Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda,2009 moda,2009 kış modası,2009 moda trendleri

Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki| sonraki >
42 tane "kan" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"kan" tagli diger ogeler resimler, videolar

Adet düzensizliği

Adet düzensizliği terimini kullanırken öncelikle normal adet kanamasını ve bunun oluşması için gerekli koşulları tanımlamak gerekir. Normal bir adet kanaması için gerekli fizyolojik şartlar şöyle özetlenebilir :

• Beyinden sağlıklı bir şekilde yumurtalıklara uyarım gelmesi,
• Bu uyarımın yumurtalıkları etkileyerek yumurtalıklardan kadınlık hormonu olan estrojen salımını ve yumurtlamayı sağlaması ve ardından ikinci önemli hormon olan progesteron hormonunu salgılaması
• Adet kanaması için normal bir rahim ve genital sistem,
• Psikolojik olarak sağlıklı olma

Fizyolojik koşulların herhangi bir nedenle etkilenmesi sonucu ortaya çıkan kanamalara düzensiz kanamalar adı verilir.

Genellikle 21-35 gün arasında düzenli olarak gerçekleşen ve 3-7 gün süren kanamalar normal sınırlarda kabul edilebilir. Ortalama kan kaybı ise bir adet döneminde 35-40 ml civarındadır. Bu da genellikle günde 3-5 pet olarak ifade edilebilir. Genellikle 80 ml’nin üzerindeki kanamalar anormal olarak değerlendirilir. Ancak miktar olarak kanamanın normal olup olmadığını tespit etmek aslında kolay değildir. Kan kaybını değerlendirirken titizlik nedeniyle kişiden kişiye yorum farklılıkları objektif olmayı engellemektedir.

İlk adet ve ergenlik döneminde adet düzensizlikleri
İlk adet kanaması kız çocuklarında ortalama 12-13 yaşında görülür. İlk adetin görülmesiyle birlikte genç kızlığa adım atılır. Ancak hormonal sistemin olgunlaşması bir-iki yıl gibi bir sürede tamamlandığından adetlerin bir kısmı ovulasyon (yumurtlama) olmadan gerçekleşir. Bu yüzden ergenlik döneminde adet gecikmelerine ve/veya adetlerin normalden uzun sürmesine sık rastlanır.

Bazen bu dönemlerde düzensiz ve uzun süren kanamalar ilaçlarla tedaviyi gerektirecek kadar şiddetli de olabilir.

İlk adetin 9 yaşından önce görülmesi durumunda hormonal bir bozukluk söz konusu olabileceği gibi, 16 yaşına kadar adetin görülmemesi durumunda hormonal bir bozukluk veya yapısal bazı kusurlar da (kızlık zarının tam kapalı olması ve kanın akmasına izin vermemesi, genital organların olmaması gibi) söz konusu olabilir. Dolayısıyla böyle bir durumda mutlaka detaylı bir jinekolojik değerlendirme gerekir.

Doğurganlık dönemindeki düzensizlikler
Ergenlik döneminin belli bir aşamasından itibaren yumurtlama düzenli hale gelir ve adetler de düzene girer. Bu dönem kadının gebe kalabileceği dönemdir ve menopoza kadar devam eder. Aslında tedaviyi gerektiren ve kadınları jinekoloğa götüren düzensizlikler esas olarak bu dönemde gözlenir.

Adet düzensizlikleri; gecikmeler, ara kanamalar, adetin fazla olması ve uzun sürmesi ya da az olması ve kısa sürmesi şeklinde olabilir.

Spiral taşıyan kadınlarda kanama düzensizliği spiral takılmasından sonra ortaya çıkmış ise bazı hekimler için ilk yaklaşım RIA’yı çıkarmak olabilir ancak genellikle ilk aylardan sonra kanamalar düzene girdiğinden başka korunma alternatifleri de cazip görünmüyor ise spiralin çıkarılması konusunda çok da aceleci olmamak gerekir. Bazı haplarla tedavi etmek bu dönemin atlatılmasını sağlayacaktır.

Bu dönemde en sık karşılaşılan ve genellikle seyrek adet görme ile kendini gösteren önemli bir problem Polikistik yumurtalık (Polikistik Over) dediğimiz problemdir. Bu hastalıkta yumurta gelişiminin başladığı dönmede herhangi bir nedenle yavaşlaması veya duraklaması durumunda yumurta gelişip çatlayacağı yerde bir kist oluşur ve çatlamadan kalır. Bu durum her ay tekrarlar ve yumurtalıklardaki kist sayısı da artar. Bu tabloya erkeklik hormonu fazlalığına bağlı tüylenme, yüzde sivilcelenme, ayrıca kilo fazlalığı da sıklıkla eşlik edebilir. Ultrasonografi ile muayenede tipik bir yumurtalık görüntüsüne rastlanır. Elbette bu bayanların gebe kalmalarında da sıkıntılar yaşanır, ve sıklıkla tedavi gerekir.

Polikistik Over hakkında daha fazla bilgi edinmek için lutfen bu konuda yazılmış makaleyi okuyunuz..
Bir özel kanama şekli de yumurtlama kanaması (siklus ortası kanama) dır. İki adetin ortasında yumurtlamayı takiben estrojende azalma sonucunda oluşan lekelenme tarzı kanamalardır. Nadiren adet kanaması kadar fazla da olabilir. Pek önemli bir problem değildir ve gerekirse o döneme özgü 1-2 günlük hormon desteği alınabilir.

Adet öncesi lekelenme tarzında kanamalar genellikle hormonal bir yetmezliğin göstergesi olduklarından adet öncesi dönemde başlayan ve 1 hafta veya 10 gün süren ilaç alımı gerektirebilirler.

Adet Gecikmeleri
Aslında aktif cinsel yaşamı olan her kadında adet gecikmesiyle karşılaşıldığında öncelikle düşünülmesi gereken konu gebelik olup olmadığıdır.
İkinci olası neden de herhangi bir sebeple o dönemde yumurtlama olmaması ve buna bağlı kanamanın gecikmesidir. Yumurtlama olmadığında ise çatlaması gereken ve yumurta hücresini içeren su keseciği büyümeye ve hormon salgılamaya devam edeceğinden hem adet gecikir hem de muayenede sağ veya sol yumurtalıkta kist adını verdiğimiz içi sıvı dolu yapılar oluşur.

Uzun süren adet gecikmesini takiben ise rahim içersindeki doku kalınlaşmış olduğundan gelecek olan adet de uzun sürecek ve fazla olacaktır. Bu konuda hekimin hastasını uyarmasında fayda vardır.

Düzenli adet gören bir kadında beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan gecikmenin nedeni ise genellikle psikolojik etkilenmeler olabilir.

Adet kanamasının fazla olması ve uzun sürmesi

Adet kanamasının fazlalaşması sıklıkla tedavi gerektiren bir durumun varlığına işaret eder. Adet kanamasının fazlalaşması kadını da kansız bırakacak ve genel sağlığını bozacaktır. Böyle durumlarda altta yatan sebebin ortaya konması açısından bir jinekoloğun muayenesi şarttır.

Atta yatan sebepler ise sıklıkla myom dediğimiz iyi huylu urlar, hiperplazi dediğimiz rahim iç tabakasının aşırı kalınlaşması, endometrit dediğimiz rahim iç tabakasında iltahaplanma veya polip adı verilen et parçaları gibi sebeplere bağlı olabilir. Bunların hepsinin hekim tarafından tedavisi şarttır. Myomlar hakkında daha fazla bilgi edinmek için lütfen myomlar konusunu okuyunuz

Ara kanamalar
Doğurganlık döneminde sık görülen diğer bir adet düzensizliği de beklenmeyen ara kanamalardır. En muhtemel neden yine psikolojik etkiler olabilmekle birlikte öncelikle daha ciddi bir sebebin bulunup bulunmadığının mutlaka araştırılması gerekir. Hormonal dengesizlikler, rahim ağzındaki iltahaplar, myomlar (rahimdeki iyi huylu urlar) ve rahim ağzında bulunan polip denen et parçaları sebep olabilir. Ayrıca spiral kullanımı, doğum kontrol hapı kullanımının ilk ayları, menopozda hormon tedavisi alımı, aylık veya üç aylık iğneler ve kola cilt altına uygulanan gebeliği önleyici çubuklar da lekelenme tarzında ara kanamalara neden olabilirler.

Özellikle ilişki sonrası kanamalarda rahim ağzındaki problemlerin, yaraların sorumlu olduğu sık görülmektedir. Burada en önemli yaklaşım, rahim ağzında görülen yaranın kanser veya kanser öncesi gelişen görüntülerle ilişkili olup olmadığının ortaya konmasıdır. Bu da rahim ağzından alınan smear adı verilen tarama yöntemi ile mümkündür. Smear (rahim ağzından sürüntü alma) ile kanser öncesi anormallikler dışlandıktan sonra kanama ya da rahatsız edici bir akıntı şikayeti varsa yakma ya da dondurma yöntemleriyle bu yaranın tedavisi gerekir.

Yine unutulmamalıdır ki menopoza girmek üzere olan kadınlarda da adet düzensizlikleri çok sık yaşanır bunlar genellikle beklenmeyen ara kanamaları yerine adet aralarının sıklaşması veya sonraki dönemlerde de araların açılması şeklinde görülmektedir.

Menopoz sonrası Kanamalar
Bu dönemde hiçbir kanama normal değildir ve bu dönemdeki kanamaların genellikle hücre zayıflığından kaynaklanmalarına karşın, % 10-15’inin de kanser sebepli olabileceği akıldan çıkartılmamalı ve mutlaka en detaylı bir şekilde araştırılmalıdır. Rahim içersinden örnekleme mutlaka yapılmalı, rahim ağzı iyi değerlendirilmeli, ilaç alımı sorgulanmalıdır.

Beklenmeyen bir ara kanaması olan her kadının oyalanmadan mutlaka jinekoloğuna görünmesi ve altta yatan ciddi bir sebep olup olmadığını inceletmesi gereklidir.

NOT: Doç.Dr. Selman LAÇİN (Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı) Bu konuda eşsiz bilgilerini bizimle paylaştığı için kendisine teşekkürlerimi bir borç biliyorum.

damar sertliği

Kanda biriken ve balmumu kıvamındaki kolesterol, damarların iç yüzeyini kaplar ve damar iç dokusunun sertleşmesine yolaçar. Sertleşen damarlar kan nakli görevini yapamazlar ve çapları küçüldüğü için de kan basıncı artar ve tansiyon yükselir.

Nedenleri

Aşırı alkol
Şişmanlık
Damla (gut) hastalığı
Şeker hastalığı
Frengi
Yanlış beslenme
Sinir bozuklukları
Belirtileri

Belirtiler başlangıçta hafiftir, zira bu hastalık yavaş ve uzun sürede meydana gelir.
Bedensel ve ruhsal çalışma gücünde azalma
Gündüzleri bile uyuma ve uyuklama
Zayıflık ve solgunluk
Hafıza zayıflığı
Çabuk yorulma ve kalp çarpıntısı
Sık idrara çıkma
Bitkilerle Tedavi

Aşağıdaki bitkiler sürekli kullanılırsa iyi sonuç verebilir:

Sarmısak
Soğan
Turp
Zeytin yaprağı
Zerdeçal
Enginar yaprağı
Servi tohumu
Limon
Elma

Damar Sertliği

Kanda biriken ve balmumu kıvamındaki kolesterol, damarların iç yüzeyini kaplar ve damar iç dokusunun sertleşmesine yolaçar. Sertleşen damarlar kan nakli görevini yapamazlar ve çapları küçüldüğü için de kan basıncı artar ve tansiyon yükselir.

Nedenleri

Aşırı alkol
Şişmanlık
Damla (gut) hastalığı
Şeker hastalığı
Frengi
Yanlış beslenme
Sinir bozuklukları
Belirtileri

Belirtiler başlangıçta hafiftir, zira bu hastalık yavaş ve uzun sürede meydana gelir.
Bedensel ve ruhsal çalışma gücünde azalma
Gündüzleri bile uyuma ve uyuklama
Zayıflık ve solgunluk
Hafıza zayıflığı
Çabuk yorulma ve kalp çarpıntısı
Sık idrara çıkma
Bitkilerle Tedavi

Aşağıdaki bitkiler sürekli kullanılırsa iyi sonuç verebilir:

Sarmısak
Soğan
Turp
Zeytin yaprağı
Zerdeçal
Enginar yaprağı
Servi tohumu
Limon
Elma

İdrardan kan gelmesi

Yiyeceklerdeki (örneğin pancar) renk pigmentleri, uyuşturucu kullanımı ve porfirya idrarın kırmızıya dönmesine yol açmış olabilir. Endişelenecek bir durum yoktur.

Nedenleri

Mesane Enfeksiyonu: Ani, acılı, sık ve miktarı az olan idrarınızda kan var; ateş, sırtın alt kısmında ve göbeğin alt bölgesinde ağrı var. Mesane enfeksiyonu veya sistit, idrar yapamamanın nedeni olabilir ve antibiyotik tedavisi gerektirir.

Mesane Taşı: İdrarınızda kan var. Sık sık idrara gidiyor, ama az yapabiliyorsunuz; üstelik sadece belli bir pozisyonda. Sırtınızın alt kısmında ve karnınızda ağrıyla birlikte düşük ateşiniz var.

Böbrek Taşı: Sırtınızın ve karnınızın alt kısmında ve kasıklarınıza yapılan spazm oluyor ve sık idrara gidip az miktarda ve kanlı idrara çıkabiliyorsunuz.

Üretrit: Üretranızdan sarımtrak bir akıntı geliyor, karnınızın alt kısmı ağrıyor, sık sık idrara gidiyorsunuz, ama az miktarda kanlı idrar yapabiliyorsunuz. İdrar yaparken yanma oluyor ve eğer kadınsanız cinsel ilişki acı veriyor. Üretrit, cinsel yolla bulaşan ya da kişisel temizliğe önem vermemekten kaynaklanan bakteriyel bir iltihaptır.

Gromerülonefrit: İdrarınızda kanla birlikte, ayak bileklerinde, gözlerinizin etrafında şişlik, nefes darlığı ve yorgunluk var. Böbreğinizin kanı süzen yapılarında ani veya kronik bir iltihaplanma olmuş olabilir.

Tehlikesiz Hematüri: Sadece idrarınız kanlı ve başka belirtiniz yok. İdrar, viral enfeksiyonlardakinden daha kanlı görünse de, bu durum herhangi bir hastalıkla veya organ hasarıyla ilişkili değildir. Bazen çocuklukta meydana gelir ve zamanla geçer. Bazen bir aile ferdinde başlayan bu sorun, sıkıntı yaratmadan ömür boyu sürebilir.

Hemolitik Anemi: Yorgunluk ve güçsüzlük hissediyorsunuz, idrarınızda kan var, nefes darlığı çekiyorsunuz ve cildiniz sarardı. Hemolitik anemi, kanın alyuvarlarındaki genetik bir anormallikten veya bazı ilaçlardan ya da alyuvarları yok eden bazı hastalıklarından kaynaklanır. Alyuvarlar yıkıma uğramıştır ve kemik iliği, bunların yerine yenilerini yeteri kadar hızla üretememektedir. Genetik olarak bazı enzimleri eksik olanlar ile bazı ilaçları kullananlarda hemolitik anemi ortaya çıkabilir.

Bol bol su (günde 6 – 8 bardak) için. Bu, özellikle egzersiz yaparken, ateşiniz olduğunda ve hava sıcaklığı arttığında çok önemlidir. Kafein ve alkolden uzak durun; mesaneyi tahriş edebilir. Enfeksiyonlardan sakınmak için cinsel ilişki esnasında lateks prezervatif kullanın. Küvette banyo yapmak yerine duş alın ve yumuşak sabun kullanın.

terleme tedavisi

TERLEME TEDAVİSİ

Her yüz kişiden bir ya da ikisi, özellikle el, ayak ve koltuk altında ortaya çıkan aşırı terleme hastalığıyla mücadele ediyor. Yakaladıklarını sosyal hayatın dışına iten hastalık, yeterince tanınmıyor ve tedavisinde zorluklar çekiliyor.
Her yüz kişiden bir ya da ikisi, sosyal hayatı çekilmez kılan aşırı terleme hastalığı ile mücadele ediyor bugün. Basit bir rahatsızlık gibi algılanması ve az sayıda insanda görülmesi, terleme hastalarının işini daha da zorlaştırıyor. En büyük sıkıntı ise, konu hakkında tam bilgili uzman doktor ve sağlık merkezinin bulunmaması. El, yüz, ayak, koltuk altı ve tüm vücutta görülebilen aşırı terleme bozukluğunun tıp literatüründeki adı hiperhidrozis. Rahatsızlık iyi huylu ve sağlığa zarar vermiyor. Ama, kişilerin sosyal hayatlarını ve öğrenim durumlarını olumsuz yönde etkiliyor. El terlemesi rahatsızlığı, menapoz, guatr, şeker, verem, tümör gibi nörolojik ve psikolojik kaynaklı baska bir hastalıkla ilişkili olabildiği gibi kendiliğinden de ortaya çikabiliyor.

Bölgesel hiperhidroz (aşırı terleme) tedavisinde bazi deodoran ve spreyler kullaniliyor, ancak bunlar sadece kisa süreli etki gösteriyor. Iontoforez denilen bir dermatolojik metod, el ve ayaklardaki hiperhidroz için kullanılıyor. Ama haftada en az iki kez uygulanması gereği ve etkinin kalıcı olmaması nedeniyle, bu yöntemin tedavi başarısı ve hasta uyumu düşük oluyor. Hiperhidrozun en radikal tedavi yöntemleri terleyen bölgedeki ter bezlerinin cerrahi yöntemlerle çıkarılması ve ter bezlerine giden sinirlerin kesilmesidir. Ancak bu metodların çoğu hasta için zahmetli ve tercih edilmeyen bir alternatif. Bölgesel aşırı terleme probleminde başarılı sonuçlar alınan bir tedavi şekli ise Botox kullanımı. En fazla yarım saat süren uygulamadan hemen sonra, kişi günlük hayatına geri dönebiliyor. Botox’un etkisi genellikle 7 ila 12 ay sürüyor. Etki geçmeye başladığında ikinci uygulama yapılıyor. BOTOX hiperhidroz tedavisinde oldukça güvenli bir yöntemdir. Enjeksiyon ter bezlerinin yogun oldugu yüzeyel deriye yapılır.BOTOX ‘ un dığer deri bölgelerinde terlemeyi arttırıcı ve vücut ısı regülasyonunu bozucu etkisi yoktur. Dermatologlar ve estetik cerrahlar hiperhidroz tedavisinde BOTOX’ u güvenle tavsiye etmektedirler.

kısırlık

Kısırlık


Bilgi

Bazen problem bir inferlilite olmayıp, daha genel bır cinsel problemdir. örneğın ıktidarsız bir adam, eğer ilişkıde bulunacak ereksıyonu sağlayabilirse, döllenme yapabilir. Bunun gıbi, penis vajina içinde fazla ilerlemeden önce meydana gelen erken boşalma (premauıre ejakülasyon) bir spermin yumunta ile karşılaşması ihtinalini azaltır. Bu temel mekanik problemlerden başka, bir erkekte infertilitenin en önemli nedeninin spermlerle ilgili olma ihtimali büyüktür. Azospermi, semende hiç sperm bulunmaması durumudur veya testislerden çıkan pasajda bir tıkanıklık nedeniyle meydana gelir. Oligospermide semende spermler vardır, fakat bir yumurtayı hemen dölleyebilmeye yetecek miktarda değildir. Bunların ve diğer sperm bozukluklarının nedenleri arasında testislerdeki rahatsızlıklar, hormon bozuklukları ve enfeksiyonlar sayılabilir. Erkekteki infertilitenin önemli bir nedeni varikoseldir. Bu, testisi çevreleyen damarların varisleşmesi problemi olup, bazen cerrahi olarak düzeitilebilir. Varisleşmeler testislere ulaşan kanın normal soğumasını önler ve dolayısıyla testisin sıcaklık derecesini artırır. Bu durum, sperm üretimini bozan bir faktördür. Testislerin birçok başka arızası da infertiliteden sorumlu olabiiir. Hormon bozuklukları sıklıkla kan testi yoluyla belirlenebilir ve bunlar bazen tedavi edilebilir. Cinsel yoldan bulaşan hastahklarla diğer enfeksiyonlar spermlerin içinde yol aldığı geçitleri tıkayabilir veya yumurtaya ulaşma yeteneğini bozarak spermleri zedeleyebilir veya spermler öldürebilir. Yaralanmalar da sperm üretimini etkileyebilir. Kabakulak (ve diğer enfeksiyonlar) bazen bir veya her iki testisin ihtilaplanmasına sebep olabilir (orşit). Bu da etkilenen testiste sperm üretimini daimi olarak bozabilir veya önleyebilir. Bazı erkeklerde sperm üretimi tamamen normaldir, fakat spermler penisten çıkmak yerine mesaneye boşalır. Kadınlarda vakaların yüzde 15 kadarında anovulasyo denen, her bir aylık dönemde bir yumurta çıkartma işlemini yapmamak kısırlık nedenidir. Buna çeşitli faktörler neden olabilir. Eğer adet kanaması meydana gelmez veya sadece arasıra olursa, rahmin veya yumurtalanın gelişmesinde bir bozukluk olabilir. Fakat bir kadın normal olarak adet görse bile, yumurtalama sisteminde bozukluk olabilir. Hiperprolaktiremi denen, kanda prolaktin hormonundan aşırı miktarda bulunması anovülasyona yol açabilir. Beynin bir bölümü olan hipotalamus normal olarak bir kadının hipofiz bezini uyaran hormonlar üretir. Bu da yumurtanın bırakılma işlemini harekete geçirir. Eğer hipotalamus hormonları salgılamazsa, yumurta bırakılmaz. Yumurta bırakmamanın diğer nedenleri arasında kontrol altına alınmamış şeker hastalığı veya tiroid hastalığı bulunur. Yumurtlamanın normal olduğu durumlarda, problemi başka yerde aramak gerekir. Vakaların üçte birinde probıemin fallop tüpü anormallikleri olduğu görülür. Fallop tüplerindeki tümörler veya bu tüplerin oluşumundaki anormallikler yumurtanın geçip yolunu tıkayabilir. Endometriosis denen durumda, rahmi kaplayan ve her ay, adet döneminde dışan atılan dokunun bir kısmı rahmin dışında, bir yerde kalır. Bir doku bırakılan yumurtaların fallop tüplerine gidişini veya bu tüplerden geçişini engelleyebilir ve böylece kısırlığa yol açar. Bazen ovülasyon normal şekilde meydana gelir ve yumurta fallop tüplerinden başarıyla geçer. Geçer geçmez de başka problemlerle karşılaşır. Bu problemler arasında luteal safha kusurları vardır. Burada, yumurta bırakıldıktan sonra, bir engel (çoğunlukla bir hormon) yumurtanın daha fazla gelişmesini önler. Bazen rahimle ilgili faktörler kısırlık nedenidir. Bunlar, rahmin biçimsiz olması, kanın içinde normalin dışında bir pozisyonda bulunnması veya rahim tümörleri ile ilgilidir. Bunların cerrahi olarak düzeltilmesi üreme yeteneğini bazen geri getirebilir bazen de getirmeyebilir. Kısırlıktan serviksle ilgili (rahim boynu) ilgili faktörler de sorumlu olabilir: Bunlar arasında serviks düzensizlikleri (bozukluklari), spermi engelleyen büyümeler (tümörler), veya serviks mukozasındaki spermi tahrip eden veya geçişini engelleyen özellikler bulunabilir. Az da olsa, bazı kadınlar sperme alerjiktir ve bunların vücutları, spermin yumurtaya ulaşma fırsatı olmadan onu öldürmek için antikorlar çıkarır. Doktor, bu problemden kurtulmanın çeşitli yollarını önerebilir. Bunun gibi, bazı erkekler enfeksiyonla mücadele için amaçlanmış bulunan, fakat bunun yerine istemeyerek sperme saldıran antikorlar üretebilir. Enfeksiyonun tedavi edilmesi bu problemi ortadan kaldıracaktır. Kadınlarda olduğu gibi, erkeklerde de genitoüriner (üreme ve idrar) yolları etkileyen birçok hastalık kısırlığa yol açabilir. Bunların arasında cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklar da vardır. Tedavi gerektiren iltihaplar, gonore (bel soğukluğu)- chlamidial enfeksiyon, vajinit gibi cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklarla daha seyrek olarak, tüberküloz ve anaerobik streptokok enfeksiyonu sonucu meydana gelir. Bu hastalıklar fallop tüpünün iltihaplanma derecesine, tüpün ucunda ve yumurtalık çevresindeki tahrişe bağlı olarak sorun yaratabilir. Tüplerin ve overlerin (yumurtalık) tutulduğu bilinen ağır pelvis iltihabı hastalığında bile, yoğun bir antibiyotik tedavisi ve konservatif ameliyat, vakaların yüzde 25 ile 30unda doğurganlıkla sonuçlanabilir.

Belirtileri

Kısırlık, çiftlerde çok görülen bir problemdir. Ne mutlu ki, son 20-30 yılda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir ve birçok vakada kısırlık problemleri çözülebilmektedir. Bu bölüm kısırlığın değerlendirilmesinde kullanılan yöntemleri, belli başlı sebeplerini ve tedavisi için çeşitli seçenekleri ana hatlarıyla belirtmektedir. Bu bölümün sonunda kısırlık tedavisinin ahlaki yönleri belirtilmektedir. Kısırlık sorunları arasında sperm problemleri, yumurta problemleri veya bunların birleşmesinde karılaşılan zorluklar sayılabilir. Kısırlık sorunları aynı zamanda cinsel fonksiyon bozukluğundan da doğabilir. Bu durum, daha ileride anlatılacaktır. Doktorlar için kısırlık genellikle yaklaşık olarak 1 yıl süreyle sık sık ve hiçbir korunma yöntemi kullanılmaksızın ilişkide bulunulduğu halde hamile kalamamak anlamına gelir. Kısır olmayan çiftlerin dörtte üçünde bu süre zarfında hamilelik meydana gelecektir. Birçok çift için döllenme yeteneğinin azlığı sıklıkla, daha iyi bir terimdir yani, hamilelik olmamasına rağmen döllenme hala mümkündür, fakat ihtimal o kadar kuvvetli değildir (örneğin, hamileliğin meydana gelmesi için biryıldan fazla bir süre gerekebilir.) Doğurgan olmamanın (infertilite), tam kısırlıkla (sterilite) aynı şey olmadığına dikkat etmek gerekir. Tam kısırlık hiçbir şart altında çocuk sahibi olamamak demektir. Infertilitede çocuk sahibi olma ihtimali yok değildir. Bir çok kimse ve ilgili doktorlar için infertilite, problemine erkeğin katkısı vardır. Vakaların yüzde 50 ila 70inde ipfertilite kadındadır. Hem kadında hem de erkekte infertiliteye birçok faktör neden olabilir.

Tedavi

Kısırlık için yapılan çok sayıda tedaviden hangisinin seçileceği, durumun nedenlerine bağlıdır. Tedavideki son gelişmeler, eskiden kısır olup da şimdi evlat sahibi olabilen çiftlerin sayısını arttırmıştır. Bazı kısırlık nedenlerı tedavi edilemez. Fakat, o durumda bile, kadının buna rağmen hamile kalabileceği çeşitli tohumlama yöntemlerine başvurulabilinir. Bu bölümde kısırlık tedavisi ikiye ayrılmaktadır. 1. Döllenme yeteneğini sağlamak veya eskiden mevcut olan yeteneği geri getirmek 2. Suni tohumlama. Döllenmeyi Sağlama Amacıyla Tedavi Birçok çift için kısırlık tedavisinin en kolay yollarından biri, döllenmeyi sağlamak amacıyla, ne zaman ve ne kadar sıklıkla ilişkide bulunulması gerektiği konusunda öneriler, ile ilgilidir. Bu yol, tam kısır olmayıp da çocuk yapma yetenekleri bozuk veya eksik olan çiftler için özellikle etkilidir: Örneğin, erkekte pligospermi olduğu zaman, cinsel ilişkinin sıklığı hakkında önerileröe bulunmaya ve bunu yumurtlama devresine en iyi uyum sağlamak için nasıl zamanlamak gerektiğine ek olarak, doktorunuz başka öğüder de verebilir. Örneğin ilişkiden sonra kadının, organlarını spermin yumurtaya doğru daha fazla ilerlemesi için en uygun pozisyonda tutmak amacıyla, birkaç dakika sırt üstü, dizlerini bükerek yatması gibi. Iktidarsızlık veya erken boşalma gibi genel cinsel sorunlarda, döllenmeyi geliştirmek üzere tedavi edilebilir. Kısırlık, spermden (veya spermin yokluğundan) kaynaklandığı zaman döllenmeyi başlatmak veya eskiden bulunduğu iyi duruma döndürmek bazen mümkün olabilir. Örneğin sperm problemlerinin çok görülen bir kaynağı olan varikosel, ameliyat yoluyla düzeltilebilir ve bazı durumlarda bu da döllenme yeteneğini geri getirebilir. Testislerde, prostat guddesinde, meni torbacılarında, idrar yollarında olan sorunlar da tedavi edilebilir. Testisin sperm üreten alanları hasara uğradığı için, sperm üretimi bozulduğu zaman ilaç tedavisi pek işe yaramamıştır. sperm üretiminin hipofiz bezi sorunundan kaynaklandığı, son derece nadir vakalarda, insan koryonik gona dotropin veya insan hipofiz gonadotropini kullanımı faydalı olmuştur. Enfeksiyonlar sperm üretimini engellediği, ulaşım sistemini tıkadığı, spermi hasara uğrattığı veya öldürdüğü zaman, enfeksiyonun tedavisi sıklıkla döllenme yeteneğini geri getirir. Bu, özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar için doğrudur ve eşlerin her ikisi de tedavi edilmelidir. Kadında, tedavi muayene ve tahlillerinin sonuçlarına da bağlıdır. Her zaman olduğu gibi, mevcut herhangi bir enfeksiyona veya duruma neden olan diğer bir hastalığı tedavi etmek, ilk yapılacak olan diğer bir hastalığı tedavi etmek, ilk yapılacak iştir. Eğer döllenme problemi yumurta bırakmama nedeniyle oluyorsa (anovulasyon) doktorunuz ovülasyonu gerçekleştirmeye çalışabilir. Genellikle clomiphene citrate, insan menopoz gonadotropinleri veya insan koryon gonadotfopinleri veya insan koryonik gonadotropinleri olan veya olmayan gönadokropin salgılatan hormonlar verilir. Bazen ovulasyonu sağlamak için bir yumurtalık ameliyatı gereklidir. Fallop tüplerindeki tıkanmalar, tümörler veya diğer problemler genellikle ameliyatla tedavi edilir. Mikroşirürji teknikleri fallop tüpleri üzerinde hassas ameliyatlar yapılmasına imkan verir. Fakat bütün fallop tüpü hasarları cerrahi olarak tedavi edilemez. Endometriosis, düşük dozlarda ağızdan alınan doğum kontrol ilaçları da dahil olmak üzere, ilaçla tedavi edilebilir. Bazen endometriyum dokusunun ameliyatla çıkartılması gereklidir Endometriosisin düzeltilmesi döllenme yeteneğini artırabilir. Suni Tohumlara Bir çiftin rahatsızlık nedeninin tedavi edilmesine rağmen kısırlık devam ediyorsa, veya neden beiirlendiği halde tedavi olanaksızsa, hamilelik yine de mümkün olabilir. Kullanılan teknikler arasında, kadından alınan yumurtanın eşinin veya başka bir erkeğin spermiyle suni olarak döllenmesi de vardır. Döllenme işlemi kadının vücudunda veya dışarıda gerçekleşebilir. Dışarıda olması durumunda döllenmiş olan yumurta bir işlemden sonra vücudun içine aktarılır (embriyo trarrsferleri). Test tüpü bebekleri (tüp bebekler), terimi gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü bebek annenin vücudunda gelişir, yalnızca döllenme ve gelişmenin başlangıç safhası (embriyonun gelişmesi) test tüpünde gerçekleşir. Doğru terim invitro döllenmedir. Bir zamanlar gazetelere başlık olan bu konu şimdi uzmanlaşmış kliniklerde rutin hale gelmiştir. Fakat cerrahi bir işlem gereklidir ve bu işlem hem masraflı, hem de zordur. Invitro döllenmede;yumurtalar kadının, yumurtalığından çıkaıttlır. Yumurtaların çekilebilmesi için, oradaki folikülün yerini belirlemek amacıyla laparoskopi veya ultrasonografı yapıIır. Erkek eşten veya bir vericiden semen alınır. Ondan sonra, yumurtayı bir spermle döllenmek için laboratuvarda optimal şartlar altında denemeler yapılır. Eğer döllenme meydana gelirse, embriyo kadının rahmine aktarılır. Bu teknik, beş veya altı vakanın birinde hamileliği sağlar. Eşin semeni eğer sağlıklı spermler içeriyorsa, suni tohumlama için kullanılabilir. Semen alınır ve doktor bunu, ovülasyon zamanında doğrudan doğruya kadının rahminin içine yerleştirir. Bir başka deyişle, semenin cinsel ilişkiden sonraki, daha değişken olan geçişine güvenilmeyip, bunun yerine, olayı tesadüfe gerçekleşme ihtimali en fazla olan yere yerleştirilir. Suni tohumlama, bir vericiden alınan semenle de yapılabilir. Kısırlık tedavisi klinikleriyle bu konuda uzmanlaşmış doktorların, sperm bankalarına ve diğer sağlıklı sperm kaynaklarına erişme olartakları vardır. Eğer erkek eş sperm üretmiyorsa veya başarılı döllenmeye yetecek kadar spermi yoksa, bir vericinin spermleri kullanılabilir. Bazen hem erkek eşin hem de vericinin spermi, kadına aktarılmadan önce karıştırılır. Suni tohumlama vericinin spermiyle, eşin sperminde olduğundan daha başarılı olur. Fakat, bir başkasının spermini kullanmak, bazı çiftlerin zihinlerinde sorunlara yol açmaktadır. Gamete intrafallopian transfer denen biraz farklı bir teknikle, erkek eşten veya vericiden alınan spermlerle kadından alınan yumurta karışımı doğrudan doğruya fallop borusunun içine yerleştirilir. Bu işlem de laparoskopiyle yapılır. Bunun amacı döllenmenin kadının vücudu içinde doğal olarak meydana gelmesini sağlamaktır. Invitro döllenmede olduğu gibi, Bu yöntemin başarısının da hiçbir garantisi yoktur.

panik atak nedir?nelere yol açar

Panik atakları insanların % 3-6’sında görülürken batılı kaynaklarda panik bozukluğunun görülme sıklığı % 1-3 olarak belirtilmektedir. Türkiye Ruh Sağlığı Profili Raporunda 12 aylık dönem esas alınarak yapılan sıklık tespitinde, panik bozukluğu ve/veya agorafobi sıklığı toplam % 1 olarak bulunmuştur; bunların hekime başvurma oranı % 34.5 olup, diğer tüm psikiyatrik hastalıklardan daha yüksektir. Panik ataklarının şiddetli ve korkutucu fiziksel semptomlarla seyretmesi hekime sık başvurmada en önemli etken gibi gözükmektedir.

Panik atak hastaları sıklıkla kalp hastası olduğunu veya kalp krizi geçirdiğini düşünerek hekime ve acil servislere giderler. Hasta, ani bir “nöbet” tanımlar. Kimi zaman bu nöbet hastaları uykularından kaldırabilir. Şikayetler başladıktan sonraki ilk 10 dakikada maksimum şiddete ulaşır; dakikalar içinde geçer, bir saatten uzun sürme olasılığı çok azdır. Nöbet esnasında hasta tipik olarak “panik” içindedir.

Acil görünümlü ya da acile başvuracak şiddette bir “nöbet” geçirdiğini ifade eden bir hastada, aşağıdaki şikayetlerden en az dördü nöbet esnasında mevcut ise, panik atağı düşünülür;

  1. Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme,

  2. Terleme,

  3. Titreme,

  4. Nefes darlığı, boğulacağım hissi,

  5. Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi,

  6. Bulantı, karın ağrısı,

  7. Baş dönmesi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi hissetme,

  8. Derealizasyon (çevrenin yabancı gerçekdışı olduğu hissi),

  9. Depersonalizasyon (vücuduna yabancı, dışında imiş gibi hissetme),

  10. “Çıldıracağım” korkusu,

  11. Ölüm korkusu,

  12. Vücudun çeşitli yerlerinde uyuşma ve karıncalanma,

  13. Üşüme, ateş basması.

The Scream -Edvard Munch

Panik atağı tetikleyen durumlar;

  • Kapalı yerler (tünel, asansör, vb),

  • Kalabalık yerler (alışveriş merkezleri, toplu taşım istasyonları, eğlence merkezleri vb),

  • Toplum önünde zor bir görev yapma,

  • Yeni veya tanıdık olmayan insanlarla yapılan toplantılar veya sosyal olaylar,

  • Açık alanlar (köprü üzerinden geçme, yüksek binalar vb),

  • Organik hastalıklar; ritim bozuklukları (aritmiler), kalp krizi (myokart infarktüsü), beyinin kansız kalması (serebral iskemi), tiroid bezinin fazla çalışması (tirotoksikoz), astım vb,

  • Bazı ilaçların yan etkisi olarak,

  • Depresyon, fobiler dahil pek çok psikiyatrik hastalık esnasında,

Panik bozukluğunun temel özelliği, çoğu kez nedensiz başlayan panik ataklarıdır. Hasta, aniden, örneğin otobüste ya da uykusunda, yukarıda sayılan pek çok şikayeti yaşar. Şikayetler, müdahaleyle ya da müdahalesiz kısa sürede geçer. Atak şiddetli ve korkunç bir deneyim olarak hatırlanır ve bireyde “ya tekrarlarsa” kaygısını ortaya çıkarır. Hasta, yaşantısını bu kaygı çerçevesinde planlamaya çalışır. Agorafobi (kapalı yer korkusu) şikayetleri de tabloya eklenirse, kişi, atak geldiğinde yalnız ya da kaçamayacağı ortamlara girmeme; tek başına sokağa çıkmama ya da evde tek başına kalamama; camide ya da sinemada çabuk çıkabileceği yerleri tercih etme gibi günlük yaşantısını ve işlevselliğini belirgin olarak kısıtlayan davranış bozuklukları gösterir.

Bu hastalar semptomlarının şiddeti nedeniyle sıklıkla hekime başvurmalarına rağmen, çoğu kez, özellikle de atak esnasında rastlanabilen kalbin hızlı çalışması (taşikardi), tansiyon yükselmesi gibi bulgular yüzünde panik bozukluğu tanısı atlanabilir. Aslında bu hastaların şikayetlerinin “psikiyatrik” olduğuna ikna edilmeleri de güçtür.

Hastalık; göğüs ağrısı, çarpıntı vb. gibi belirtilerle seyretmesine rağmen hastalığın özünde hastanın tarif ettiği yoğun sıkıntı yer almaktadır. Sıkıntı tedavi edildiğinde diğer belirtilerde yatışacaktır.

Hastaların yaşadığı “nöbet” korku ile benzerlik göstermekte ve hastalık beyindeki korku ile ilgili merkezleri, korkacak bir şey yokken kendi kendine çalışmaya başlatmakta ve şikayetler böylece ortaya çıkmaktadır. Tekrar nöbet gelirse kaygısı ile ortaya çıkan sokağa tek başına çıkmama gibi davranışlar aslında kaygıyı artırmaktan ve kuvvetlendirmekten başka bir işe yaramazlar.

Panik bozukluğu, çoğu kez, depresyon, diğer anksiyete bozuklukları, kişilik bozuklukları ve alkol ve madde bağımlılığı ile birliktelik gösterebilir.

parazit

Parazit, başkacanlıyı öldürmeden ondan beslenen canlılara denir. Bunlar genelde beslendikleriorganizmaya büyük zarar verir.Sivrisinek veBağırsak Kurdu, insanlardan beslenen parazitlerden birkaçıdır.

guatr

Latince boğaz anlamında olan guttur kelimesinden gelen guatr terimi, çeşitli birçok durumu belirtmek için kullanılır. Aslında guatr sadece tiroid bezinin büyümesini belirtir. Bu büyüme az. küçük, lokalize bir şişkinlik şeklinde, veya her iki lobun daha genel bir şişkinliği şeklinde olabilir.

Büyüyen tiroid bezi hormonunu, normal, normalin altında veya aşırı ölçüde salgılayabilir. Nadir durumlarda büyüme nefes borusunun çevresini sararak nefes borusunun daralmasına yol açar. Bu büyüme yutkunmayı zorlaştırabilir. şaşırtıcı olan şey, genelde guatrların fazla rahatsızlık vermemesidir. Kişinin boğazında bir basınç veya şişkinlik hissi duyulduğu çoğu vakalarda rahatsızlık duygusal gerginlikten kaynaklanmaktadır.

Geçmişte guatrın en sık görülen nedeni, toprağın iyot yönünden yetersiz olduğu bölgelerde beslenmedeki iyot eksikliğiydi. İyotlu tuz piyasaya çıktıktan sonra, guatr çok daha nadir görülür oldu, hem de şimdi yiyeceklerimiz öyledir ki insan iyotlu tuz kullanmasa bile iyot eksikliği olma ihtimali pek yoktur. Dünyanın başka yerlerinde eksiklikleri pek de az rastlanan bir durum olmasa da Amerika Birleşik Devletleri nde iyot takviyesi almak gereksiz ve dolayısıyla arzu edilmeyen bir şeydir.

Basit Guatr: Basit guatrın özelliği, tiroid bezinin yumuşak ve yaygın şekilde büyümesidir. En yaygın olduğu dönemler hamilelik ve buluğ çağıdır şayet basit guatr estetik problemi yaratacak kadar büyükse, küçültmek için tiroid hormonu verilebilir

Graves Hastalığı: Graves hastalığı, genellikle tiroid bezinde hafif, fakat genel bir şişme meydana getirir. Bu, tiroid bezinin 1 aşırı derecede uyarılmasının sonucudur. Bazen bezin kendisi de büyüyebilir.

Adenomlu Guatr: Adenomlar, kendilerini bezin geri kalan kısmından bir duvar gibi ayıran az çok normal tiroid dokusu büyümeleridir. çok sık rastlanmayan bir durum olarak, bir veya daha fazla adenom aşırı miktarlarda tiroid hormonu üretir ve bunun sonucunda hipertiroidizm ortaya çıkar. Bazen de ender olarak bir adenom nefes borusunu kısmen tıkar ve bu durum yüzeysel olarak astımı andıran bir nefes alma zorluğu doğurabilir

Tiroid Kanseri: Çoğu tiroid kanserleri yavaş gelişir. Bunlar, boyundan radyasyon tedavisi görmüş olan kimselerde bir ölçüde daha sık görülme eğilimi gösterirler. Sık görülen tipleri papiler ve folüküler tiplerdir. Papiler tipi boyundaki lenf bezlerine yayılma (sıçrama) eğilimi gösterir. Folüküler tipi akciğerlere ve vücudun daha uzak yerlerine atlayabilir. Tiroid kanseri gelişirken, başlangıçta tiroid bezinde küçük bir şişkinliktir ve bir adenomdan kolayca ayırt edilemeyebilir.

Tiroid Bezinin Medüler Kanseri: Bu az görülen bir tiroid kanseri çeşididir. Bu kanserin hücreleri Kalsitonin denen bir hormon salgılar ve kanserin ilerlemesi kandaki Kalsitonin konsantrasyonunu ölçülmesi yoluyla izlenebilir. Medüler karsinom sıklıkla aynı ailenin üyeleri arasında ortaya çıkar ve buna tutulan kişide aynı zamanda feokroma sitoma da bulunabilir.

Lenfositik Tiroidit: Bu tip guatra bazen Hashimoto hastalığı denir; bu isim hastalığı tarif eden Japon pataloğun adıdır. Bu durumda anormal bir antikor, tiroidin normal fonksiyonunu kaybetmesine neden olur. Bu etki hipotiroidizme yol açar. Genelde bez orta derecede büyümüştür ve doku olarak oldukça esnek lastik gibidir.

Subakut Tiroidit :Bu, yutkunma ile artan bir tiroid ağrısına yol açan, az görülen bir durumdur. Tiroid bezi hafifçe büyümüş olup çok hassastır. Sedimantasyon hızı testi denen özel bir test yapılabilir. Subakut tiroidit durumunda sedimantasyon hızı çok yüksek, tiroid hormonu değerleri düşük veya yüksek olabilir.

astım

Astım, hava yollarının daralması ve inflamasyonu ile karakterize kronik bir akciğer hastalığıdır. Hastalık hafif veya şiddetli olabilir, bazı hastalarda da nadiren ortaya çıkan ve çok hafif veya hayatı tehdit edecek derecede şiddetli olabilen ataklarla seyreder. Astımın belirtileri akciğerlerde bronş ve broşiyol adı verilen hava yollarının iç yüzeylerinin inflamasyonuna bağlı olarak gelişmektedir. Bu inflamasyon mukus üretiminin artmasına neden olur ve inflamasyonla ilgili bağışıklık sistemi hücrelerinin hücumu sözkonusudur; her iki durum da hava yolu tıkanıklığına neden olur. Ek olarak hava yollarını çevreleyen kaslarda kasılma meydana gelir ve hava yollarındaki daralma şiddetlenir.

Astımla ilişkili inflamasyon aynı zamanda hava yollarında aşırı duyarlılık gelişmesine neden olur. Bu hava yolları tetikleyici olarak adlandırılabilecek özel durumlara maruz kaldığında genellikle astım atağı denilen durum meydana gelir. Tetikleyiciler genelde allerjen maddelerdir. En yaygın alerjenler; hayvan tüyü ve salyası, polenler, küfler, toz mitleri, hamamböceğinin vüsut artıkları, bazı ilaçlar ve kişiye özgü yiyeceklerdir. Allerjenler dışında sıklıkla astım atağını tetikleyen etkenlerden biri de viral enfeksiyonlardır (nezle ve grip gibi). Diğer önemli tetikleyiciler: egzersiz, soğuk hava solumak, hava kirliliği, odun dumanı, sigara dumanı, bazı boyalar ve duygusal stres. Bazı şiddetli astım hastalarında herhangi bir tetikleyici saptanamayabilir.

Astım genelde 5 yaşından önce başlamakla birlikte, belirtilerin ortaya çıkışı her hangi bir yaşta olabilir. Astım kalıtımsal özellikleri olan bir hastalıktır ve sıklıkla ailesinde allerji olan kişilerde gözlenir.

guzelbayan.bloggum.com'daki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır, doktor uyarısı ya da önerisi yerine geçmez.