Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme

Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki| sonraki >
14 tane "alkol" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"alkol" tagli diger ogeler resimler , videolar

kalp çarpıntısına dikkat

Çarpıntı bazen masum bazen tehlikeli bir belirtidir. İşte dikkat ettmeniz gereken hususlar..

Kalbinizin kıpır kıpır olması, birini görünce ya da düşününce “küt küt” diye atması iyi bir şeydir ama iş tekrarlayan çarpıntılara gelince değişir.

Sık tekrarlayan çarpıntılar can sıkıcı ve korkutucu olabilir. Çarpıntılarınızın sebebi zamansız ve yersiz kalp atışları veya kalbinizin gereğinden hızlı çalışması olabilir. Eğer çarpıntınız çok sık tekrarlıyorsa, beraberinde baş dönmesi, baygınlık hissi, yorgunluk, göğüs ağrısı de yaşıyorsanız kaynağının kalbinizdeki bir sorun olması ihtimali fazladır. Böyle bir durumda doktorunuzu aramakta geç kalmayın.

KALBİNİZİ NELER HEYECANLANDIRIYOR

Çarpıntı korkutucu bir sorundur ama her zaman ciddi bir kalp hastalığına işaret etmez. Bir stres reaksiyonu, korku ve endişe nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bazı insanlarda nikotin duyarlılığı sigara içer içmez ortaya çıkan çarpıntılara yol açar. Kahve ve çayda bulunan kafein de önemli bir çarpıntı nedenidir.

Ayrıca aşırı çalışma ve yorgunluk nedeniyle oluşan çarpıntı da vardır. Aceleci insanlarda eviyle, işiyle ciddi sorunlar yaşayanlarda ya da farkına varmadığı bir sorun nedeniyle bunalıp sıkılanlarda da çarpıntı ortaya çıkabilir. Eğer sizi rahatsız edecek bir çarpıntı ile karşı karşıyaysanız, ilk önce fazla miktarda kahve, çay, alkol tüketimi ya da ruhsal bir problemden mi kaynaklandığını araştırın. Paniğe kapılmayın. Kilo fazlalığı sorununuz varsa zayıflayın. Eğer nöbetler halinde gelen çarpıntılardan yakınıyorsanız nöbet anında aşağıdaki manevralardan yararlanmaya çalışın. Daha sonrası için doktorunuzdan bir randevu almayı da unutmayın. İşte çarpıntı atağını savuşturmada kullanılabilecek başlıca yöntemler:

- Derin ve güçlü bir şekilde öksürün.

- Ikınma manevrası yapın.

- 20-30 saniye kulağınızı ve burnunuzu kapatarak üflemeye çalışın.

- Soğuk ve buzlu bir içecek için veya ellerinizi çok soğuk suyu ile doldurulmuş bir kaba daldırın.

ALTTA YATAN SORUNLARA DİKKAT

Kalp çarpıntıları sık tekrarlıyorsa bir tıbbı yardım gerekiyor demektir. Çünkü özellikle yaşlı insanlarda çarpıntılar “atriyal fibrilasyon” gibi ciddi bir sağlık sorunundan kaynaklanabilir, bir ilaç yan etkisi olarak ortaya çıkabilir, “kan basıncında yükselmeye işaret edebilir”, “gizli kalmış bir kalp hastalığının” belirtisi de olabilir. Uzun süren kalp çarpıntılarının, “tiroit bezinin aşırı çalışmasından” da kaynaklanabileceği biliniyor.

“Şeker hastalarında” da çarpıntı sık görülüyor. “İdrar söktürücü ilaçlar” gibi bazı ilaçlar da çarpıntıya yol açabiliyor. Çarpıntı problemi çoğu kez önemli bir sağlık sorununa işaret etmez ama tekrarlayan, sıklaşan ve yoğunlaşan bir şikáyet altına geldiğinde dikkat etmekte fayda var.

kalp çarpıntısına dikkat

Çarpıntı bazen masum bazen tehlikeli bir belirtidir. İşte dikkat ettmeniz gereken hususlar..

Kalbinizin kıpır kıpır olması, birini görünce ya da düşününce “küt küt” diye atması iyi bir şeydir ama iş tekrarlayan çarpıntılara gelince değişir.

Sık tekrarlayan çarpıntılar can sıkıcı ve korkutucu olabilir. Çarpıntılarınızın sebebi zamansız ve yersiz kalp atışları veya kalbinizin gereğinden hızlı çalışması olabilir. Eğer çarpıntınız çok sık tekrarlıyorsa, beraberinde baş dönmesi, baygınlık hissi, yorgunluk, göğüs ağrısı de yaşıyorsanız kaynağının kalbinizdeki bir sorun olması ihtimali fazladır. Böyle bir durumda doktorunuzu aramakta geç kalmayın.

KALBİNİZİ NELER HEYECANLANDIRIYOR

Çarpıntı korkutucu bir sorundur ama her zaman ciddi bir kalp hastalığına işaret etmez. Bir stres reaksiyonu, korku ve endişe nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bazı insanlarda nikotin duyarlılığı sigara içer içmez ortaya çıkan çarpıntılara yol açar. Kahve ve çayda bulunan kafein de önemli bir çarpıntı nedenidir.

Ayrıca aşırı çalışma ve yorgunluk nedeniyle oluşan çarpıntı da vardır. Aceleci insanlarda eviyle, işiyle ciddi sorunlar yaşayanlarda ya da farkına varmadığı bir sorun nedeniyle bunalıp sıkılanlarda da çarpıntı ortaya çıkabilir. Eğer sizi rahatsız edecek bir çarpıntı ile karşı karşıyaysanız, ilk önce fazla miktarda kahve, çay, alkol tüketimi ya da ruhsal bir problemden mi kaynaklandığını araştırın. Paniğe kapılmayın. Kilo fazlalığı sorununuz varsa zayıflayın. Eğer nöbetler halinde gelen çarpıntılardan yakınıyorsanız nöbet anında aşağıdaki manevralardan yararlanmaya çalışın. Daha sonrası için doktorunuzdan bir randevu almayı da unutmayın. İşte çarpıntı atağını savuşturmada kullanılabilecek başlıca yöntemler:

- Derin ve güçlü bir şekilde öksürün.

- Ikınma manevrası yapın.

- 20-30 saniye kulağınızı ve burnunuzu kapatarak üflemeye çalışın.

- Soğuk ve buzlu bir içecek için veya ellerinizi çok soğuk suyu ile doldurulmuş bir kaba daldırın.

ALTTA YATAN SORUNLARA DİKKAT

Kalp çarpıntıları sık tekrarlıyorsa bir tıbbı yardım gerekiyor demektir. Çünkü özellikle yaşlı insanlarda çarpıntılar “atriyal fibrilasyon” gibi ciddi bir sağlık sorunundan kaynaklanabilir, bir ilaç yan etkisi olarak ortaya çıkabilir, “kan basıncında yükselmeye işaret edebilir”, “gizli kalmış bir kalp hastalığının” belirtisi de olabilir. Uzun süren kalp çarpıntılarının, “tiroit bezinin aşırı çalışmasından” da kaynaklanabileceği biliniyor.

“Şeker hastalarında” da çarpıntı sık görülüyor. “İdrar söktürücü ilaçlar” gibi bazı ilaçlar da çarpıntıya yol açabiliyor. Çarpıntı problemi çoğu kez önemli bir sağlık sorununa işaret etmez ama tekrarlayan, sıklaşan ve yoğunlaşan bir şikáyet altına geldiğinde dikkat etmekte fayda var.

iktidarsızlık kabusu

Cinsel sağlık, kişinin genel fiziki ve duygusal sağlığının önemli parçası. Halk arasında ‘iktidarsızlık’ olarak bilinen sertleşme sorunu, cinsel sağlığı etkileyen tıbbi durumlardan sıkça görülen bir tanesi. Günümüzde sertleşme sorununun ‘İlaç, ameliyat, protez penis takılması ve psikoterapi’ gibi bir çok tedavi yöntemi mevcut.

Uzmanların belirttiğine göre, 3 ayı aşkın süre bir insanın cinsellikle ilgili arzu duyup ilişkiye girmek için yeterince sertleşme elde edememesi durumuna ’sertleşme sorunu’ adı veriliyor. Bu sorunda, organik sebeplerle birlikte psikolojik sebepler de etkili oluyor. Sertleşme sorunu, yaşın ilerlemesinin yanı sıra yüksek kolesterol düzeyi, koroner arter, yüksek tansiyon ve şeker hastalıkları gibi bir dizi rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkıyor.

Sertleşme sorunu olan vakaların çoğunluğu (yüzde 75), psikolojik değil fiziki kökenli. Damar sorunları, ereksiyon bozukluğunun en sık rastlanan sebebi. Ereksiyon bozukluğuna yol açan organik sebepler ise şunlar: Penisin kan dolaşımında görülen bozukluk, sinir iletimindeki aksaklık ve kan hormon düzeyinde meydana gelen değişiklik. Sertleşme sorununun psikolojik sebepleri ise şöyle sıralanıyor: Stres, evlilik sorunları, depresyon, cinsel başarısızlık korkusu ve cinsel bilgisizlik.
İlaç yan etkisi olarak, hali hazırdaki tedavilerden 200 tanesi bazı vakalarda ereksiyon bozukluğuna sebep olabiliyor. Bunların başında yüksek tansiyon ilaçları, antipsikotikler, antidepresanlar, H2 blokerler ve arterleri daraltan belli başlı sakinleştiriciler/damar sertliği yer alıyor. Bütün şeker hastası erkeklerin yüzde 35′inden fazlasında ereksiyon bozukluğu görülüyor.

Milyonlarca erkeğin mustarip olduğu ereksiyon bozukluğunun, şeker ve kalp-damar hastalıklarının, prostat kanserinin, alkol veya uyuşturucu alışkanlığının ilk tanınabilir semptomu olabileceğine dikkat çekiliyor.

Uzmanlar, ereksiyon bozukluğu bir kere tespit edildikten sonra (libido eksikliği, erken boşalma vb.nin tersine), çeşitli muayeneler ve testlerle sorunun gerçek sebebinin, yani psikolojik kökenli mi yoksa organik/fiziki kökenli mi olduğunun bulunabileceğini ifade ederek, doğru tedavi yapabilmek için önce doğru teşhis koymak gerektiğini kaydediyor.

Uzmanlar, sorunun sebebine ve derecesine bağlı olarak mevcut tedavileri şöyle bildiriyor: İntrakavernosal enjeksiyonlar gibi ilaç tedavileri, ağız yoluyla tedavi, sistemik ilaç tedavisi (testosteron), arter ve toplardamar ameliyatları, protez penis takılması, vakum-sıkma araçları ve psikoterapi.

iktidarsızlık sebepleri

Penisin sertleşme veya sertleşmiş durumda kalma yeteneğinin olmaması. iktidarsızlık,sertleşmeyi sağlayamamak veya sağlanmış olan sertiesmeyi cinsel ilişkide bulunabilecek kadar uzun zaman sürdürememek durumunun devamlı olarak meydana gelmesidir. Bu terim, latince güç kaybı anlamındaki İmpotentiadan gelmektedir. Zaman zaman bir defalık (münferit) bir iktidarsızlık olayı çoğu erkeğin başına gelir. Bu tamamiyle normaldir ve endişe edilecek bir şey değildir. Fakat bu sürüp giden bir problem halini aldığı zaman iktidarsızlık erkeği kendi gözünde küçüttüğü gibi, cinsel hayatına da zarar verir. lyi olan yönü, genelde tedavi edilebilmesidir. İktidarsızlığın tedavisinde ilk adım, sertleşme olayının nasıl meydana geldiğıni anlamaktır. Penisin iki yanında semeni ve idrarı taşıyan tüpe paralel uzanan iki adet silindir şeklinde süngerimsi bölüm bulunur. Bir erkek cinsel yönden uyarıldığı zaman, sinirlerin verdiği emirle, bu silindirlere kanın akışı normal miktarın yaklaşık yedi katına çıkar. Bu ani kan hücumu süngerimsi bölümleri genişletir. böylece penisi düz ve gergin bir hale getirerek sertleşmeyi sağlamış olur. Sürekli cinsel uyarı veya heyecanlandırma yüksek miktarda kan akışını devam ettirir. böylece sertleşme dururnu devam eder.Boşalmadan sonra veya cinsel heyecan geçtiği zaman, aşırı kan süngerimsi dokudan geri akar ve penis sertleşmeden önceki biçimiyle ölçüsüne döner. Sertleşmeyi meydana getirmek için üç önemli işin gerçekleştiğine dikkat edin. Birinci adım cinsel uyarılmadır. Erkekler bunu görme, dokunma, duyma, koklama duyularından ve düşüncelerinden elde ederler. Ikinci adım, cinsel heyecanın vücudunun sinir sistemi tarafından beyinden penise aktarılmasıdır. Üçüncü adım penise kan taşıyan kan damarlarının gevşemesi, böylece sertleşmeyi sağlayan kanallara daha çok kan gitmesme yol açmasıdır. Eğer bu faktörlerden herhangi birini bir şey etkilerse, uyarılma, sinir sisteminin tepkisi, veya damar sisteminin buna tepkisi iktidarsızlık meydana gelebilir. Cinsel arzunun azalması veya cinsel arzunun kaybı iktidarsızlıkla aynı şey değildir. İktidarsızlık, istek ve fırsat varken sertleşmeyi sağlayamayarak penisi cinsel aktivite için kullanamamak demektir. İktidarsızlık yaklaşık 10 milyon Amerikan erkeğini etkileyen bir durumdur. Bu problemin etkilediği erkekler arasında yaşlılar gençlerden fazladır. 60 yaşında erkeklerin yaklaşık yüzde 20si iktidarsızdır; 80 yaşında ise yüzde 70 den fazlası iktidarsızdır. Fakat iktıdarsızlık hiçbir şekilde yaşlanmanın önlenemeyen bir sonucu değildir. Yaşlı erkeklerde tedavi ise sıklıkla gençlerde olduğu kadar başarılıdır. İktidarsızlık vakalarının yarısından fazlası fiziki olmayan nedenlerden doğmaktadır. Fiziki olmayan nedenlerin en belli başlısı stres veya anksiyete (kaygı)dir. Eğer bir erkek gevşemiş olarak dikkatini cinsel ilişki üzerinde toplayamazsa, şartların baskısı altında ezilmiş ve ne yapacağını bilemez bir hale gelmişse, üç kademeli sertleşme işleminin gerçekleşmesi zordur. Bu, herhangi bir zamanda, hemen herkese olabilir. İktidarsızlık aynı zamanda, depresyon gibi psikolojik problemlerin bazen görülen bir yan etkisidir. Cinsel eşe karşı olumsuz duygular, veya cinsel eşin belirttiği olumsuz duygular (direnme, şiddet veya ilgisizlik gibi) da iktidarsızlık için bir neden olabilir. Önemli olan şey,bir kere böyle bir şey olunca daimi olarak böyle bir probleminiz olacağı ve bundan sonraki cinsel karşılaşmada da bunu beklemeniz gerektiği gibi bir düşünceye kapılmamaktır. Sertleşmede düşünce problemleri çok önemli olduğundan, böyle olumsuz bir peşin hüküm, bazı durumlar da gerçekte bulunmayan bir problemi yaratabilir. Eğer başınızdan bir iktidarsızlık olayı geçtiyse, yapılacak en iyi iş bunu unutmak ve başka bir seferinde başarılı olmayı beklemektir. Böyle bir olay bir erkeğin erkekliği hakkında olumsuz bir not değildir. Geçici veya devamlı iktidarsızlık çeken erkeğin cinsel eşini hatırlaması da önemlidir. Bazı durumlarda bir kadın sertieşmeyi kendisinin arzulayabilirliği anlamında bir yorum olarak kabul edebilir, sertleşmenin olmayışı eşe arzu edilmediği mesajını verebilir ve bu konuda ikna edici olmak faydalıdır. Eşinin iktidarsızlığı bir kadının aşağılık duygusuna kapılmasına yol açabilir. Fakat erkek kadına, kendisine çekici geldiğini açıkça belirtirse veya kadın iktidarsızlığın ilgisizlikten meydana gelmesinin nadir görülen bir olay olduğunu anlarsa, bu problem hallolabilir. İktidarsızlık vakalarırın yarısına yakın bölümüne fiziki nedenler yol açar. Bunlar en sık görülenden en seyrek görülene doğru sırasıyla, diyabetik nöropati, kardiyovasküler hastalıklar, bazı ilaçlar, prostat kanseri ameliyatı, omuriliği zedeleyen kırıklar, multipl skleroz, hormon bozuklukları ve alkolizm veya uyuşturucu ilaç ve maddelere bağımlılıktır. İktidarsızlığın fizik olan ve olmayan nedenleri birbirini etkiler. Örneğin, cinsel tepkiyi yavaşlatan önemsiz bir fiziki problem sertleşmeyi sağlama konusunda endişeye yol açabilir ve bu endişe de iktidarsızlığı daha da artırabilir.

Tedavi

Psikolojik Tedavi Eğer iktidarsızlıktan çoğunlukla veya tamamen, fiziki olmayan nedenler sorumluysa, doktorunuz, ya yalnız başınıza veya eşinizle birlikte bir psikiyatri uzmanına bir psikoloğa veya seks terapistine önerebilir. llaç Tedavisi Bazı iktidarsızlık durumlarında hormon verilebilir. Bazen doğrudan doğruya penise, sertleşmeyi sağlayan bir ilaç zerk edilebilir. Başka rahatsızlıklar, nedeniyle almakta olduğunuz ilaçların iktidarsızlık gibi bir yan etkisi olduğu düşünülürse bunlar değiştirilebilir, veya bıraktırılabilir. Ameliyat Eğer iktidarsızlığın nedeninin penise giden damarların tıkanıklığından olduğu düşünülüyorsa, vasküler rekonstrüksiyon yapılabilir (damarlara yeniden biçim verilmesi). Eğer iktidarsızlık diğer tedavilerin hiçbiriyle düzeltilemiyorsa, daimi bir penis protezi yerleştirilebilir. Bu tür ameliyat binlerce erkeğe yapılmış ve başarılı olmuştur. Çok kullanılan protezler üçe ayrılın 1) Yarı sert protez 2) çok bölümlü şişirilebilen protez, 3) Kendi içinde şişirilebilen protez. 1) Yarı sert protez daima sertçe kalır, fakat penisin cinsel birleşme dışında vücuda yanaşık durmasına olanak verir. 2 + 3) şişirilebiten tipler, sertleşme olmasını isrediğiniz zaman çalıştırabileceğiniz sıvı depolarıdır. Bir de, yeni geliştirilen bir vakum cihazı cerrahi yoldan takılan penis protezlerine bir alternatif meydana getirir. Bu cihaz penisi içine alacak bir tüp şeklindedir. Özel pompasında vakum oluşturarak penis damarlarına kan hücum etmesini kolaylaştırır.

bel fıtığı kimlerde görülür

Toplumun çeşitli kesimlerinde bel rahatsızlığı o kadar yaygındır ki, birçok ülkede yapılan istatistiklere göre doktora müracaat nedeni olarak bel ağrısı soğuk algınlığından sonra ikinci sırayı almaktadır. İnsanların yaklaşık % 80′i hayatları boyunca en az bir defa bel ağrısı ile karşılaşmaktadırlar.

Bel rahatsızlığına her yaş grubunda rastlamak mümkündür, fakat bel fıtığı orta yaşlarda daha sık görülür. Hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, daha çok oturarak çalışmak, şişmanlık, ağır şeyler kaldırmak, mücadele sporları, bilinçsiz spor yapmak, yanlış oturuş ve duruş alışkanlığı, mesleğini sevmeme, huzursuz bir ortamda ve stres içinde yaşama, sigara ve alkol kullanma, uzun süre otomobil sürme, bedensel faaliyetlere ısınmadan başlamak birer risk faktörüdür. Bu risk faktörleri bir insanın günlük yaşantısında ne kadar çoksa o kişinin bel fıtığına yakalanma ihtimali de o kadar yüksektir. Hele bir de genetik olarak yatkınlık varsa bel fıtığıyla tanışmak sürpriz sayılmamalıdır.Uygun olmayan sandalyelerin üzerinde her gün saatlerce süren bir ofis hayatına mahkûm insanlar bel fıtığının müstakbel adaylarıdırlar.

orta yaşlı insanlarda daha sık görülür.

Bel fıtığı orta yaşlı insanlarda daha sık görülür.

uygun diyet listesi

Özel sağlık sorunları nedeniyle tedavi amaçlı bir diyete ihtiyacı olan insanlar hariç olmak üzere, en iyi genel diyet planı basitçe şöyle dile getirilebilir: meyva, sebze ve hububattan gelen karbonhidratlar; ve et, balık, yumurta ve süt ürünleri gibi protein içeren gıdalar dahil olmak üzere çok çeşitli yiyecekler yiyin. Vitaminler ve mineraller hemen hemen yediğimiz gıdaların hepsinde vardır. 1989 da, Amerikan Bilim Akademisi diyet ve sağlık üzerine bir rapor yayınladı. Bu rapor aşağıda özetlenen, sağlıklı diyet kurallarını sunmaktadır. - Diyetinizdeki her tür yağ miktarını azaltın. Ortalama olarak günlük kalorinin neredeyse yüzde 40ını yağlardan aldığımız tahmin edilmektedir. Bir kişinin toplam yağ tüketimini günlük kalori tüketiminin yüzde 30una indirme hedefi makuldür. Doymuş yağ tüketimi günlük kalorinin yüzde 10 una düşürülmelidir ve kolesterol tüketimi günde 300 miligramdan az olmalıdır. Birçok insan için, yağ oranı yüksek bir diyet, çeşitli sağlık sorunlarına yol açan şişmanlığa neden olmaktadır. Ailesinde kalp rahatsızlıkları ve yüksek tansiyon bulunan insanlar, yağ oranı yüksek bir diyet uygularlarsa, özellikle risk altında olabilirler, - Diyet ve egzersizler arzu edilir bir vücut ağırlığına ulaşın ve onu koruyun. Şişmanlık, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve koroner kalp hastalığı dahil olmak üzere, birçok hastalığın tedavisini güçleştiren önemli bir etkendir. - Diyetinizde karmaşık karbonhidrat ve lif miktarını arttırın. Pek çok kişi kalorilerinin çok az bir kısmını karmaşık karbonhidratlardan alma eğilimindedir. Günlük kalorimizin yüzde 50 ila 55 ini karbonhidratlardan (meyvalar, sebzeler ve tahıl) alarak, bazı vitaminlerin, minerallerin ve lifin tüketimini arttırırken, yağ tüketimini azaltabiliriz. Günde beş porsiyon ya da daha fazla , meyva ve sebze özellikle yeşil yapraklılar ve sarı sebzeler ve turunçgiller yemeye çalışın. Günde altı porsiyon ya da daha fazla, ekmek, baklagiller ve tahıllar dahil olmak üzere karmaşık karbonhidratlar yiyin. Liften zengin bir diyet, gıdaların sindirilmesinde önemli bir rol oynar. - Uygun miktarlarda protein yiyin. Diyetimiz çoğunlukla, özellikle hayvansal proteinler olmak üzere çok fazla protein içermektedir. Ayrıca aldığınız protein miktarını azaltırsanız, yağ tüketiminizin de düştüğünü farkedebilirsiniz, çünkü alınan yağın büyük kısmı, özellikle kolesterol, hayvani ürünlerde bulunmaktadır. Ama et yemeyi bırakmayın; yalnızca daha az yiyin. - Sodyum oranı görece düşük gıdaları seçin ve yemeklerinize pişirirken ve masada ektiğiniz tuzun miktarını sınırlayın. Pek çok insan ihtiyacından fazla tuz tüketmektedir. Çoğu insan için, sodyum seviyeleri hiçbir zaman bir sağlık sorununa yolaçmayabilir, ama diyetinizdeki fazla tuzu düşürmek yine de iyi bir fikirdir. Ailenizde yüksek tansiyon varsa ya da sodyuma duyarlılığınız varsa, diyetinizde tuzu kısıtlamak daha da önemlidir. - İçki içiyorsanız, alkol tüketiminizi günde bir ya da iki kadehe indirin. Hamileyseniz, hiç içmeyin. - Kadınların ve ergenlik çağındaki kızların diyetlerinde daha fazla kalsiyum ve demire ihtiyaç vardır. Kadınların ve genç kızların çoğu sağlıklı büyüme ve kemiklerin ömür boyu bakımı için gerekli olan kalsiyum miktannın yaklaşık yarısını tüketmektedir. Çocuk doğurma yıllarında, birçok kadın ve genç kız sağlığı korumak için gerekli olandan çok daha az demir almaktadır. - Kendinizin ve çocuklarınızın diyetinin, diş çürümelerinin önlenmesine yardımcı olmak üzere flor içermesine dikkat edin. Florlu su, çocuklarda ve yetişkinlerde diş çürümelerni önemli ölçüde azaltabilir. Suyunuz florlu değilse, diyetle alınan flor için dişçinize danışın. - Doktorunuz söylemedikçe ek vitamin ve mineral almayın. Ne kadar fazla o kadar iyi teorisi, vitaminler ve mineraller için mutlaka geçerli değildir. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu vitaminleri ve mineralleri elde etmenin en iyi yolu, çeşitlilik içeren bir diyettir. Ek vitamin ve mineral almak genellikle zararlı değildir ve diyetiniz bazı açılardan eksikse yararlı olabilir, ama daha fazlası sağlığınıza zarar verebilir. Bu kurallar, normal beslenmeyi etkileyen durumlarlar ve hastalıklar nedeniyle özel diyetlere ihtiyaç duyanlar için değil, sağlıklı insanlar içindir.

uygun diyet

Özel sağlık sorunları nedeniyle tedavi amaçlı bir diyete ihtiyacı olan insanlar hariç olmak üzere, en iyi genel diyet planı basitçe şöyle dile getirilebilir: meyva, sebze ve hububattan gelen karbonhidratlar; ve et, balık, yumurta ve süt ürünleri gibi protein içeren gıdalar dahil olmak üzere çok çeşitli yiyecekler yiyin. Vitaminler ve mineraller hemen hemen yediğimiz gıdaların hepsinde vardır. 1989 da, Amerikan Bilim Akademisi diyet ve sağlık üzerine bir rapor yayınladı. Bu rapor aşağıda özetlenen, sağlıklı diyet kurallarını sunmaktadır. - Diyetinizdeki her tür yağ miktarını azaltın. Ortalama olarak günlük kalorinin neredeyse yüzde 40ını yağlardan aldığımız tahmin edilmektedir. Bir kişinin toplam yağ tüketimini günlük kalori tüketiminin yüzde 30una indirme hedefi makuldür. Doymuş yağ tüketimi günlük kalorinin yüzde 10 una düşürülmelidir ve kolesterol tüketimi günde 300 miligramdan az olmalıdır. Birçok insan için, yağ oranı yüksek bir diyet, çeşitli sağlık sorunlarına yol açan şişmanlığa neden olmaktadır. Ailesinde kalp rahatsızlıkları ve yüksek tansiyon bulunan insanlar, yağ oranı yüksek bir diyet uygularlarsa, özellikle risk altında olabilirler, - Diyet ve egzersizler arzu edilir bir vücut ağırlığına ulaşın ve onu koruyun. Şişmanlık, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve koroner kalp hastalığı dahil olmak üzere, birçok hastalığın tedavisini güçleştiren önemli bir etkendir. - Diyetinizde karmaşık karbonhidrat ve lif miktarını arttırın. Pek çok kişi kalorilerinin çok az bir kısmını karmaşık karbonhidratlardan alma eğilimindedir. Günlük kalorimizin yüzde 50 ila 55 ini karbonhidratlardan (meyvalar, sebzeler ve tahıl) alarak, bazı vitaminlerin, minerallerin ve lifin tüketimini arttırırken, yağ tüketimini azaltabiliriz. Günde beş porsiyon ya da daha fazla , meyva ve sebze özellikle yeşil yapraklılar ve sarı sebzeler ve turunçgiller yemeye çalışın. Günde altı porsiyon ya da daha fazla, ekmek, baklagiller ve tahıllar dahil olmak üzere karmaşık karbonhidratlar yiyin. Liften zengin bir diyet, gıdaların sindirilmesinde önemli bir rol oynar. - Uygun miktarlarda protein yiyin. Diyetimiz çoğunlukla, özellikle hayvansal proteinler olmak üzere çok fazla protein içermektedir. Ayrıca aldığınız protein miktarını azaltırsanız, yağ tüketiminizin de düştüğünü farkedebilirsiniz, çünkü alınan yağın büyük kısmı, özellikle kolesterol, hayvani ürünlerde bulunmaktadır. Ama et yemeyi bırakmayın; yalnızca daha az yiyin. - Sodyum oranı görece düşük gıdaları seçin ve yemeklerinize pişirirken ve masada ektiğiniz tuzun miktarını sınırlayın. Pek çok insan ihtiyacından fazla tuz tüketmektedir. Çoğu insan için, sodyum seviyeleri hiçbir zaman bir sağlık sorununa yolaçmayabilir, ama diyetinizdeki fazla tuzu düşürmek yine de iyi bir fikirdir. Ailenizde yüksek tansiyon varsa ya da sodyuma duyarlılığınız varsa, diyetinizde tuzu kısıtlamak daha da önemlidir. - İçki içiyorsanız, alkol tüketiminizi günde bir ya da iki kadehe indirin. Hamileyseniz, hiç içmeyin. - Kadınların ve ergenlik çağındaki kızların diyetlerinde daha fazla kalsiyum ve demire ihtiyaç vardır. Kadınların ve genç kızların çoğu sağlıklı büyüme ve kemiklerin ömür boyu bakımı için gerekli olan kalsiyum miktannın yaklaşık yarısını tüketmektedir. Çocuk doğurma yıllarında, birçok kadın ve genç kız sağlığı korumak için gerekli olandan çok daha az demir almaktadır. - Kendinizin ve çocuklarınızın diyetinin, diş çürümelerinin önlenmesine yardımcı olmak üzere flor içermesine dikkat edin. Florlu su, çocuklarda ve yetişkinlerde diş çürümelerni önemli ölçüde azaltabilir. Suyunuz florlu değilse, diyetle alınan flor için dişçinize danışın. - Doktorunuz söylemedikçe ek vitamin ve mineral almayın. Ne kadar fazla o kadar iyi teorisi, vitaminler ve mineraller için mutlaka geçerli değildir. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu vitaminleri ve mineralleri elde etmenin en iyi yolu, çeşitlilik içeren bir diyettir. Ek vitamin ve mineral almak genellikle zararlı değildir ve diyetiniz bazı açılardan eksikse yararlı olabilir, ama daha fazlası sağlığınıza zarar verebilir. Bu kurallar, normal beslenmeyi etkileyen durumlarlar ve hastalıklar nedeniyle özel diyetlere ihtiyaç duyanlar için değil, sağlıklı insanlar içindir..........

Alkol Zehirlenmesinde Tedavi

Alkol Zehirlenmesinde Tedavi

Akut alkol intoksikasyonunun tedavisi klinik stabilite sağlanana kadar gözlem ve eşlik eden yaralanma ve hastalıklara müdahaleden oluşur. Komplikasyon yaralanmaları veya medikal durumları değerlendirmek için dikkatli bir muayneye yapılmalıdır. Eğer başka bir anomali yoksa, hafif ve orta derecede intoksikasyon için etanol seviyesi gerekli değildir. Ama birçok enstitü etanol, metanol ve isopropranol için kan alkol seviyesi ölçümü önermektedir. Alkol seviye ölçümünün bir avantajında şüphe edilmeyen metanol ve isopropranol intoksikasyonu tespitidir. Her bir alkolün ölçümü spesifiktir ve birbirleriyle çapraz reaksiyon göstermez.Hipoglisemi, hasta başı ölçümüyle ekarte edilmelidir. Etanol aktivive chercoal’a bağlanmaz., yani başka adsorbahle bir madde alınmamışsa, kullanılması gereksizdir. Belirgin bir şekilde intoksikasyona uysa bile şiddetli sss depresyonu olan alkoliklerde tiamin verilmelidir. Nutrisyonel statü genellikle eksik olduğundan IV solusyon folat ve diğer vitaminler eklenir. Hafif ve sito derecede intoksikasyon olan hastalar genellikle IV yol gerektirmez ta ki volum kaybına bağlı klinik bulgular ortaya çıkmadıkça alkoliklerde genellikle glikojen düşük olduğundan IV %5 dextoz ve %9’luk NaCl içermelidir. Dikkatli ve seri gözlem önemlidir. Mental statüdeki bozulmalar etanol dışındaki sebeplere 2° olarak düşürülüyorsa bağımlılığı olmayan hastalar etanolü kandan saatte 15-20mg/dl hızla elimine ederlerken alkoliklerde bu hız saatte 25-35mg/dl’dir. Etanol alımına 2°sss depresyonu olan hastaların çoğunda acil servise başvurudan sonra geçen birkaç saat içinde iyileşme görülür. Ssolunum depresyonu, hipoventilasyon ve eğer şiddetliyse nadiren ileri havayolu müdehalesini gerektiren CO2 retansiyonuyla sonuçlanabi lir.Alkoliklere başka ilaç kullanıp kullanmadıkları da sorulmalıdır. Geçmişte etanolün yerine veya etanolle birlikte metilen ve etilen glikolde kullanılmaktay dı. Bugünse alkoliklerin en sıkı kullandıkları ilaç kokaindir. Bu ilaçların birlikte kullanılmasının çekiciliği koka-etilen gibi kokaine göre kokain rec’lerine 4OX daha fazla affiniteni olan ve dolayısıyla çok daha patent intoksikan olan retobolitlerle ilgilidir. 2 ilacı aynı anda kullanan kişilerde sadece kokain kulla nan kişilere göre ani ölüm hızı 2OX daha fazladır.(Etanol osmolol gap’in en sık sebebidir.)Metanol ve etilen glikolde daha büyük bir anyon gaplı wet.asidoz oluşur..........

Mantar Zehirlenmesi

Mantar Zehirlenmesi
Mantar Zehirlenmesi zehirli mantar bitkilerinin yenmesiyle ortaya çıkan, öldürücü olabilen bir gıda zehirlenmesi. Mantardan zehirlenmenin sebep ve şartları çeşitli olabilir. Öncelikle, bazı kimselerde görülen özel duyarlılık, (midye ve yumurtaya olduğu gibi) mantarlara karşı da tahammülsüzlük yapabilir. Sadece irkiltici özellikteki mantarların, hatta yenebilir olup da bozulmadan ötürü zehirli hale gelen mantarların sebeb olduğu bazı zehirlenme olayları, yanlışlıkla ölüme yol açabilir. Fakat daha çok bu gibi zehirlenmeler, birkaç gün içinde iyileşme ile son bulur.

Zehirli çayır mantarı (Amanita muscarina) ile zehirlenme çok mühimdir. Kuluçka dönemi kısadır. Mide-barsak bozuklukları, ardından sinir bozuklukları başgösterir bunlar irkilme, sarhoşluk, sayıklama, çırpınma, göz bebeğinin genişlemesi gibi belirtilerdir.

Tedavi için; hastanın midesi yıkanır veya kusturulur. Müshil ve lavmanla barsakları boşaltılır, gerekli ilaçlar verilir. Gecikmiş vak’alar genellikle ölümle sonuçlanır.

Mantar zehirlenmelerinden korunmak için, rastgele her mantarı yememeli, mantarları çok iyi tanımalı, mantarlar ve zehirlenmeler konusunda bilgi sahibi olmalıdır...................

Her Yaşa Farklı Bakım

Eğer henüz 20′li yıllarını sürüyorsanız o zaman cilt problemleriyle henüz karşılaşmadınız demektir.

Güzelliğin birinci koşulu cilt bakımı şüphesiz. Tabi doğru bakım yöntemini seçebilmek de burada önemli bir rol üstleni­yor. Uzmanlara göre her yaşın ürünleri farklı. Dolayısıyla bu basit kuralı göz önünde bulunduran her kadının, yaşı kaç olur­sa olsun, güzel bir cilde sahip olması mümkün. Çünkü güzelli­ğin yaşı yok…

Güneş, rüzgâr, yağmur ve soğuk gibi değişik iklim koşulları, giderek çoğalan çevre kirliliği ve incelen ozon tabakası karşısın­da cildimiz de göstermek zorunda olduğu direnç katlanarak ço­ğalıyor. Hergün karşı karşıya kaldığımız bu olumsuz faktörler cildin yaşlanmasını hızlandırıyor.

Gülmek, hayal kurmak, konuşmak ya da hayret etmek… yüz­deki izler ya da kırışıklıklar bazen bu hoş güdülerle daha özel­likli bir hal alabiliyor. Ama zaman içinde günlük kas maratonu­nun izleri giderek derinleşiyor ve yüze yerleşiyor. Aslında cildin yaşlanmasında en büyük etken genetik özelliklerle bağlantılı. Bir bölümde de dış faktörler rol oynuyor. Eğer bunların içinde ana nedenleri sayacak olursak iklim koşulları, sağlıksız yaşam, cilt bakımına yeterince önem vermemek, ilaç kullanmak, fazla sigara ve alkol tüketimi ilk sıralarda yer alıyor. Bu olumsuzluk­lar da kendini ciltte kırışıklık olarak ortaya koyuyor. Ten rengi cansızlaşıyor, ciltbir cildin habercisi olarak cilt yüzeyine yerleşiyor. Bu arada bio kimyasal değişiklikler de cildin iç kat­manlarında etkili oluyor. Cildin üst yüzeyi olan epidermis ger­ginleşirken orta tabaka olan dermiş inceliyor ve elastikiyetini kaybediyor. Cilt tabakaları arasındaki iletişim giderek azalıyor. Yağ dokusu yeniden yapılanıyor ve derin tabakalardaki cilt elastikiyeti bozuluyor. Kas lifleri üzerinde bulunan cilt çizgileri giderek derinleşiyor ve bir daha düzelemiyor. Bunun sonuçları olarak arşımıza solgun, direnci az, elastikiyetini kaybetmiş bir cilt tipi çıkıyor. soluyor, kuruyor ve parlaklığını yitiriyor. Pig­ment lekeleri sağlıksız

Cildin orta yaş krizi
Peki, 30,40 ya da 50. Doğum günlerinde yaşlılık krizine giren kadınların sayısı ne kadardır dersiniz? Çok değil çünkü kadınlar artık yaşlılığa çok daha güvenli ve korkusuzca bakıyor. Yapılan araştırmalar 35-40 yaş arsındaki oran için görünümün kesinlik­le büyük önem taşıdığını ortaya koyuyor. Ve onlar da ciltlerinin artık 20 yaşındaki kadar genç, gergin ve taze görünmeyeceğinin farkında. Dermatologların ve kozmetikçilerin bildiği bir şey var o da kırışıklıklar, elastikiyet kaybı ve yorgun ciltlerde sadece do­ğal yaşlanma sürecinin suçlu olmadığı. Suçlular arasında UV ışınları, çevre kirliliği, cildimizi çoğunlukla olduğundan daha yaşlı gösteren stres gibi dış etkenler de bulunuyor. Yeni anti-aging kremleri bu yüzden oldukça hassas içerikleriyle ortaya çı­kıyor. Sadece ciltteki beslenme ve enerji yetersizliğini dengele­mekle kalmıyor aynı zamanda koruma mekanizmasını da yeni­den harekete geçiriyor. Bileşimlerindeki yeni saf bio-etkili maddeler doğadaki malzemelerden ve bitki özlerinden oluşu­yor.

Korunma 20′lerin ilk koşulu
Eğer henüz 20′li yıllarını sürüyorsanız o zaman cilt problem­leriyle henüz karşılaşmadınız demektir. Çünkü cildiniz henüz genç ve taze görünümünü korumaya devam eder. Doku ise kı­rışıklıkların oluşmasını önleyecek kadar elastik ve yeterince ne­me sahiptir. Yine de çevre kirliliği, olumsuz dış etkenler ve gü­neş ışınların zaman içinde nasibini almaktan kurtulamaz. 20′li yaşlarda cildin kan dolaşımı normal bir düzende sağlıklı bir şe­kilde devam etmektedir. Bu yüzden parlak ve pürüzsüz bir gö­rünümdedir. Ancak 25 yaşla birlikte vücudun yaşlanma saati yavaş yavaş işlemeye başlar. Vücut elastin, kollajen ve ter üreti­mini giderek kısıtlamaya başlar. Cilt gün be gün kendini nem­lendirme gücünü kaybeder ve kuru bir görünüm alır. Bu yüz­den 20′lerin son demlerinde cildinizde ince de olsa ilk kırışık­lıklarınızla yüzleşmeye hazır olun, özellikle de göz çevresinde… Termal suyla ve nemlendiricilerle yapılan ilk bakımlar cildin mümkün olduğunca uzun süre gençliğini korumada etkilidir.

Uyguladığınız bakım E ve C vitaminli ürünlerle desteklendiğin­de ise hücrelere zarar veren serbest radikallerin nötralize olma­ları çok daha kolay olacaktır. 20′li yaşlar için en ideal bakım ürünleri hafif içerikli j el formundaki kremler ya da sıvılardır. En az bakımlar kadar önemli olan bir konu daha var ki o da cildin güneş ışınlarından korunması olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü zararlı ışınlar hala cilt yaşlanmasında en önemli etken olmaya devam ediyor. Birçok kozmetik ürünü UV korumalı olarak üre­tiliyor. Benim tavsiyem, ister kış ister yaz günü olsun, dışarı çı­karken cildinize mutlaka bir nemlendirici sürmelisiniz.

Bu yaşlarda derinlemesine temizliğin önemi bir kez daha or­taya çıkıyor. Çünkü cilt sadece ergenlik döneminde değil daha sonraki dönemde de olumsuz çevre koşullarından etkileniyor. Bu yüzden uyumadan önce makyajınızı iyice temizlemeyi ih­mal etmeyin. Yoksa cildinizin mat bir görünüm alması ve can­lılığını yitirmesi işten bile değil. Cilt sorununuz yoksa bile gün­de bir kez süt, krem ya da köpükle temizlemeyi alışkanlık hali­ne getirin. T bölgesi olarak bilinen alın, çene ve yanak bölgesi özellikle temiz tutulması gereken bölgeler arasında. Dolayısıyla.. cildinizi sadece akşamları değil sabahları da temizlemenizde fayda var
guzelbayan.bloggum.com'daki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır, doktor uyarısı ya da önerisi yerine geçmez.