idrar kaçırmaya karşı egzersizler
Bilgi
Bazen istemeden idrar kaçırıyorsanız alt karın duvarınızdaki kaslar, yaşlandıkça gevşemiş demektir. Her yerde yapabileceğiniz egzersizler için günde 20 dakika ayırabilirseniz, mesanenizin kontrolünü yeniden kazanabilirsiniz. Mesaneyi kontrol eden kaslar anüs ve vajinayı çevreleyen kaslardır ve pubokoksigeal kasları adını alırlar. 1950 lerde Dr. A.M. Kegel bu kasları geliştirmek için bir sistemi geliştirdi. Anüs çevresindeki büzgen kasları dışarı çıkmanızı engelleyecekmiş gibi kasarak başlayın. Gevşeyin ve tekrar kasın. Bunu 20-30 defa yapın. Bu hareketleri gün boyu birçok defa tekrarlayın. Pubokokigeal kaslarınızın gücü arttıkça mesanenizi daha iyi kontrol edebilirsiniz. Bunu yapan kadınların çoğu fazladan, cinsel olarak daha hevesli bir hale geldiklerini farkettiler.
kısırlık
Kısırlık
Bilgi
Bazen problem bir inferlilite olmayıp, daha genel bır cinsel problemdir. örneğın ıktidarsız bir adam, eğer ilişkıde bulunacak ereksıyonu sağlayabilirse, döllenme yapabilir. Bunun gıbi, penis vajina içinde fazla ilerlemeden önce meydana gelen erken boşalma (premauıre ejakülasyon) bir spermin yumunta ile karşılaşması ihtinalini azaltır. Bu temel mekanik problemlerden başka, bir erkekte infertilitenin en önemli nedeninin spermlerle ilgili olma ihtimali büyüktür. Azospermi, semende hiç sperm bulunmaması durumudur veya testislerden çıkan pasajda bir tıkanıklık nedeniyle meydana gelir. Oligospermide semende spermler vardır, fakat bir yumurtayı hemen dölleyebilmeye yetecek miktarda değildir. Bunların ve diğer sperm bozukluklarının nedenleri arasında testislerdeki rahatsızlıklar, hormon bozuklukları ve enfeksiyonlar sayılabilir. Erkekteki infertilitenin önemli bir nedeni varikoseldir. Bu, testisi çevreleyen damarların varisleşmesi problemi olup, bazen cerrahi olarak düzeitilebilir. Varisleşmeler testislere ulaşan kanın normal soğumasını önler ve dolayısıyla testisin sıcaklık derecesini artırır. Bu durum, sperm üretimini bozan bir faktördür. Testislerin birçok başka arızası da infertiliteden sorumlu olabiiir. Hormon bozuklukları sıklıkla kan testi yoluyla belirlenebilir ve bunlar bazen tedavi edilebilir. Cinsel yoldan bulaşan hastahklarla diğer enfeksiyonlar spermlerin içinde yol aldığı geçitleri tıkayabilir veya yumurtaya ulaşma yeteneğini bozarak spermleri zedeleyebilir veya spermler öldürebilir. Yaralanmalar da sperm üretimini etkileyebilir. Kabakulak (ve diğer enfeksiyonlar) bazen bir veya her iki testisin ihtilaplanmasına sebep olabilir (orşit). Bu da etkilenen testiste sperm üretimini daimi olarak bozabilir veya önleyebilir. Bazı erkeklerde sperm üretimi tamamen normaldir, fakat spermler penisten çıkmak yerine mesaneye boşalır. Kadınlarda vakaların yüzde 15 kadarında anovulasyo denen, her bir aylık dönemde bir yumurta çıkartma işlemini yapmamak kısırlık nedenidir. Buna çeşitli faktörler neden olabilir. Eğer adet kanaması meydana gelmez veya sadece arasıra olursa, rahmin veya yumurtalanın gelişmesinde bir bozukluk olabilir. Fakat bir kadın normal olarak adet görse bile, yumurtalama sisteminde bozukluk olabilir. Hiperprolaktiremi denen, kanda prolaktin hormonundan aşırı miktarda bulunması anovülasyona yol açabilir. Beynin bir bölümü olan hipotalamus normal olarak bir kadının hipofiz bezini uyaran hormonlar üretir. Bu da yumurtanın bırakılma işlemini harekete geçirir. Eğer hipotalamus hormonları salgılamazsa, yumurta bırakılmaz. Yumurta bırakmamanın diğer nedenleri arasında kontrol altına alınmamış şeker hastalığı veya tiroid hastalığı bulunur. Yumurtlamanın normal olduğu durumlarda, problemi başka yerde aramak gerekir. Vakaların üçte birinde probıemin fallop tüpü anormallikleri olduğu görülür. Fallop tüplerindeki tümörler veya bu tüplerin oluşumundaki anormallikler yumurtanın geçip yolunu tıkayabilir. Endometriosis denen durumda, rahmi kaplayan ve her ay, adet döneminde dışan atılan dokunun bir kısmı rahmin dışında, bir yerde kalır. Bir doku bırakılan yumurtaların fallop tüplerine gidişini veya bu tüplerden geçişini engelleyebilir ve böylece kısırlığa yol açar. Bazen ovülasyon normal şekilde meydana gelir ve yumurta fallop tüplerinden başarıyla geçer. Geçer geçmez de başka problemlerle karşılaşır. Bu problemler arasında luteal safha kusurları vardır. Burada, yumurta bırakıldıktan sonra, bir engel (çoğunlukla bir hormon) yumurtanın daha fazla gelişmesini önler. Bazen rahimle ilgili faktörler kısırlık nedenidir. Bunlar, rahmin biçimsiz olması, kanın içinde normalin dışında bir pozisyonda bulunnması veya rahim tümörleri ile ilgilidir. Bunların cerrahi olarak düzeltilmesi üreme yeteneğini bazen geri getirebilir bazen de getirmeyebilir. Kısırlıktan serviksle ilgili (rahim boynu) ilgili faktörler de sorumlu olabilir: Bunlar arasında serviks düzensizlikleri (bozukluklari), spermi engelleyen büyümeler (tümörler), veya serviks mukozasındaki spermi tahrip eden veya geçişini engelleyen özellikler bulunabilir. Az da olsa, bazı kadınlar sperme alerjiktir ve bunların vücutları, spermin yumurtaya ulaşma fırsatı olmadan onu öldürmek için antikorlar çıkarır. Doktor, bu problemden kurtulmanın çeşitli yollarını önerebilir. Bunun gibi, bazı erkekler enfeksiyonla mücadele için amaçlanmış bulunan, fakat bunun yerine istemeyerek sperme saldıran antikorlar üretebilir. Enfeksiyonun tedavi edilmesi bu problemi ortadan kaldıracaktır. Kadınlarda olduğu gibi, erkeklerde de genitoüriner (üreme ve idrar) yolları etkileyen birçok hastalık kısırlığa yol açabilir. Bunların arasında cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklar da vardır. Tedavi gerektiren iltihaplar, gonore (bel soğukluğu)- chlamidial enfeksiyon, vajinit gibi cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklarla daha seyrek olarak, tüberküloz ve anaerobik streptokok enfeksiyonu sonucu meydana gelir. Bu hastalıklar fallop tüpünün iltihaplanma derecesine, tüpün ucunda ve yumurtalık çevresindeki tahrişe bağlı olarak sorun yaratabilir. Tüplerin ve overlerin (yumurtalık) tutulduğu bilinen ağır pelvis iltihabı hastalığında bile, yoğun bir antibiyotik tedavisi ve konservatif ameliyat, vakaların yüzde 25 ile 30unda doğurganlıkla sonuçlanabilir.
Belirtileri
Kısırlık, çiftlerde çok görülen bir problemdir. Ne mutlu ki, son 20-30 yılda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir ve birçok vakada kısırlık problemleri çözülebilmektedir. Bu bölüm kısırlığın değerlendirilmesinde kullanılan yöntemleri, belli başlı sebeplerini ve tedavisi için çeşitli seçenekleri ana hatlarıyla belirtmektedir. Bu bölümün sonunda kısırlık tedavisinin ahlaki yönleri belirtilmektedir. Kısırlık sorunları arasında sperm problemleri, yumurta problemleri veya bunların birleşmesinde karılaşılan zorluklar sayılabilir. Kısırlık sorunları aynı zamanda cinsel fonksiyon bozukluğundan da doğabilir. Bu durum, daha ileride anlatılacaktır. Doktorlar için kısırlık genellikle yaklaşık olarak 1 yıl süreyle sık sık ve hiçbir korunma yöntemi kullanılmaksızın ilişkide bulunulduğu halde hamile kalamamak anlamına gelir. Kısır olmayan çiftlerin dörtte üçünde bu süre zarfında hamilelik meydana gelecektir. Birçok çift için döllenme yeteneğinin azlığı sıklıkla, daha iyi bir terimdir yani, hamilelik olmamasına rağmen döllenme hala mümkündür, fakat ihtimal o kadar kuvvetli değildir (örneğin, hamileliğin meydana gelmesi için biryıldan fazla bir süre gerekebilir.) Doğurgan olmamanın (infertilite), tam kısırlıkla (sterilite) aynı şey olmadığına dikkat etmek gerekir. Tam kısırlık hiçbir şart altında çocuk sahibi olamamak demektir. Infertilitede çocuk sahibi olma ihtimali yok değildir. Bir çok kimse ve ilgili doktorlar için infertilite, problemine erkeğin katkısı vardır. Vakaların yüzde 50 ila 70inde ipfertilite kadındadır. Hem kadında hem de erkekte infertiliteye birçok faktör neden olabilir.
Tedavi
Kısırlık için yapılan çok sayıda tedaviden hangisinin seçileceği, durumun nedenlerine bağlıdır. Tedavideki son gelişmeler, eskiden kısır olup da şimdi evlat sahibi olabilen çiftlerin sayısını arttırmıştır. Bazı kısırlık nedenlerı tedavi edilemez. Fakat, o durumda bile, kadının buna rağmen hamile kalabileceği çeşitli tohumlama yöntemlerine başvurulabilinir. Bu bölümde kısırlık tedavisi ikiye ayrılmaktadır. 1. Döllenme yeteneğini sağlamak veya eskiden mevcut olan yeteneği geri getirmek 2. Suni tohumlama. Döllenmeyi Sağlama Amacıyla Tedavi Birçok çift için kısırlık tedavisinin en kolay yollarından biri, döllenmeyi sağlamak amacıyla, ne zaman ve ne kadar sıklıkla ilişkide bulunulması gerektiği konusunda öneriler, ile ilgilidir. Bu yol, tam kısır olmayıp da çocuk yapma yetenekleri bozuk veya eksik olan çiftler için özellikle etkilidir: Örneğin, erkekte pligospermi olduğu zaman, cinsel ilişkinin sıklığı hakkında önerileröe bulunmaya ve bunu yumurtlama devresine en iyi uyum sağlamak için nasıl zamanlamak gerektiğine ek olarak, doktorunuz başka öğüder de verebilir. Örneğin ilişkiden sonra kadının, organlarını spermin yumurtaya doğru daha fazla ilerlemesi için en uygun pozisyonda tutmak amacıyla, birkaç dakika sırt üstü, dizlerini bükerek yatması gibi. Iktidarsızlık veya erken boşalma gibi genel cinsel sorunlarda, döllenmeyi geliştirmek üzere tedavi edilebilir. Kısırlık, spermden (veya spermin yokluğundan) kaynaklandığı zaman döllenmeyi başlatmak veya eskiden bulunduğu iyi duruma döndürmek bazen mümkün olabilir. Örneğin sperm problemlerinin çok görülen bir kaynağı olan varikosel, ameliyat yoluyla düzeltilebilir ve bazı durumlarda bu da döllenme yeteneğini geri getirebilir. Testislerde, prostat guddesinde, meni torbacılarında, idrar yollarında olan sorunlar da tedavi edilebilir. Testisin sperm üreten alanları hasara uğradığı için, sperm üretimi bozulduğu zaman ilaç tedavisi pek işe yaramamıştır. sperm üretiminin hipofiz bezi sorunundan kaynaklandığı, son derece nadir vakalarda, insan koryonik gona dotropin veya insan hipofiz gonadotropini kullanımı faydalı olmuştur. Enfeksiyonlar sperm üretimini engellediği, ulaşım sistemini tıkadığı, spermi hasara uğrattığı veya öldürdüğü zaman, enfeksiyonun tedavisi sıklıkla döllenme yeteneğini geri getirir. Bu, özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar için doğrudur ve eşlerin her ikisi de tedavi edilmelidir. Kadında, tedavi muayene ve tahlillerinin sonuçlarına da bağlıdır. Her zaman olduğu gibi, mevcut herhangi bir enfeksiyona veya duruma neden olan diğer bir hastalığı tedavi etmek, ilk yapılacak olan diğer bir hastalığı tedavi etmek, ilk yapılacak iştir. Eğer döllenme problemi yumurta bırakmama nedeniyle oluyorsa (anovulasyon) doktorunuz ovülasyonu gerçekleştirmeye çalışabilir. Genellikle clomiphene citrate, insan menopoz gonadotropinleri veya insan koryon gonadotfopinleri veya insan koryonik gonadotropinleri olan veya olmayan gönadokropin salgılatan hormonlar verilir. Bazen ovulasyonu sağlamak için bir yumurtalık ameliyatı gereklidir. Fallop tüplerindeki tıkanmalar, tümörler veya diğer problemler genellikle ameliyatla tedavi edilir. Mikroşirürji teknikleri fallop tüpleri üzerinde hassas ameliyatlar yapılmasına imkan verir. Fakat bütün fallop tüpü hasarları cerrahi olarak tedavi edilemez. Endometriosis, düşük dozlarda ağızdan alınan doğum kontrol ilaçları da dahil olmak üzere, ilaçla tedavi edilebilir. Bazen endometriyum dokusunun ameliyatla çıkartılması gereklidir Endometriosisin düzeltilmesi döllenme yeteneğini artırabilir. Suni Tohumlara Bir çiftin rahatsızlık nedeninin tedavi edilmesine rağmen kısırlık devam ediyorsa, veya neden beiirlendiği halde tedavi olanaksızsa, hamilelik yine de mümkün olabilir. Kullanılan teknikler arasında, kadından alınan yumurtanın eşinin veya başka bir erkeğin spermiyle suni olarak döllenmesi de vardır. Döllenme işlemi kadının vücudunda veya dışarıda gerçekleşebilir. Dışarıda olması durumunda döllenmiş olan yumurta bir işlemden sonra vücudun içine aktarılır (embriyo trarrsferleri). Test tüpü bebekleri (tüp bebekler), terimi gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü bebek annenin vücudunda gelişir, yalnızca döllenme ve gelişmenin başlangıç safhası (embriyonun gelişmesi) test tüpünde gerçekleşir. Doğru terim invitro döllenmedir. Bir zamanlar gazetelere başlık olan bu konu şimdi uzmanlaşmış kliniklerde rutin hale gelmiştir. Fakat cerrahi bir işlem gereklidir ve bu işlem hem masraflı, hem de zordur. Invitro döllenmede;yumurtalar kadının, yumurtalığından çıkaıttlır. Yumurtaların çekilebilmesi için, oradaki folikülün yerini belirlemek amacıyla laparoskopi veya ultrasonografı yapıIır. Erkek eşten veya bir vericiden semen alınır. Ondan sonra, yumurtayı bir spermle döllenmek için laboratuvarda optimal şartlar altında denemeler yapılır. Eğer döllenme meydana gelirse, embriyo kadının rahmine aktarılır. Bu teknik, beş veya altı vakanın birinde hamileliği sağlar. Eşin semeni eğer sağlıklı spermler içeriyorsa, suni tohumlama için kullanılabilir. Semen alınır ve doktor bunu, ovülasyon zamanında doğrudan doğruya kadının rahminin içine yerleştirir. Bir başka deyişle, semenin cinsel ilişkiden sonraki, daha değişken olan geçişine güvenilmeyip, bunun yerine, olayı tesadüfe gerçekleşme ihtimali en fazla olan yere yerleştirilir. Suni tohumlama, bir vericiden alınan semenle de yapılabilir. Kısırlık tedavisi klinikleriyle bu konuda uzmanlaşmış doktorların, sperm bankalarına ve diğer sağlıklı sperm kaynaklarına erişme olartakları vardır. Eğer erkek eş sperm üretmiyorsa veya başarılı döllenmeye yetecek kadar spermi yoksa, bir vericinin spermleri kullanılabilir. Bazen hem erkek eşin hem de vericinin spermi, kadına aktarılmadan önce karıştırılır. Suni tohumlama vericinin spermiyle, eşin sperminde olduğundan daha başarılı olur. Fakat, bir başkasının spermini kullanmak, bazı çiftlerin zihinlerinde sorunlara yol açmaktadır. Gamete intrafallopian transfer denen biraz farklı bir teknikle, erkek eşten veya vericiden alınan spermlerle kadından alınan yumurta karışımı doğrudan doğruya fallop borusunun içine yerleştirilir. Bu işlem de laparoskopiyle yapılır. Bunun amacı döllenmenin kadının vücudu içinde doğal olarak meydana gelmesini sağlamaktır. Invitro döllenmede olduğu gibi, Bu yöntemin başarısının da hiçbir garantisi yoktur.
sinüzit ve tedavisi
Son 15 yılda kronik sinüzitlerin cerrahi tedavisinde büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Burun çalışma mekanizmasını (fizyolojisini) ve sinüzit oluşma mekanizmasını gözönüne alan ve teknolojiden faydalanan bir cerrahi işlem uygulanmaktadır. Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi (FESS) genel adı verilen bu tekniklerde cerrahın deneyim ve bilgisi çok önemlidir. Yararından çok zararı olan eski teknikler hala uygulanmasına karşın terkedilmelidir. Bu cerrahi uygulamada endoskop yardımıyla burun içerisinden çalışılarak sinüslere ulaşılır. Çevre doku zedelenmeden sinüsler temizlenir ve doğal kanalları açılarak operasyondan sonra fizyolojinin tekrar düzenli çalışması sağlanır.
Operasyonun sonuçları nasıldır? Endoskopik cerrahi; sinüs fonksiyonlarını gözeten ve bozulmuş fizyolojinin düzeltilmesini öngören bir ameliyat olduğu için sonuçları çok başarılıdır. Burnun ve sinüslerin en ince ayrıntısı gösteren endoskoplar yardımı ve özel mikrocerrahi aletleriyle yapılan ameliyat uygun bir teknik ve hasta takibiyle sinüzit sorununu büyük bir oranda çözmektedir.
Ameliyat kolay mıdır? Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahileri hekim için zor hasta için kolay ameliyatlardır. Operasyonu yapacak hekim tüm teknik ekipmana ve bilgi, deneyim birikimine sahip olmalıdır. Lokal veya genel anestezi altında yapılabilen bu cerrahi girişim 1-2 saatlik bir sürede tamamlanmaktadır. Operasyon sonrası dönem çok kolay geçmekte ve genellikle burnu tamamen kapatan bir tampon kullanılmadığı için hasta kısa zamanda normal faaliyetlerine geçebilmektedir.
Ameliyatın bir tehlikesi var mıdır?
Endoskopik Sinüs cerrahisi ameliyatını yapan hekim mutlaka bu konuda çok deneyimli olmalıdır. Beyin, göz ve bazı büyük damarlara yakınlığı nedeniyle sinüs ameliyatı deneyimsiz ellerde istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Dünyadaki ilk uygulamalarla birlikte 1989 yılından beri uyguladığım ameliyatlarda önemli bir komplikasyonla karşılaşmama karşın her operasyon ayrı bir özenle değerlendirilmekte ve komplikasyonların önüne geçilmektedir. Buradaki soru ” Endoskopik olmayan sinüs ameliyatlarında da aynı risk var mıdır?” olmalıdır. Endoskopik ameliyatlar sorunu çözen ameliyat tekniği olmasının yanında endoskop kullanımının hakimiyeti arttırması nedeniyle komplikasyon riskini de azalttığı bir gerçektir. Akıllı cerrah yetenek, bilgi ve deneyiniminin farkında olup nerde duracağını bilen kişidir.
Ne kadar zamanda iyileşirim? Hastalar genellikle ilk ameliyat gününde taburcu edilmekte ve ayaktan takip edilmektedir. Burnu kapatmayan bir tampon 1-2 gün içerisinde çıkartılarak hasta takibe alınmakta ve 5. günde hastalar işine dönebilmektedir. 3 haftalık bir erken takip döneminden sonra hastalar uzun dönemli takibe alınırlar.
guatr
Latince boğaz anlamında olan guttur kelimesinden gelen guatr terimi, çeşitli birçok durumu belirtmek için kullanılır. Aslında guatr sadece tiroid bezinin büyümesini belirtir. Bu büyüme az. küçük, lokalize bir şişkinlik şeklinde, veya her iki lobun daha genel bir şişkinliği şeklinde olabilir.
Büyüyen tiroid bezi hormonunu, normal, normalin altında veya aşırı ölçüde salgılayabilir. Nadir durumlarda büyüme nefes borusunun çevresini sararak nefes borusunun daralmasına yol açar. Bu büyüme yutkunmayı zorlaştırabilir. şaşırtıcı olan şey, genelde guatrların fazla rahatsızlık vermemesidir. Kişinin boğazında bir basınç veya şişkinlik hissi duyulduğu çoğu vakalarda rahatsızlık duygusal gerginlikten kaynaklanmaktadır.
Geçmişte guatrın en sık görülen nedeni, toprağın iyot yönünden yetersiz olduğu bölgelerde beslenmedeki iyot eksikliğiydi. İyotlu tuz piyasaya çıktıktan sonra, guatr çok daha nadir görülür oldu, hem de şimdi yiyeceklerimiz öyledir ki insan iyotlu tuz kullanmasa bile iyot eksikliği olma ihtimali pek yoktur. Dünyanın başka yerlerinde eksiklikleri pek de az rastlanan bir durum olmasa da Amerika Birleşik Devletleri nde iyot takviyesi almak gereksiz ve dolayısıyla arzu edilmeyen bir şeydir.
Basit Guatr: Basit guatrın özelliği, tiroid bezinin yumuşak ve yaygın şekilde büyümesidir. En yaygın olduğu dönemler hamilelik ve buluğ çağıdır şayet basit guatr estetik problemi yaratacak kadar büyükse, küçültmek için tiroid hormonu verilebilir
Graves Hastalığı: Graves hastalığı, genellikle tiroid bezinde hafif, fakat genel bir şişme meydana getirir. Bu, tiroid bezinin 1 aşırı derecede uyarılmasının sonucudur. Bazen bezin kendisi de büyüyebilir.
Adenomlu Guatr: Adenomlar, kendilerini bezin geri kalan kısmından bir duvar gibi ayıran az çok normal tiroid dokusu büyümeleridir. çok sık rastlanmayan bir durum olarak, bir veya daha fazla adenom aşırı miktarlarda tiroid hormonu üretir ve bunun sonucunda hipertiroidizm ortaya çıkar. Bazen de ender olarak bir adenom nefes borusunu kısmen tıkar ve bu durum yüzeysel olarak astımı andıran bir nefes alma zorluğu doğurabilir
Tiroid Kanseri: Çoğu tiroid kanserleri yavaş gelişir. Bunlar, boyundan radyasyon tedavisi görmüş olan kimselerde bir ölçüde daha sık görülme eğilimi gösterirler. Sık görülen tipleri papiler ve folüküler tiplerdir. Papiler tipi boyundaki lenf bezlerine yayılma (sıçrama) eğilimi gösterir. Folüküler tipi akciğerlere ve vücudun daha uzak yerlerine atlayabilir. Tiroid kanseri gelişirken, başlangıçta tiroid bezinde küçük bir şişkinliktir ve bir adenomdan kolayca ayırt edilemeyebilir.
Tiroid Bezinin Medüler Kanseri: Bu az görülen bir tiroid kanseri çeşididir. Bu kanserin hücreleri Kalsitonin denen bir hormon salgılar ve kanserin ilerlemesi kandaki Kalsitonin konsantrasyonunu ölçülmesi yoluyla izlenebilir. Medüler karsinom sıklıkla aynı ailenin üyeleri arasında ortaya çıkar ve buna tutulan kişide aynı zamanda feokroma sitoma da bulunabilir.
Lenfositik Tiroidit: Bu tip guatra bazen Hashimoto hastalığı denir; bu isim hastalığı tarif eden Japon pataloğun adıdır. Bu durumda anormal bir antikor, tiroidin normal fonksiyonunu kaybetmesine neden olur. Bu etki hipotiroidizme yol açar. Genelde bez orta derecede büyümüştür ve doku olarak oldukça esnek lastik gibidir.
Subakut Tiroidit :Bu, yutkunma ile artan bir tiroid ağrısına yol açan, az görülen bir durumdur. Tiroid bezi hafifçe büyümüş olup çok hassastır. Sedimantasyon hızı testi denen özel bir test yapılabilir. Subakut tiroidit durumunda sedimantasyon hızı çok yüksek, tiroid hormonu değerleri düşük veya yüksek olabilir.
astım
Astım, hava yollarının daralması ve inflamasyonu ile karakterize kronik bir akciğer hastalığıdır. Hastalık hafif veya şiddetli olabilir, bazı hastalarda da nadiren ortaya çıkan ve çok hafif veya hayatı tehdit edecek derecede şiddetli olabilen ataklarla seyreder. Astımın belirtileri akciğerlerde bronş ve broşiyol adı verilen hava yollarının iç yüzeylerinin inflamasyonuna bağlı olarak gelişmektedir. Bu inflamasyon mukus üretiminin artmasına neden olur ve inflamasyonla ilgili bağışıklık sistemi hücrelerinin hücumu sözkonusudur; her iki durum da hava yolu tıkanıklığına neden olur. Ek olarak hava yollarını çevreleyen kaslarda kasılma meydana gelir ve hava yollarındaki daralma şiddetlenir.
Astımla ilişkili inflamasyon aynı zamanda hava yollarında aşırı duyarlılık gelişmesine neden olur. Bu hava yolları tetikleyici olarak adlandırılabilecek özel durumlara maruz kaldığında genellikle astım atağı denilen durum meydana gelir. Tetikleyiciler genelde allerjen maddelerdir. En yaygın alerjenler; hayvan tüyü ve salyası, polenler, küfler, toz mitleri, hamamböceğinin vüsut artıkları, bazı ilaçlar ve kişiye özgü yiyeceklerdir. Allerjenler dışında sıklıkla astım atağını tetikleyen etkenlerden biri de viral enfeksiyonlardır (nezle ve grip gibi). Diğer önemli tetikleyiciler: egzersiz, soğuk hava solumak, hava kirliliği, odun dumanı, sigara dumanı, bazı boyalar ve duygusal stres. Bazı şiddetli astım hastalarında herhangi bir tetikleyici saptanamayabilir.
Astım genelde 5 yaşından önce başlamakla birlikte, belirtilerin ortaya çıkışı her hangi bir yaşta olabilir. Astım kalıtımsal özellikleri olan bir hastalıktır ve sıklıkla ailesinde allerji olan kişilerde gözlenir.
şiddetli baş ağrısı
Baş bedenin küçük bir parçasını oluşturmasına karşın, çok sayıda organı kapsayan bir kısımda bir çok önemli hastalığın ortaya çıkması oldukça doğaldır. Bu hastalıklar arasında en yaygın olarak görülnei, zararsız olduğu ölçüde rahatsız edici olan baş ağrısıdır. Kafatası kemikleri ve beyin dokusu ağrıya karşı duyarlı olmamakla birlikte, beyin zarı ve kan damarları duyarlıdır. Menenjit sırasında görülen baş ağrısının nedeni beyin zarının iltihaplanmasıdır. Beyin zarının gerilmesine yol açan basınç artışının nedeni bir tümör, beyin kanaması ya dabir beyin apnesi, vb. olabilir. Bu nedenle baş ağrısıbaşın herhangi bir kısmında duyulabilir.
Yataktan kalktıktan hemen sonra bir baş ağrısı başlayabilir, ve bazen mide bulantısı olmaksızın ani kusma ile birlikte sürebilir. Kafatası boşluğu içinde bulunan kan damarlarının genişlemesi, kalbin atışları ile birlikte kendini duyuran zonklama niteliğinde bir baş ağrısına neden olabilir. Bu durum genellikle yüksek ateşle başlar ve aşırı ölçüde alkol alınmasından sonra (akşamdan kalma) , yüksek tansiyon ve bazı ilaçların kullanılması nedeniyle kendini gösterir.
suçiçeği
Karamuk, varicella da denilen, oldukça bulaşıcı, selim seyirli, daha ziyâde çocuklarda görülen, deri ve mukozalarda sathî, içi saydam sıvıyla dolu baloncukların husûlüyle karakterize bir hastalık. Hastalığın sebebi, varicella zoster denen bir DNA’lı virüstür. Bu virüsün bir tipi vardır, doku kültürlerinde ürer. Virüs organizmaya solunum yolundan girer. Burada ve organlarda çoğalır, kan dolaşımına karışır. Deriye ve bâzan akciğere yerleşir.
Hastalığın kuluçka dönemi 12-16 gündür. 37,5-39° ateşle başlar. 24 saat içinde pembe renkli döküntüler meydana gelir. Bu döküntüler en fazla gövdede bulunur. Kırmızı kabarıklık şeklinde başlar. Daha sonra birkaç saat içinde, içi berrak sıvı dolu baloncuk hâline geçer. Baloncuk içindeki sıvı 24-48 saatte bulanıklaşır. Üçüncü gün baloncuk ortasında göbekli bir kısım belirebilir. Sonra kurur ve kabuklanır. Koyu kahverengi pullar hâlinde dökülür ve iz bırakmaz. Târif edilen döküntü gelişim dönemlerinin her biri aynı anda görülebilir. Bu, su çiçeğinin çiçek hastalığından ayrılması için özel bir belirtidir.
Genel olarak döküntüler gün aralıklarıyla 3-4 alevlenmeyle çıkarlar. Daha sonra ateş düşer. Hastalık nâdiren yılancık ve orta kulak iltihabına dönüşebilir. Ölüm oranı % 1’den azdır. Su çiçeği virüsüyle yetişkinlerde zatürre ortaya çıkabilir.
Su çiçeği geçirende devamlı bir bağışıklık durumu ortaya çıkar ve ikinci defâ yakalanma çok nâdirdir. Teşhisi kolaydır. Alışkın olmayan bir göz çiçeğiyle karıştırılabilir. En çok 2-6 yaş olmak üzere çocuklarda salgın yapar. Kışın ve baharda fazla olan hastalık, ilk dönemlerde bulaşıcı olup, damlacıklarla veya deri temasıyla bulaşır.
Özel bir tedâvisi yoktur. Üzerine eklenen bakteri enfeksiyonlarını önlemek için antibiyotikler verilebilir. Hasta çocuklar tecrit edilir ve ancak kabuklar düştükten sonra okula devam etmelerine izin verilir.
Suçiçeği Hastalığının Tanımı
Suçiçeği ya da varisella, herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de daha çok çocuklarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalığın tipik özellikleri ateşle seyretmesi ve deride ortaya çıkan kabartılardır. Suçiçeği adının da bu kabartıların birkaç saat içinde içi saydam sıvıyla dolu kesecikler haline gelmesiyle ilişkili olduğu söylenmektedir.
Başlıca Nedenleri
Bu hastalık özellikle on yaşın altındaki çocukları etkileyen salgınlar şeklinde ortaya çıkar. Varisella zoster virüsünden kaynaklanır ve olağanüstü bir bulaşıcılığa sahiptir. Her ne kadar bu hastalığı geçirmekle yaşam boyu bağışıklık kazanılırsa da, virüs uyku halinde bekleyip daha sonra yetişkinlik çağında kendini herpes zoster yani zona olarak gösterebilir.
Suçiçeğinin Çocukluk Çağındaki Belirtileri Nelerdir?
Enfeksiyondan sonra 14 ila 21 günlük bir kuluçka devresi vardır ve daha sonra çocuk ateşlenir ya da hafif bir titreme görülür veya kusma ile sırt ve bacaklarda ağrı gibi şikayetlerle kendini daha hasta hissedebilir. Hemen hemen aynı zamanda, sırt ve göğüste, bazen de alın çevresinde ve daha nadiren kol ve bacaklarda çok sayıda kırmızı ve kaşıntılı kabartı oluşur. Bu kabartılar birkaç saat içinde saydam bir sıvıyla dolu kesecikler haline gelir. Bu keseciklerin görülmesi birkaç gün devam eder ve ikinci günden itibaren içerikleri irine dönüşüp, bir iki gün içinde patlayabilir ya da kuruyup büzüşerek tepelerinde kahverengimsi kabuklar oluşur. Bu küçük kabuklar bir haftaya varmadan pullanarak dökülür ve iyileşme tamamlanır.
Hastanın Çevresindekilerden Tecrit Edilmesi Gerekli midir?
Hasta çocuk döküntünün görülmesinden itibaren bir hafta süreyle ya da kesecikler kuruyuncaya değin bu hastalığı geçirmemiş çocuklardan tecrit edilmelidir. Ancak kabukların dökülmesini beklemeye gerek yoktur.
Hangi Yaşlarda Görülebilir? Belirgin Olarak Görüldüğü Dönemler Var mıdır?
Çoğunlukla çocukluk çağında görülür. Kış ve ilkbaharın ilk ayları suçiçeğinin yaygın olarak görüldüğü aylardır.
Yetişkinler Daha Büyük Risk Altında mıdır?
Yetişkinler ve ergenlik çağındakiler çocuklara kıyasla daha ağır hastalık riski altındadırlar. Ağrı, ateşin süresi, kırıklık, kaşıntı gibi belirtiler daha şiddetli olur, döküntü daha geniş alana yayılır ve daha uzun sürede iyileşir ve hastalığın seyri daha uzun olur. Ayrıca, suçiçeği olan yetişkinler ve gençler için şiddetli komplikasyon riski daha yüksektir.
Suçiçeği En İyi Nasıl Tedavi Edilir?
Tedavi hem belirtilere yönelik hem de etkene yönelik yapılabilir. Belirtileri hafifletmek için antipretikler ya da sistemik atihistaminikler kullanılabilir.
Etkene yönelik tedavide antiviraller kullanılır.
Erken tedavi ağrı ve şikayetleri azaltır. Bazen kaşıntıyı önlemek için kalamin losyonu kullanılır. Bağışıklık sorunu olan ya da enfeksiyon ve komplikasyonları açısından risk altında bulunan çocukların Varicella zoster enfeksiyonu tedavisinde antiviraller kullanılabilir. Uygulama döküntülerin ortaya çıkmasını takiben ilk 24 saat içinde ve 2 yaşından büyük çocuklarda yapılmalıdır.
Antiviraller eğer erken kullanılırsa (döküntülerin ortaya çıkmasını takiben ilk 24 saat içinde), kalıcı izleri azaltır, iyileşme sürecini hızlandırır, lezyon sayısını azaltır, kaşıntıyı azaltır ve ateşi düşürür; hastalığın süresi kısalır ve şikayetler azalır.
Kaşıntının şiddetini azaltıp, süresini kısaltarak, asiklovir aynı zamanda döküntülerin yara haline gelip kalıcı izler bırakma riskini de en aza indirir.
Kırışıklıklar nasıl oluşur
• Kırışıklıklar nasıl oluşur?
Cilt, belirli işlevleri olan farklı tabakalardan oluşur. Yaş ilerledikçe deri değişiklikler geçirir ve cildin işlevleri zamanla azalır.
• İlk olarak burun ve ağız arasında, göz kenarlarında ve alında
ince çizgiler belirir. Devamlı yapılan yüz hareketleri de mimik
kırışıklıklarının ortaya çıkmasına yol açar. Bunlar ağız çevresinde
gülümseme, dudak alt köşelerinde üzüntü çizgileri, alın çizgileri, kaz
ayağı veya iki kaş arası kırışıklıklarıdır.
• Cilt yaşlanınca esnekliğini kaybeder, çünkü cildin üst tabakası daha az
kolajen ve esnek lifler üretir. Bağ dokusu zamanla zayıflayarak,
derinin kendini bırakmasına ve devamlı kırışıklıkların ortaya çıkmasına
neden olur.
sivilce tedavisi
PLASMALİTE İLE SİVİLCE TEDAVİSİ
Kaç tedavi seansı gerekir?
Gerekli tedavi sayısı eindikasyona bağlı olarak değişir. Yaşlı ya da
güneş ışığından zarar görmüş olan deride, lezyonun tipine bağli olarak
ardışık 2-5 seans gerekir. Tipik bir tedavi şeması, başlangıç
tedavisini takiben 3 haftalık aralıklarla 2-4 seansdan ibarettir.
Dövme, akne, nedbe dokuları, vasküler ve pigmentli lezyonlar normal
olarak, lezyona ve şiddetine bağlı olarak, 1 -6 seans gerektirir.
Kimler tedavi edilebilir?
Tüm deri tiplerinde, her iki cinsiyette, herhangi bir yaşta olan ve
yaşa ya da güneşe bağlı olarak derisi I-IV derece arasında yıpranmış
olan ya da epilasyon isteyen hastalara tedavi verilebilir. Vasküler ve
pigmentli lezyonlar, akne ve dövmeler de bşsarıyla tedavi edilebilir.
Kontrendikasyonu var mı?
Lokalize ya da sistemik enfeksiyon, bağışıklık sistemi yetersizliği,
pıhtılaşma bozukluğu gibi bir hastalığı olan ve/veya aspirin, kortizon,
heparin kullanan hastalar ile aşırı ışık duyarlılığı ve hamilelik
durumlarında Plasmalite tedavisi yapılmamalıdır.
Yan etkileri var mı?
Hastaların çoğunda orta derecede bir rahatsızlık hissi oluşur. Çoğu
vakada topikal anesteziye gerek duyulmaz, ancak kullanılabilir. Deride
kızarıklık ve kabarma olağan olup, 15-30 saat içinde kaybolan zararsız
yan etkilerdir. 1-2 gün deride gerginlik hissedilebilir. Uç vakalarda, birkaç gün içinde kaybolan büllenme görülebilir.
Tipik bir seans ne kadar sürer?
Dalga-kilavuzu yaklasik 10 mm x 20 mm’lik bir deri alanını kaplar. Her
2 saniyede bir, bir atım gönderilir. Tam yüz tedavisi 20-25 dakikadan
az zaman alır.

