alışkanlıkları biraz daha farklı gelişmiş.

Çin kökenli bir bitki
Çay, Asya kökenli küçük bir ağaç olan camellia sinensis bitkisinin yeşil yapraklarından elde ediliyor.  Başlıca iki çeşidi yaygın olarak yetiştirilmekte. Bunlardan daha küçük yapraklı olan Çin bitkisi (camellia sinensis sinensis) ve daha geniş yapraklı olan assam bitkisidir (camellia sinensis assamica).
Ming Hanedanlığı zamanında  (1368-1644) siyah, yeşil ve oolong çaylarının gelişimi şimdiki çay içme alışkanlığımızı getirmiş.
Çaylar toplandığı zaman yapraklar hemen oksitlenmeye başlar.
Yeşil çayda, oksidasyon sürecine giren enzimler ısı yoluyla aktivitesini yitirir ve böylece kuruma sürecinde yapraklar yeşil kalır.
Siyah çayda, yaprakların tamamen okside olmasına izin verilir.
Oolong çayda, çay yaprakları ısıya tabi tutulmadan önce kısmen oksidasyona bırakılır. Bu oksidasyon süreci çayın niteliğini oldukça değiştirir.
Çayın içecek olarak niteliğini etkileyen diğer faktörler ise; yaprak çeşidi, büyüme şartları, orijini, toplama zamanı ve yöntemi ve tabii ki çayın nasıl demlendiğidir.
Bu iki tür çay bitkisinden camelia sinensis, mızrak biçimde, camelia assamica ise ovaldir. Türkiye’de   melez camelia sinesis üretiliyormuş (600-2400 metre rakımda).

Çayın sağlığa etkisi
Çay, doğru bir şekilde tüketildiği takdirde insan vücuduna büyük ölçüde fayda sağlar. Sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çay, şeker veya sütle tüketilmediği takdirde kilo kontrolü sağlayan önemli bir içecektir. Bu özelliğinin yanı sıra çay önemli bir antioksidan kaynağıdır. Flavonoidler olarak adlandırılan bu antioksidanlar meyve ve sebzelerde de bulunur. Ayrıca bu antioksidanların anti bakteriyel özellikleri bulunduğu ve dişlerin asitlere karşı daha dayanıklı olmasını sağlamalarıyla diş sağlığına faydaları da olabilmektedir.
Ayrıca kalp sağlığı ile düzenli olarak çay tüketimi arasında ilişki olduğu son yıllarda üzerinde durulan diğer bir bulgudur.
Öte yandan çayda doğal olarak bulunan bir aminoasit olan Theanine’in, insan zihninde konsantrasyonu artırmaya yardımcı olduğuna yönelik bilimsel araştırmalar da giderek ilgi odağı olmaya başlamıştır.

Üç çeşit çay arasında ne fark var?

Bu üç çay da aynı bitkiden elde edilir, ancak çay yapraklarından elde ediliş şekilleri farklıdır:
Yeşİl çay: Camellia sinensis bitkisinin yaprakları hasattan kısa süre sonra ısıtılarak minimal oksidasyon gerçekleşir. Bu nedenle enzim aktivitesi durur ve katekinlerin büyük bölümü yaprakta kalır.
Sİyah çay: Kontrollü ısı ve nem ortamında önemli miktarda oksidasyon olur. Bunun sonucunda enzimatik reaksiyonlar gerçekleşir, yaprakların rengi yeşilden siyaha dönüşür ve katekinlerin polimerize olması sonucunda teaflavinler ve tearubiginler meydana gelir.
Oolong çay: Oksidasyonu, yeşil ve siyah çayın arasında bir noktada kesilir ve bu nedenle oolong çayında her iki çaydaki flavonoidler bulunur.

Göz Çevresi Bakımı

 
gozDoğal yaşlanma sürecini durdurmak değil ama hızını kesmek olası görünüyor. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, göz çevresi ve boyun kırışıklıklarıma mücadele etmenin ipuçlarını verdi.

Göz çevresi, hem mimiklere hem de doğal yaşlanma sürecine bağlı olarak kırışıklıkların en fazla kendini gösterdiği hassas bölgelerden. Göz kısmak, konuşurken ya da stresliyken aşırı alın ve yüz mimiği kullanmak göz çevresinde çizgi oluşumunu kolaylaştırıyor. Bu çizgi ve kırışıklıkları azaltmak ise kozmetik üreticilerinin başlıca amacı. Prof. Müftüoğlu, "'Bu amaçla kullanılan ürünlerin içerisine uygun miktarlarda peptit, DMAE, hyalüronik asit, yeşil çay özü, arnika ekstresi konulursa ve bu foiTnüller biraz da alfa lipoikasit, koenzim Q-10 ve diğer antioksidanlarla güçlendirilirse göz çevresinin kırışıklarını giderme ve önlemede bir ölçüde de olsa başarı kazanmak mümkün olur" diyor.

ÇOK MİMİKLİ KONUŞMAYIN
• 20'li yaşlardan itibaren göz çevresine özel cilt ürünleri kullanın.
• Görme kusurunuz varsa göz doktorunuzun vereceği gözlük veya lensi kullanın.
• Böylece daha iyi görebilmek için gözlerinizi kısmazsınız.
• Çok mimikli konuşmayın. Doğal olun. Ayna karşısında, konuşurken nasıl mimikler yaptığınıza bakarak buna çözüm bulabilirsiniz.
• Yaz-kış güneş gözlüğü kullanın. Hem gözünüzü ve etrafını ışınlardan korumuş hem de güneşten dolayı gözünüzü kısmamış olursunuz.
• Göz makyajı yapmışsanız silmeden yatmayın.
• Göz çevresine ürün sürerken yumuşak davranın.
• Göz çevresine, yüzünüze sürdüğünüz nemlendirici her zaman uygun olmayabilir. İçindeki bilgiyi okuyun.
• Uykunuzu alın.
• Bilgisayara veya televizyona uzun süreli bakmak gözü yorar, dikkat edin.
• Haftada bir göz etraflarına bakım yapan, gözü dinlendiren maskeler yapabilirsiniz.

Dizi izle
guzelbayan.bloggum.com'daki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır, doktor uyarısı ya da önerisi yerine geçmez.