Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda,2009 moda,2009 kış modası,2009 moda trendleri

Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki| sonraki >
25 tane "ağrı" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"ağrı" tagli diger ogeler resimler, videolar

Bel Ağrıları

Bel ağrıları


Vücudu yanlış kullanmaktan fıtığa kadar birçok etken bel ağrısına neden oluyor. Dünyada her 100 kişiden 75-90′ı, Türkiye’de ise 14′ünün beli ağrıyor.Bilgisayar kullanırken, otururken, gündelik işlerimizi gerçekleştirirken yaptığımız hatalar vücudumuzun en çok incinme riskine sahip olan bölgesi belimizde sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor.

Masa başında yapılan işlerin artması, daha az hareketlilik ve ağır sporların yaygınlaşması, bel ağrısını arttıran etkenler olarak karşımıza çıkıyor. Yapılan araştırmaya göre Türkiye’de her 100 kişiden 14′ü bel ağrısından şikayet ediyor.

Ömrümüz Uzadı Ağrılar Arttı

Fransa’da, Montpellier Üniversitesi Propara Omurilik Hastalıkları Merkezi’nde, dünyada ilk kez omurilik felçli hastayı yürüten ekip içinde yeralan romatizmal hastalıklar ve fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı Dr. Hakan Rauf Tüfekçi, yaşam süresinin uzaması nedeniyle bel ağrıları sıklığında artış görüldüğünü söyledi.

Dr. Tüfekçi, “Bel ağrısı hareketleri kısıtlıyorsa, nefes alırken ve öksürmekle artıyorsa, ağrı nedeniyle uykudan uyanılıyorsa, ağrı bacağa ve kalçaya vuruyorsa, zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir” dedi.

İstanbul Cerrahi Hastanesi uzmanlarından Dr. Tüfekçi, bel ağrısına neden olan hastalıkları şöyle anlattı: “Bel ağrısına neden olan sorunların başında, her yaşta görülebilen disk problemleri yeralıyor. Bel fıtığı, fıtıklaşmaya eğilim, belin eklem problemleri, kireçlenme, belin arka eklem yüzeyinin biomekanik sorunları (Faset sendromu), bel kaslarındaki güçsüzlükler, zafiyetler, kilo problemine bağlı menopoza yakın dönemde karın kaslarının öne doğru itilmesiyle, belin arka çukurunun artması bel ağrılarının ortaya çıkmasına neden oluyor.

Omurgada doğuştan ya da sonradan deformite olması, bel ve sırt ağrılarıyla kendini gösterebiliyor. Belin halka eklem uzantılarında travmaya ya da yaşlılığa bağlı kırık hat oluşması, bel ağrısı şikayetine neden oluyor.”

Kimler Bel Ağrısı Riski Taşıyor?

Masa başında iş yapanlar

Ağır yük taşıyanlar

Çok uzun süre oturarak araba kullananlar

Ev işi yaparken yanlış hareketler yapanlar

Ağır spor yaparken vücudunu yanlış kullananlar

Aşırı kilolular

Hamileler

Bel ağrısı, omurga dışındaki farklı organlardaki hastalıkların da habercisi olabiliyor. Dr. Tüfekçi, böbrek ağrılarının, kadın hastalıklarının, bel ağrısı şikayetiyle kendini gösterebileceğini belirterek, kemik erimesi ve iltihaplı romatizmal hastallıklar grubunun (Enfelamatuar) da bel ağrısına neden olabileceğini söyledi.

Teşhis İçin Detaylı Muayene

Bel ağrılarının tedavisi için ağrıya neden olan ana etkenin bulunması gerekiyor. Tüfekçi, tanının konması için detaylı muayene yapılması, bel röntgeni çektirilmesi, laboratuvar testlerinin yapılması gerektiğini belirterek, gerekiyorsa tanıya yardımcı olmak için MR çektirilebileceğini söyledi.

En Sık “Bel Fıtığı” Görülüyor

Disk, bel omurları arasında bulunan su oranı yüksek bir doku. Bu doku, bel omurları arasında koruyucu görevini üstlenerek ağırlığı eşit oranda dağıtıyor. Aşırı zorlandığı zaman sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Disk problemleri arasında en sık rastlanan sorunlardan biri bel fıtığı.

Bel Ağrılarına Neden Olan Yanlışlar ve Yapılması Gerekenler

Yanlış: Öne eğilirken belden eğilmek.

Doğru: Öne çömelerek eğilmek.

Yanlış: Ayakta sürekli aynı şekilde durmak.

Doğru: Sürekli ayakta durmak gerekiyorsa sırasıyla bir ayağı hafifçe büküp durmak.

Yanlış: Belden eğilerek yerden ağırlık kaldırmak.

Doğru: Çömelip yerden ağırlık kaldırmak.

Yanlış: Tüm ağırlığı bir tarafta taşımak.

Doğru: Ağırlıkları iki parçaya bölerek taşımak.

Yanlış: Yüksekte bir yere merdiven kullanmadan beli zorlayarak ulaşmaya çalışmak.

Doğru: Yüksek bir yere uzanmak gerekiyorsa merdiven kullanmak

Bel Fıtığı Nasıl Oluşuyor?

Diskin halkalarının yırtılıp, diskin yatağını terketmesiyle oluşuyor. Bu da sinir köküne, omuriliğin bitim noktasındaki zarlara baskı yaparak, bel ve bacağa vuran ağrılara neden oluyor. Bacağa vurmadan sadece bel ağrısıyla da kendini gösterebilir.

Bel Fıtığı Nasıl Tedavi Ediliyor?

Tedavi dört gruba ayrılıyor. İlaç, fizik tedavi, lokal enjeksiyon ve ameliyat. İlaçlara cevap vermeyen ağrılarda, fiziksel tedavi ya da lokal enjeksiyon uygulanıyor. Hastanın ağrısı hiçbir yöntemle geçmiyorsa ameliyat yapılıyor.

Hangi Durumlarda Vakit Kaybedilmeden Ameliyat Yapılıyor?

Hastada, ayakta ve kaslarda güç kaybı, ayak düşüklüğü, ayakta ve bacakta aşırı uyuşma veya karıncalanma, idrar kaçırma ve ereksiyon bozukluğu varsa başka hiçbir tedavi düşünülmeden, zaman kaybetmeden ameliyat yapılıyor.

Bel fıtığının ameliyattan sonra tekrarlama riski son gelişmelerle iyice azaltıldı. Fransa’da 1984 yılında bel fıtığı olan hastalardan %57’si ameliyat edilirken bu rakam günümüzde %12′lere indi. Ameliyatların azalmasında, erken tanı konması, ilaçların daha etkili olması, hastaların kendilerine daha iyi bakması etkili oldu.

Tedavide Bel Okullarının Etkisi Nedir?

Bel okulları, dünyada 1968′den bu yana hizmet veriyor. Hastaları bir çatı altında toplayarak, sorunlarını paylaşmaları sağlanıyor. Hastaları bel ve beli oluşturan elemanlar hakkında bilgilendiriyorlar. Doğru tedaviye yönlendiriliyorlar.

Hastaların eğitim programı iki gün sürüyor. Bel okullarındaki eğitim, tedaviyi olumlu yönde etkiliyor. İstanbul Cerrahi Hastanesi’nde “Bel Okulu” hizmet vermeye başladı. Bu bel okulu oluşturulurken, Montpellier Üniversite’sinin Romatizma Hastalıklar Servisi’nin geliştirdiği bel okulu örnek alındı.

Tedavide Neler Değişti?

Hastalar artık yatağa mahkum değiller. Yeni tedavi yöntemi, hastaya aktif hale getirdi. Operasyon süreleri kısaldı. Hastalar ameliyat oldukları gün yürüyebiliyorlar, taburcu olabiliyorlar. Bel fıtığı tedavisinde, rehabilitasyon ve hastaların eğitimi önem kazanıyor.

romantizma

Almanya’nın en ünlü gitaristlerinden Klaus Gerlach, sahneye her çıktığında, haftalardır sağ dizinde oluşan ateş gibi yanmayı unutuyordu. Ancak konserlerin sonlarına doğru bu yanma, dayanılmaz acılara dönüşüyordu. Gerlach, bu acıyı ortadan kaldırmak için ağrı kesicilere ya da alkole saldırıyordu. Ama bu ikisi de midesini harap ediyordu.

Klaus Gerlach sonunda uzman bir doktorun yolunu tuttu. Yapılan testler sonunda teşhis konuldu: Romatizma. Ancak ağrı kesicilerin dışında romatizma için verilen ilaçların yan etkisi de ünlü gitaristi alabildiğine yıprattı. Son çare olarak akupunkturdan medet uman Gerlach, bundan da bir sonuç alamadı. Bu yüzden müzik kariyerinin zirvesinde müziğe veda etme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Sinsi Hastalık

Alman Stern Dergisi’nin haberine göre, Klaus Gerlach, bir romatizma hastası olarak yalnız değil. Sadece Almanya’da 13 milyon kişi romatizmanın pençesinde. Bu sinsi ve ağrılı, acılı hastalığın yol açtığı maddi kayıp ise tam 15 milyar mark.

Uzmanlar tarafından “parmak, dirsek, omuz, diz ve ellerde meydana gelen iltihabın neden olduğu bir hastalık” olarak nitelenen romatizmanın tedavisi için büyük çabalar harcanıyor. ABD’den Almanya’ya kadar pek çok ülke, bu konuda trilyonlar harcıyor.

Özellikle yeni bulunan ilaçlar, eklem yerlerindeki iltihabı başarıyla yokediyor. Yan etkisi de bulunmayan bu ilaçların seri üretimine ise yakında başlanıyor. Alman romatizma uzmanı Dr. Eva Reinhold Keller, “Sonunda romatizmayı yeneceğiz” diye konuşuyor.

ABD’nin Rochester Kenti’ndeki ünlü Mayo Kliniği’ndeki araştırmalar sonucu ortaya çıkan bir romatizma ilacı ise kortizondan sonra tıp aleminin bulduğu ikinci mucize ilaç olarak niteleniyor.

İltihaplanmayı Önleyen İlaç

ABD ve Almanya’da bulunan yeni romatizma ilaçları, eklem yerlerindeki iltihaplanmayı anında önlüyor. Yeni üretilen TNF Alpha adlı ilaç şu şekilde etkide bulunuyor:

TNF Alpha eklem içindeki sıvıya enjekte ediliyor.

TNF direkt olarak eklem derisinde ve kemikte bulunan ve hücreleri tahrip eden enzimlere yöneliyor.

TNF ayrıca pasif durumda olan, hücreleri korumakla görevli B hücrelerini de harekete geçiriyor.

Eklemde bulunan koruyucu hücreler yeni TNF’nin yeniden üremesini sağlıyor.

Romatizma oluşturan enzimler eklem derisi hücresinden, kıkırdaktan ve kemikten atılıyor.

TNF tüm bunları yaparken organizmaya herhangi bir zarar vermiyor.

En Çok Parmaklarda

Çok yaygın bir hastalık olan romatizma, en çok parmak ve el eklemlerinde bulunur. Tüm romatizma hastalarının üçte ikisi ise omuz ve diz ağrılarından şikayetçidir. Romatizmalıların yarısı ise sırtından sorunludur. %1 hasta ise çene ağrıları nedeniyle yemek bile yiyemez.

kalp çarpıntısına dikkat

Çarpıntı bazen masum bazen tehlikeli bir belirtidir. İşte dikkat ettmeniz gereken hususlar..

Kalbinizin kıpır kıpır olması, birini görünce ya da düşününce “küt küt” diye atması iyi bir şeydir ama iş tekrarlayan çarpıntılara gelince değişir.

Sık tekrarlayan çarpıntılar can sıkıcı ve korkutucu olabilir. Çarpıntılarınızın sebebi zamansız ve yersiz kalp atışları veya kalbinizin gereğinden hızlı çalışması olabilir. Eğer çarpıntınız çok sık tekrarlıyorsa, beraberinde baş dönmesi, baygınlık hissi, yorgunluk, göğüs ağrısı de yaşıyorsanız kaynağının kalbinizdeki bir sorun olması ihtimali fazladır. Böyle bir durumda doktorunuzu aramakta geç kalmayın.

KALBİNİZİ NELER HEYECANLANDIRIYOR

Çarpıntı korkutucu bir sorundur ama her zaman ciddi bir kalp hastalığına işaret etmez. Bir stres reaksiyonu, korku ve endişe nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bazı insanlarda nikotin duyarlılığı sigara içer içmez ortaya çıkan çarpıntılara yol açar. Kahve ve çayda bulunan kafein de önemli bir çarpıntı nedenidir.

Ayrıca aşırı çalışma ve yorgunluk nedeniyle oluşan çarpıntı da vardır. Aceleci insanlarda eviyle, işiyle ciddi sorunlar yaşayanlarda ya da farkına varmadığı bir sorun nedeniyle bunalıp sıkılanlarda da çarpıntı ortaya çıkabilir. Eğer sizi rahatsız edecek bir çarpıntı ile karşı karşıyaysanız, ilk önce fazla miktarda kahve, çay, alkol tüketimi ya da ruhsal bir problemden mi kaynaklandığını araştırın. Paniğe kapılmayın. Kilo fazlalığı sorununuz varsa zayıflayın. Eğer nöbetler halinde gelen çarpıntılardan yakınıyorsanız nöbet anında aşağıdaki manevralardan yararlanmaya çalışın. Daha sonrası için doktorunuzdan bir randevu almayı da unutmayın. İşte çarpıntı atağını savuşturmada kullanılabilecek başlıca yöntemler:

- Derin ve güçlü bir şekilde öksürün.

- Ikınma manevrası yapın.

- 20-30 saniye kulağınızı ve burnunuzu kapatarak üflemeye çalışın.

- Soğuk ve buzlu bir içecek için veya ellerinizi çok soğuk suyu ile doldurulmuş bir kaba daldırın.

ALTTA YATAN SORUNLARA DİKKAT

Kalp çarpıntıları sık tekrarlıyorsa bir tıbbı yardım gerekiyor demektir. Çünkü özellikle yaşlı insanlarda çarpıntılar “atriyal fibrilasyon” gibi ciddi bir sağlık sorunundan kaynaklanabilir, bir ilaç yan etkisi olarak ortaya çıkabilir, “kan basıncında yükselmeye işaret edebilir”, “gizli kalmış bir kalp hastalığının” belirtisi de olabilir. Uzun süren kalp çarpıntılarının, “tiroit bezinin aşırı çalışmasından” da kaynaklanabileceği biliniyor.

“Şeker hastalarında” da çarpıntı sık görülüyor. “İdrar söktürücü ilaçlar” gibi bazı ilaçlar da çarpıntıya yol açabiliyor. Çarpıntı problemi çoğu kez önemli bir sağlık sorununa işaret etmez ama tekrarlayan, sıklaşan ve yoğunlaşan bir şikáyet altına geldiğinde dikkat etmekte fayda var.

kalp çarpıntısına dikkat

Çarpıntı bazen masum bazen tehlikeli bir belirtidir. İşte dikkat ettmeniz gereken hususlar..

Kalbinizin kıpır kıpır olması, birini görünce ya da düşününce “küt küt” diye atması iyi bir şeydir ama iş tekrarlayan çarpıntılara gelince değişir.

Sık tekrarlayan çarpıntılar can sıkıcı ve korkutucu olabilir. Çarpıntılarınızın sebebi zamansız ve yersiz kalp atışları veya kalbinizin gereğinden hızlı çalışması olabilir. Eğer çarpıntınız çok sık tekrarlıyorsa, beraberinde baş dönmesi, baygınlık hissi, yorgunluk, göğüs ağrısı de yaşıyorsanız kaynağının kalbinizdeki bir sorun olması ihtimali fazladır. Böyle bir durumda doktorunuzu aramakta geç kalmayın.

KALBİNİZİ NELER HEYECANLANDIRIYOR

Çarpıntı korkutucu bir sorundur ama her zaman ciddi bir kalp hastalığına işaret etmez. Bir stres reaksiyonu, korku ve endişe nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bazı insanlarda nikotin duyarlılığı sigara içer içmez ortaya çıkan çarpıntılara yol açar. Kahve ve çayda bulunan kafein de önemli bir çarpıntı nedenidir.

Ayrıca aşırı çalışma ve yorgunluk nedeniyle oluşan çarpıntı da vardır. Aceleci insanlarda eviyle, işiyle ciddi sorunlar yaşayanlarda ya da farkına varmadığı bir sorun nedeniyle bunalıp sıkılanlarda da çarpıntı ortaya çıkabilir. Eğer sizi rahatsız edecek bir çarpıntı ile karşı karşıyaysanız, ilk önce fazla miktarda kahve, çay, alkol tüketimi ya da ruhsal bir problemden mi kaynaklandığını araştırın. Paniğe kapılmayın. Kilo fazlalığı sorununuz varsa zayıflayın. Eğer nöbetler halinde gelen çarpıntılardan yakınıyorsanız nöbet anında aşağıdaki manevralardan yararlanmaya çalışın. Daha sonrası için doktorunuzdan bir randevu almayı da unutmayın. İşte çarpıntı atağını savuşturmada kullanılabilecek başlıca yöntemler:

- Derin ve güçlü bir şekilde öksürün.

- Ikınma manevrası yapın.

- 20-30 saniye kulağınızı ve burnunuzu kapatarak üflemeye çalışın.

- Soğuk ve buzlu bir içecek için veya ellerinizi çok soğuk suyu ile doldurulmuş bir kaba daldırın.

ALTTA YATAN SORUNLARA DİKKAT

Kalp çarpıntıları sık tekrarlıyorsa bir tıbbı yardım gerekiyor demektir. Çünkü özellikle yaşlı insanlarda çarpıntılar “atriyal fibrilasyon” gibi ciddi bir sağlık sorunundan kaynaklanabilir, bir ilaç yan etkisi olarak ortaya çıkabilir, “kan basıncında yükselmeye işaret edebilir”, “gizli kalmış bir kalp hastalığının” belirtisi de olabilir. Uzun süren kalp çarpıntılarının, “tiroit bezinin aşırı çalışmasından” da kaynaklanabileceği biliniyor.

“Şeker hastalarında” da çarpıntı sık görülüyor. “İdrar söktürücü ilaçlar” gibi bazı ilaçlar da çarpıntıya yol açabiliyor. Çarpıntı problemi çoğu kez önemli bir sağlık sorununa işaret etmez ama tekrarlayan, sıklaşan ve yoğunlaşan bir şikáyet altına geldiğinde dikkat etmekte fayda var.

guatr

Latince boğaz anlamında olan guttur kelimesinden gelen guatr terimi, çeşitli birçok durumu belirtmek için kullanılır. Aslında guatr sadece tiroid bezinin büyümesini belirtir. Bu büyüme az. küçük, lokalize bir şişkinlik şeklinde, veya her iki lobun daha genel bir şişkinliği şeklinde olabilir.

Büyüyen tiroid bezi hormonunu, normal, normalin altında veya aşırı ölçüde salgılayabilir. Nadir durumlarda büyüme nefes borusunun çevresini sararak nefes borusunun daralmasına yol açar. Bu büyüme yutkunmayı zorlaştırabilir. şaşırtıcı olan şey, genelde guatrların fazla rahatsızlık vermemesidir. Kişinin boğazında bir basınç veya şişkinlik hissi duyulduğu çoğu vakalarda rahatsızlık duygusal gerginlikten kaynaklanmaktadır.

Geçmişte guatrın en sık görülen nedeni, toprağın iyot yönünden yetersiz olduğu bölgelerde beslenmedeki iyot eksikliğiydi. İyotlu tuz piyasaya çıktıktan sonra, guatr çok daha nadir görülür oldu, hem de şimdi yiyeceklerimiz öyledir ki insan iyotlu tuz kullanmasa bile iyot eksikliği olma ihtimali pek yoktur. Dünyanın başka yerlerinde eksiklikleri pek de az rastlanan bir durum olmasa da Amerika Birleşik Devletleri nde iyot takviyesi almak gereksiz ve dolayısıyla arzu edilmeyen bir şeydir.

Basit Guatr: Basit guatrın özelliği, tiroid bezinin yumuşak ve yaygın şekilde büyümesidir. En yaygın olduğu dönemler hamilelik ve buluğ çağıdır şayet basit guatr estetik problemi yaratacak kadar büyükse, küçültmek için tiroid hormonu verilebilir

Graves Hastalığı: Graves hastalığı, genellikle tiroid bezinde hafif, fakat genel bir şişme meydana getirir. Bu, tiroid bezinin 1 aşırı derecede uyarılmasının sonucudur. Bazen bezin kendisi de büyüyebilir.

Adenomlu Guatr: Adenomlar, kendilerini bezin geri kalan kısmından bir duvar gibi ayıran az çok normal tiroid dokusu büyümeleridir. çok sık rastlanmayan bir durum olarak, bir veya daha fazla adenom aşırı miktarlarda tiroid hormonu üretir ve bunun sonucunda hipertiroidizm ortaya çıkar. Bazen de ender olarak bir adenom nefes borusunu kısmen tıkar ve bu durum yüzeysel olarak astımı andıran bir nefes alma zorluğu doğurabilir

Tiroid Kanseri: Çoğu tiroid kanserleri yavaş gelişir. Bunlar, boyundan radyasyon tedavisi görmüş olan kimselerde bir ölçüde daha sık görülme eğilimi gösterirler. Sık görülen tipleri papiler ve folüküler tiplerdir. Papiler tipi boyundaki lenf bezlerine yayılma (sıçrama) eğilimi gösterir. Folüküler tipi akciğerlere ve vücudun daha uzak yerlerine atlayabilir. Tiroid kanseri gelişirken, başlangıçta tiroid bezinde küçük bir şişkinliktir ve bir adenomdan kolayca ayırt edilemeyebilir.

Tiroid Bezinin Medüler Kanseri: Bu az görülen bir tiroid kanseri çeşididir. Bu kanserin hücreleri Kalsitonin denen bir hormon salgılar ve kanserin ilerlemesi kandaki Kalsitonin konsantrasyonunu ölçülmesi yoluyla izlenebilir. Medüler karsinom sıklıkla aynı ailenin üyeleri arasında ortaya çıkar ve buna tutulan kişide aynı zamanda feokroma sitoma da bulunabilir.

Lenfositik Tiroidit: Bu tip guatra bazen Hashimoto hastalığı denir; bu isim hastalığı tarif eden Japon pataloğun adıdır. Bu durumda anormal bir antikor, tiroidin normal fonksiyonunu kaybetmesine neden olur. Bu etki hipotiroidizme yol açar. Genelde bez orta derecede büyümüştür ve doku olarak oldukça esnek lastik gibidir.

Subakut Tiroidit :Bu, yutkunma ile artan bir tiroid ağrısına yol açan, az görülen bir durumdur. Tiroid bezi hafifçe büyümüş olup çok hassastır. Sedimantasyon hızı testi denen özel bir test yapılabilir. Subakut tiroidit durumunda sedimantasyon hızı çok yüksek, tiroid hormonu değerleri düşük veya yüksek olabilir.

karın ağrısı

Karın boşluğunda bulunan mide, bağırsaklar, karaciğer, safra kesesi, pankreas, dalak, böbrekler, idrar torbası ve kadınlarda yumurtalık veya rahimde görülen herhangi bir rahatsızlık, karnın çeşitli yerlerinde ağrılara yol açar. Bu nedenle karın ağrılarının nedenleri pek çoktur. Karın ağrıları, hastalığın yerine ve özelliğine göre ya aniden ya da yavaş yavaş başlar. Ağrı ile birlikte bulantı, kusma, ishal, ve ateş de görülebilir. Kısa sürede geçmeyen karın ağrılarında, mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Doktora danışmadan ilaç, müshil almak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

şiddetli baş ağrısı

Baş bedenin küçük bir parçasını oluşturmasına karşın, çok sayıda organı kapsayan bir kısımda bir çok önemli hastalığın ortaya çıkması oldukça doğaldır. Bu hastalıklar arasında en yaygın olarak görülnei, zararsız olduğu ölçüde rahatsız edici olan baş ağrısıdır. Kafatası kemikleri ve beyin dokusu ağrıya karşı duyarlı olmamakla birlikte, beyin zarı ve kan damarları duyarlıdır. Menenjit sırasında görülen baş ağrısının nedeni beyin zarının iltihaplanmasıdır. Beyin zarının gerilmesine yol açan basınç artışının nedeni bir tümör, beyin kanaması ya dabir beyin apnesi, vb. olabilir. Bu nedenle baş ağrısıbaşın herhangi bir kısmında duyulabilir.

Yataktan kalktıktan hemen sonra bir baş ağrısı başlayabilir, ve bazen mide bulantısı olmaksızın ani kusma ile birlikte sürebilir. Kafatası boşluğu içinde bulunan kan damarlarının genişlemesi, kalbin atışları ile birlikte kendini duyuran zonklama niteliğinde bir baş ağrısına neden olabilir. Bu durum genellikle yüksek ateşle başlar ve aşırı ölçüde alkol alınmasından sonra (akşamdan kalma) , yüksek tansiyon ve bazı ilaçların kullanılması nedeniyle kendini gösterir.

kısırlığın nedenleri sebepleri,belirtileri

Günümüzde kısırlık artık çok nadiren düzeltilemeyecek bir nedene bağlı olabilir. Bunu gerçek kısırlık (sterilite) olarak adlandırıyoruz. Ör: Kadının erken menopoz’a girmesi (35 yaş altında), kadının rahiminin veya yumurtalıklarının ameliyatla alınmış olması, erkeğin hiç sperm üretememesi (azospermi) gibi. Bunların dışında kısır çiftlerde, üreme yeteneği değişik oranlarda azalmış olmakla beraber tedavi ile çocuk sahibi olmak mümkündür.

Kısırlık tedavisine başlamadan önce kadın ve erkeğin detaylı bir şekilde araştırılıp altta yatan nedenlerin ortaya çıkarılması gerekir. Bu araştırmalar sırasında önceden farkedilmemiş bazı hastalıklar ve yapısal değişiklikler de ortaya çıkabilmektedir. Yapılacak tedaviler de bu nedenlere göre planlanır. Bazen başka bir hastalık gebelik oluşmasına engel olabilir ve bu durumun tedavisi ile çocuk sahibi olmak mümkün olur.

KADINDAKİ KISIRLIĞIN NEDENLERİ:

Kadında gebelik oluşmamasının ana sebepleri adet ve yumurtlama düzensizlikleri, endometriozis, polikistik over, erken menapoz, rahim kanallarının kapalı olması veya üreme sistemine ait yapısal bozukluklar olabilir.

    * Yumurtlama düzensizlikleri:

Yumurtlama düzensizlikleri, kadın kısırlığının en sık görülen sebebidir. Yumurtlama, yumurtalıklarda gelişip olgunlaşan yumurtaların barındıkları içi sıvı dolu keseciklerden (folikül) atılması işlemidir. Yumurtlama olmaksızın döllenme ve gebelik oluşamaz. Seyrek veya sık adet görme  veya hiç adet görememe  yumurtlama ile ilgili problemi düşündürür. Ancak düzenli adet gören kadınlarda da yumurtlama düzensizliği olabilir.

    * Rahim kanalları hasarı:

Rahim kanallarının kısmen veya tamamen tıkalı olması halinde spermler yumurtaya ulaşamaz. Rahim kanallarına hasar veren olaylar arasında daha önce geçirilmiş karın içi veya üreme organlarına ait enfeksiyonlar, endometriozis, ameliyat sonrası oluşan yapışıklıklar veya geçirilmiş bir dış gebelik sayılabilir.

    *  Endometriozis:

Endometriyozis, rahimin içini döşeyen ve adet görülen rahim içi dokunun, rahim dışında odaklar halinde bulunmasıdır. Normal yerleşiminin dışında bulunan bu odaklar, zamanla rahim tıkanmasına, veya yumurtlamanın bozulmasına neden olabilir. Endometrioz lu hastaların %70’i kısırlık problemi yaşamaktadır.

    *   Rahim ağzı (Serviks) faktörü -Rahim faktörü:

İnfertiliteye sebep olan rahim problemleri arasında, şekil bozuklukları, enfeksiyonlar ve mukus kalitesinin iyi olmayışı, rahim ağzında (serviks) veya rahim içinde gelişen polipler sayılabilir. Polip ler iyi huylu, küçük, et beni gibi doku oluşumlarıdır. Kötü bir hastalıkla ilgileri yoktur, fakat bazen gebeliğe engel olabilirler.

Adetin değişik evrelerinde rahim ağzı salgısı (mukus) hormonların etkisi ile miktar ve kıvam olarak değişiklikler gösterir. Mukus, uygun nitelikte olmaması  halinde spermin, kadın üreme yollarında ilerlemesine engel olabilir.

    *   Miyom (myom):

Yapısal olarak iyi huylu rahim tümörleri olan myomlar da, büyüklüklerine, yerleşim yerlerine ve sayılarına bağlı olarak kısırlığa neden olabilirler.

    *   İmmünolojik faktörler (Bağışıklık sistemi):

Kısırlıkta rol oynayan immunolojik faktörlerin tanısı zor,  tedavisi ise sınırlıdır. Kadının servikal mukusunda bulunan sperme karşı antikorlar yani, bağışıklık maddeleri, erkeğin kendi spermine karşı oluşturduğu antikorlar, hatta döllenmiş yumurtanın rahime yerleşmesini engelleyen bağışıklık faktörleri kısırlığın nedeni olabilir.  

*  Açıklanamayan -Nedeni izah edilemeyen Kısırlık:

Bazen, kadın ve erkekte yapılan muayene ve tetkiklere rağmen kısırlığı izah edecek bir neden bulunamaz. Özellikle bu durum, çiftlerde umutsuzluğa ve hayal kırıklığına yol açmaktadır. Kendileri üzüldükleri gibi, aile ve çevreye karşı bir eziklik hissetmektedirler. Ortada belli bir neden yokken çocuk sahibi olamamak bazan karı kocanın birbirini, hatta ailelerin birbirlerini suçlamasına yol açabilmektedir.

ERKEKTEKİ KISIRLIĞIN NEDENLERİ

Erkekte sperm hücrelerinin üretiminde sayısal azlık (oligosperm), hareket azlığı (astenosperm) veya yokluğu (azosperm), hücrelerin kümelenmeleri (aglütinasyon)  gibi nedenler tek başına olabileceği gibi bütün bu faktörler bir arada bulunabilir. Bazen, sperm hücresi, sperm kanallarının tıkalı olması nedeniyle dışarı çıkamaz (tıkanıklığa bağlı azospermi) veya hücre yapımının olmayışı ile ilgili olan yapısal azospermi görülebilir.

Sperm sayı ve kalitesini etkileyen nedenler:

Sperm yapımı ve olgunlaşmasına ait problemler, erkek kısırlığı nedenleri arasında en geniş grubu oluşturur. Sperm hücreleri, yeterli sayı, şekil veya hareket özelliklerinde olmamaları nedeniyle yumurtayı döllemeyebilirler.

Spermatogenez (sperm yapım ve olgunlaşması) üzerine olumsuz etkisi olan birkaç faktör vardır.

    *  Bazı enfeksiyon hastalıkları üreme organlarını etkileyerek testislerde sperm yapımını bozabilirler. Ergenlik çağından sonra geçirilen kabakulak hastalığının %25 oranında infertiliteye sebep olması en iyi bilinen örnektir.
*  Hormonal eksiklikler: Sperm yapımını sağlayan FSH ve LH hormonlarındaki düzensizlikler en sık görülen şeklidir.
    *   İmmünolojik bozukluklar: Bazı erkekler, kendi spermlerine karşı antikorlar oluşturarak, sperm hareketlerinin bozulmasına veya aglütinasyonlara (spermlerin başlarından veya kuyruklarından yapışarak hareket yeteneğini kaybetmesi) neden olabilirler.
*   Varikosel: Testisler skrotum adı verilen torba yapıları içinde bulunurlar. Skrotumdaki venlerin (damarların) varisleşmesi (varikosel) de sperm kalitesini bozabilir. Varikosel, erkek hastalarda %21-41 oranında görülür. Benzer bir durum bacaklarda damarların genişlemesi ile olan varislere benzer. Testiste olduğunda varikosel adını alır. İleri derecelerde ağrıya neden olabilir.
* Çevresel faktörler  ve hayat tarzı sperm kalitesini etkileyebilir. Çalışma ortamındaki uçucu gazlar (boya, mobilya, akü sanayi), radyasyona maruz kalma ve bazı kanser tedavileri de geçici veya kalıcı olarak sperm yapımını durdurabilir.
* Genetik olarak bazı erkeklerin Y kromozomunda bulunan gen değişiklikleri, sperm hücrelerinin azlığı veya yokluğuna neden olabilir.

Sperm kanallarında tıkanıklıklar:

Sperm kanallarındaki tıkanıklıklar, spermin geçişine kısmen veya tamamen (oligospermi, azospermi) engel olabilir. Bu durum doğuştan olabileceği gibi daha sonra oluşan enfeksiyonlara ve ameliyat yan etkilerine bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

Cinsel ilişkiye ait problemler:

Empotans (sertleşme problemleri) veya erken boşalma, bu grupta yer alan sebeplerdir.

      Genetik olarak bazı erkeklerin Y kromozomunda bulunan gen değişiklikleri, sperm hücrelerinin azlığı veya yokluğuna neden olabilir.

Sperm kanallarında tıkanıklıklar:

Sperm kanallarındaki tıkanıklıklar, spermin geçişine kısmen veya tamamen (oligospermi, azospermi) engel olabilir. Bu durum doğuştan olabileceği gibi daha sonra oluşan enfeksiyonlara ve ameliyat yan etkilerine bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

Cinsel ilişkiye ait problemler:

Empotans (sertleşme problemleri) veya erken boşalma, bu grupta yer alan sebeplerdir.

penisin durduk yerde sertleşmesi

Bu çok ender rastlanan durum, bir cins onnurilik rahatsızlığı, lösemi veya üretra iltihaplanması sonucunda ortaya çıkar. Bu cinsel uyarı olmadan meydana gelen,uzanan ve çoğunlukla acılı bir ereksiyondur (sertleşme). Priapizmte penis sapı sertleştiği halde,penis ucu (glans) yumuşaktır. Normal bir ereksiyon halinde olduğu gibi penis kanla dolar, fakat kan cinsel aktivite bittikten veya uyarı geçtikten sonra olduğu gibi geri boşalmaz. Priapizm ismi, klasik mitolojide bereket tanrısı olan Priapusun Latince adından türetilmiştir. Geçmeden ağrılı bir ereksiyon (sertleşme) durumunda doktora gitmek gereklidir. Penisin normal ereksiyon yeteneğinin korunabilmesi için, çabuk müdahale şarttır. Doktor penisi inceleyerek priapizmin nedenini araştıracaktır.

epididimit tedavisi

Skrotumda genellikle şiddetli ve birkaç saat veya gün içinde yavaş yavaş artan ağrı; Ateş; şişme. Her bir testisin gerisinde spermleri sperm kanallarına taşıyan kıvrımlı bir boru bulunur. Bu boruya epididim denir. Epididimit bu borunun iitihaplanmasıdır. Dokunulduğunda şişen bölgenin sıcak ve sosis gibi gergin olduğu hissedilir. Epididimite genellikle bakteriler neden olur. Bazen bakteriler olmaksızın, bilinmeyen nedenlerden de ortaya çıkabilır.

Tedavi

Bakteri kökenli epididimiti geçirmek için genellikle antibiyotikler kullanılır. Aynı bakterinin bulaşmış olma ihtimaline karşı eşin de tedavisi gerekli olabilir. Diğer Tedaviler Epididimitin tedavisi için ayrıca, yatak istirahati, skrotuma buz torbası koymak, skrotumu kaldırmak ve ağrıya karşı da ağrı kesici kullanmak gereklidir.

guzelbayan.bloggum.com'daki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır, doktor uyarısı ya da önerisi yerine geçmez.