| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda,2009 moda,2009 kış modası,2009 moda trendleri

Yazılar arşiv 03.2009 Other entries in 2009-03 resimler, videolar

Kişi Başına Düşen Mutluluk ve Sağlık

Kişi Başına Düşen Mutluluk ve Sağlıkİnsanların yüzlerinde tebessümün eksildiği bir toplum haline geliyoruz.  Özellikle büyük kentlerimizde...

İnsanlar karşılıklı hoşgörüyü kaybetmek üzereler. Kavgadan hoşlanır olduk. Birbirini sevmeyen, birbirinden nefret eden insanların yaşadığı bir ülke haline geliyoruz. Bilerek veya bilmeyerek...

Bu topraklar Mevlana’ların, Yunus Emre’lerin, Karaca Oğlan’ların yaşadığı  ve onların bıraktığı yüce hoşgörü ve sevgi miraslarını yaşayan, paylaşan bir toprak değil miydi, bir coğrafya değil miydi?
Bu insanları bir araya getiren karşılıklı sevgi ve saygı yok mu oluyor?
Bozulan toplum psikolojisini sadece dünyadaki ve dolayısıyla ülkemizdeki ekonomik krize bağlamak yanlış.
Yıllar önce bir gurup arkadaşla birlikte Hindistan’dayız, Yeni Delhi’de.. Bir öğlen saatinde oranın en iyi restoranına gittik. İstanbul’dan gelen üzücü bir haber hepimizi çok mutsuz etmişti. Ve bizler önümüze getirilen en güzel yemekleri yiyemeden kalktık sofradan. Hepimizin yüzünden düşen bini bir parça idi...
O sırada dışarıda taşlar üzerine oturmuş 8-10 tane genç Hintli öyle mutluluk içindeydiler ki. Önlerinde iki çeşit toz biber ve hepsinin ellerinde ekmek parçaları. O biberlere batırıp keyifle yiyorlardı.
Herhalde o ekonomik şartlar içinde yedikleri onların öğlen yemeğiydi. Fakat çok mutluydular, hem de çok.
Bütün grup başımızı çevirip hayranlıkla ve imrenerek onlara baktık.Kendileri için dahi yetersiz olan o ekmek ve biberden bize de ikram etmeye kalktılar. Hepsi sağlıklıydı, hepsi güler yüzlüydü. Teşekkür edip ayrıldık. Sonra kendi aramızda şunu düşündük. Cebimizde paramız vardı. Ve Delhi’nin en iyi restoranına gitmiştik. Oradan yemek yiyemeden kalkmıştık. Demek ki paran olsa da o bile güzel bir yemek için yeterli değildi. Hintli gençler bize iyi bir ders vermişlerdi.
Yıllar önce değerli dostum Zülfü Livaneli’nin bir köşe yazısında okumuştum. Tüm dünyada kişi başına düşen milli gelir tartışılırken Asya’da küçük bir krallığı olan Bhutan kralı kişi başına düşen mutluluğu tartışmaya açmıştı.
Acaba kişi başına düşen gelir mi önemliydi, kişi başına düşen mutluluk mu? Kararını sizlere bırakıyorum.
Daha sonraları bu düşünce dünya kamuoyunda uzun süre tartışıldı, bu konuyla ilgili kitaplar yazıldı.
Her gün gazete sayfalarında, televizyonlarda bir şiddet ve nefret sergileniyor. Siyasi liderler kavga ediyor, kurumlar kavga ediyor, sanatçılar kavga ediyor. Acaba bizde toplum olarak bundan hoşlanır hale mi geliyoruz?
Kavga kişiliğimizin olabilecek en çirkin yüzü, bizim bir parçamız mı olmaya başlıyor? Ve kesinlikle bozulan bu toplum psikolojisi içinde sağlıkla olmaktan ve sağlıktan söz etmek mümkün değil.
Giderek insanların ruh sağlıkları bozuluyor, bu da tüm hastalıkların tetikleyicisi
Burada toplum önderlerine düşen görev barışçıl söylemlerle topluma örnek olmaktır. Ve bunu yüreklerinde hissederek yapmalarıdır. Merak etmesinler bu toplum o mesajları da çok rahatlıkla alır. Onlarda toplum psikolojisinin düzeltilmesinin mimarları olurlar.
Barış mesajlarını iyi bir ses tonuyla verirseniz yerine ulaşacaktır, özellikle insanların yüreklerineÖ
Belki bu uygulama ile kısa bir sürede anlaşılmayabilirsiniz. Fakat bir süre sonra Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Karaca Oğlan’ın  torunlarının sizi anladığını göreceksiniz. Yine göreceksiniz ki sadece geçitler, yollar, binalar yaparak bu insanların gönüllerinde taht kuramazsınız.
Bu insanların arasında sevgiyi ve hoşgörüyü de oluşturmak, inşa etmek unutmayın görevleriniz arasındadır.
Rahmetli babam bizlere çocukken “Yaşamda muhakkak han yapın.” derdi de biz anlamazdık. Ne hanı? Nereye? Meğerse onun yapılmasını ve kurulmasını istediği han  insanların gönüllerinde kurulacak hanmış...
Bir tebessümü ne kendi yüzünüzden eksik edin ne de diğer insanlar için esirgemeyin . zarar etmezsiniz merak etmeyin. Çünkü bu insanlar sevgiye ve güler yüze hasret.
Rahmetli anamın duasıyla bitiriyorum. Tüm çocukları için şu duayı yapardı. “ Tanrım, çocuklarıma güç, kuvvet, sağlık,imkan ve iman ver. Fakat birisine kötülük yapacakları zaman, kul hakkı yiyecekleri zaman bunları kes, geri al.” derdi.
Şimdi bu duayı daha iyi anlıyorum...

HAFTANIN ŞİİRİ:

MUTLULUK

Bulvar sokakları dar geliyordu
Yağmurlu akşamlarında
Işıl ışıl damlalarında
Mutluluğu arayan bir insandım
Mutluluk dağların ardındaki
bir güneş
Prometenin kaybettiği ışıktı
benim için
Bulurken kaybettiğim
Kaybederken bulduğum...
Bulvar sokakları şimdi ışıl ışıl
Ellerim gülüyor, yüzüm gülüyor
Prometeden daha çabuk
davranmış
Işığımı bulmuştum .
Onun aydınlığında tüm evreni
seyrediyordum
Gülen insanıyla...
Gülen doğasıyla...
İnsanın mutlu olması ne güzel
Artık çoban eski yanık havaları
üflemiyor kavalına
Suların akışı bile bir başka türlü
İnsanın mutlu olması ne güzel
Tanrının bile yüzü gülüyor.
Eser ALPTEKİN
1962 Pertevniyal Lisesi

Dr.Eser Alptekin

Herşeyim Var Özgüvenim Kayıp

Herşeyim Var, Özgüvenim KayıBazı kadınlar en ufak bir eleştiride bile anında demoralize olurken, bazı kadınlar nasıl oluyor da her durumda kuyruğu dik tutmayı başarabiliyor? Eğer siz de demoralize takımındansanız, kendine güveni olmayan kadınlar kulübüne hoş geldiniz! Kulüpten çıkış/kaçış/ kurtuluş biletiniz yazının içinde saklı!

Kendine güven... Hayatta her kapıyı açan en büyük anahtar... Başarının sırrı, mutluluğun çatısı! Ve ne yazık ki, herkeste bulunmuyor. Hazır bir reçetesi yok. Bakkallarda marketlerde de satılmıyor. Satılıyor olsa alır mıydınız? Daha açık sormak gerekirse, siz kendinize güveniyor musunuz? Zor bir soru oldu biliyoruz. İnsan kendine güvenip güvenmediğinden emin olamıyor kimi zaman. . . Sanki duruma ve şartlara göre değişiyor gibi geliyor. Oysa güven ya vardır, ya da yoktur! O halde, en iyisi önce size mini bir test yapalım, durumu anlamanıza yardımcı olalım!

Akıllısınız, güzelsiniz, eviniz, kariyeriniz, eşiniz, çocuğunuz, kısaca her şeyiniz var... Ancak bir gün, olumsuz bir olayla karşılaştınız. Yanlış bir şey yaptınız, olmayacak bir hata... Söylememeniz gereken bir şey söylediniz. İşleri yetiştiremediniz. Patronunuz bu işin altından kalkamadığınızı ima etti. Eşinize asılan kadın, içinizdeki yeşil gözlü canavarı uyandırdı, kızılca kıyamet koptu. Peki, bu gibi bir durumda iç sesiniz ne dedi?

"Tanrım, ne kadar da sersemim"
"Her zaman aptalca şeyler söylüyorum"
"Hiçbir şeyi zamanında bitiremem"
"O benden çok daha başarılı"
"Kimse beni sevmiyor"
"Bugün çirkin hissediyorum, ben zaten çirkinim"

Eğer bu gibi cümleler sık sık aklınızdan geçiyorsa, güveninizin limitlerini biraz zorlamanız gerektiği muhakkak! Hemen harekete geçin ve bu cümleleri olumluya çevirin.

"Ben değerliyim, bu seferlik böyle olsun"
"Herkes hata yapabilir, ben kendime güveniyorum"
"Kendim olmayı seviyorum"
"Yaptığım her şey benim seçimim"
"Elimden gelenin en iyisini yaparım"

Güveninizi nasıl kazanacağınızı yazının başından anlattık! Ancak elbette bir anda değişmek mümkün olmuyor, olamıyor. Kendinize olan güvenizi sağlayabilmek için, çocukluğunuza kadar dönmeniz gerekecek.

Evet, anlayacağınız bu yazı bir nevi terapi niteliğinde geçecek!

saygi-kadinÖnce öz saygı gerek

İşyerinde "toplantı var" dediklerinde eliniz ayağınız birbirine mi dolanıyor? Ya da sevgilinizin en yakın kız arkadaşının bir top modele benzemesi sizin kendinize olan güveninizden mi çalıyor? Kendine güvenen biri olmak için, her şeyden Önce tamamlayıcı kavramları bir araya getirmeliyiz. Kendine güven duyan insan nasıl bir İnsandır, önce bunu irdelemeliyiz. Başkalarını eleştiren ama eleştirileri takmayan, lafını esirgemeyen, dobra, kibirli bir arkadaşımızı belki özgüveni yüksek biri olarak görüyor olabiliriz, ama çevremizde her başı dik gezen kişinin kendine güvenen biri olduğunu söylemek oldukça güç! Belki de o kişinin tüm sorunu, kendine güvenmeyen, kompleksli biri olması. . . Evet, bu da muhtemel! Çünkü kendine güven duyan insanlar, hayatta çok daha farklı bir duruş sergiliyor. Kendine güven; öncelikle hayatta yaşanılan olaylarla baş edebilmek anlamına geliyor. Hayata karşı yapıcı ve olumlu bir bakış açısını ve kendi gücüne inanmayı gerektiriyor. Birinin sizi onaylaması karşısında gözlerinizin mutluluktan ışıldaması değildir özgüven sahibi olmak... Kendinize olan öz saygınızla gelişir her şeyden önce... Bu yüzden, kendine güven konusunda üzerinde en çok durulması gereken şey özsaygı! Öz saygı, kişinin kendini tanıması, kendini ve sınırlarını olduğu gibi kabul etmesi ve bundan hoşnut olmasıyla ilgilidir. Öz saygı, kişinin kendisiyle barışıklığından beslenir. Yaşam Koçu Yasemin Sungur; "Kişinin kendisini tanıması (öz saygı), değer vermesi (öz değer), kendini kontrol edebilmesi (öz denetim) ve etkin yönetmesi (öz disiplin) kişiyi yaşamda mutlu, huzurlu kılar" diyor.

Kendine güven duyan insanları sadece "özgüven" ve "başarı" kelimeleri ile anlatmak işte bu yüzden eksiktir. "Her zaman başarılıdır" tanımı yerine, "Ne istediğini bilir, kendisine ve çevresine saygısı ve sevgisi vardır, yaşadığı olumsuzluklara rağmen ayakta kalır, kendisine ve çevresine saygı ve sevgisini yitirmez" tanımları daha uygundur.ebeveyinlik-annelik-kadin

Anne, sen ne yaptın?

Peki, nasıl oluyor da bazı insanların özgüveni fazlayken diğerlerinin kendine olan güveni diplerde geziyor? Kendinize güven duymama nedenini siz belki de oluşunuza, yapınıza bağlıyorsunuz; ancak tüm suçlunun anne-babanız olduğunu biliyor musunuz? Uzmanlara göre, güvenin yapılandırılmasında kırılma noktası çocukluğa dayanıyor! Çünkü temel güven duygusu, yaşamın ilk yıllarında atılıyor. Güvenin nasıl oluştuğuna dair en önemli hipotez, kişinin çocukluk çağında anne-babası veya öncelikli bakıcısı olan kişiyle kurduğu bağ ve ilişkiyle ilgili olduğu... Yaşamın başında doyurulmamış kişinin sahip olacağı güvensizlik duygusunun, ilerleyen yıllarda giderilmesi sanıldığı gibi kolay da olmuyor. Temel güven duygusu ile ilgili sorun yaşayan kişiler, bu İzleri yaşamlarının ilerleyen yıllarında da sergiliyor. Ebeveyn ve yakın çevremizin, çocukluğumuzda bize olan tutumuna göre hayata karşı güvenli, ikircikli veya kaçınan bir tutum sergilemeye başlıyoruz. Psikolog Aslı Akkan, "Bu dönemde çocuğa verilen sevgi, şefkat ve ilgi ne kadar koşulsuz olursa, çocuk hayatta o kadar özgüven sahibi olacaktır" diyor. Yani çocuklara "Şunu yaptığın/yapabildiğin için seni seviyorum" dememek gerekiyor!

Eğer siz de çocuk sahibiyseniz, bu konuya ayrıca eğilmelisiniz. Kız, erkek fark etmez, onun üzerinde aşırı kontrol kurmamak, her yaşta kendini ifade etmesini sağlayabilmek, "Sen yaramaz bir çocuksun" yerine "Yaramazlık yapmandan hoşlanmıyorum ama seni seviyorum" demek, eksik olduğunu düşündürmemek, her zaman desteklemek ve yeterlilik duygusunun oluşmasına yardımcı olmak gerçekten çok önemli! İşte bu yüzden, Yaşam ve Kariyer Koçu Yasemin Sungur'a göre bir anne-babanın hayattaki en önemli görevi, çocuğunu kendine güvenen biri olarak yetiştirmek!

Kırılan güven, güven değil

Bazen kendimize sorarız "Ben hemen demoralize oluyorum, başkaları neden olmuyor" ya da "Ben eskiden böyle değildim, niye şimdi böyle oluyor" diye... Nedeni basit; kendimize özgüvenimizin olmaması! Uzman Psikolog Aslı Akkan, kendine güveni olan kişinin özgüveninin yavaş yavaş yok olması gibi bir durumun söz konusu olmadığı görüşünde. "Çocukluk çağı travmaları ve kayıpları özgüvenin oluşmasını doğrudan etkiler. Ancak belli bir güvenle yetiştirilmiş ve özgüven duygusuyla ilgili sorunları olmayan bireylerin daha sonradan kırılganlaşmaları çok sık rastlanan bir durum değil. Bireyin özgüveni 'o anlık' durumundan bağımsızdır. Ya oluşmuştur ya da oluşmamış. En ufak bir olayda güveni kırılan kişiler ikinci gruptadırlar. Onlar her zaman kendiliklerini ve durumu sorgular. Varsayımları hep negatif ve karamsarlık üzerinden olacaktır. Bu tarz kişilerin 'meli/malı' kalıpları üzerinden yaşadıkları ve sürekli 'olması/yapılması/başarılması' gereken bir şeyin arayışı içinde oldukları söylenebilir. Özgüveni sağlam birisi de belli travmalar, başarısızlıklar ve kayıplardan etkilenir etkilenmesine, ancak bu, güvensiz kişide olacak yıkım kadar olmaz."

Aşırısı da zararlı

Kimi güvensizlik sorunu yaşarken, kimi de "En iyi benim, herkesten mükemmelim, benden iyisi yok" modunda gezebiliyor! Ve güvensizlik nasıl büyük bir sorun ise, şişirilmiş bir ego da patlamaya hazır bir bomba gibi insanı korkutabiliyor. Çünkü narsist olarak adlandırılan bu kişiler, sürekli kendilerini över, onay/alkış/övgü bekler ve çok güvenli imajı verirler; oysaki bunun altında çoğu zaman gizlemeye çalıştıkları bir kırılganlık vardır. Yani güvenin niteliği, uzmanların belirttiği şekilde değildir. Zaten, gerçek anlamda kendine güvenin, aşırısı da olmazmış, öyle diyorlar... Özgüven, mümkün olduğunca gerçekçi değerlendirmeler içerisinde tutulduğu zaman Özgüvendir deniyor!

Psikiyatri Uzmanı Dr. Zafer Atasoy, kabarmış güvenin kişiyi daha kolay yanılttığım söylüyor. "Aşırı güven, kişinin daha kolay yanılmasına ve buna bağlı olarak zarar görmeşine yol açar. Kişinin güven duygusuna ne denli tevazu ve alçak gönüllülük, sabırlı olmak eklenirse, kişi o denli huzurlu olacaktır. Aşırı güvenin altında bilgisizlik olabilir; cahil cesaretinden söz etmek bu tür durumlarda söz konusu olacaktır!"

Kendine güvenen insan kimdir?

Kendine güvenen insanların özelliklerini öğrenerek kendinizi tartabilir, ayrıca çevrenizde kim kendine güveniyor, kim rol yapıyor anlayabilirsiniz!

• Konuşurken doğrudan göz iletişimi kurar.
• Beden durusu diktir, jest ve mimiklerini kullanır.
• Sesi işitilir ve acıktır, düzgün ve akıcı bir konuşması vardır.
• Olumlu düşünür, yapıcıdır.
• Sürekli iletişim içindedir, eleştiriye acıktır, etkilidir.
• Alçak gönüllüdür, doğal ve içtendir.
• Duygusal zekası gelişmiştir, esnek ve uyumludur.
• Sürekli öğrenir ve değişime acıktır.
• Risk alır, elinden gelenin en iyisini yapar.
• Sorumluluk alır, cesaretlidir, yeniliğe acıktır.
• Kararlıdır {inatçı değil), dengeli ve ölçülüdür.
• Endişe duyarak kendini sabote etmez.
• Ahlaki ilkeleri vardır ve adildir.
• Açık, samimi, dürüst ve doğrudandır.
• Gerektiği yerde kendini över (başkalarını küçümsemez ve suçlamaz).
• Başkalarının olumlu yönlerini de görür ve İfade eder.
• İşbirliği yapmayı bilir, kendi haklarını korur, başkalarının hak ve duygularını da hesaba katar.

Sosyal destek önemli

Kendine güven duymanın sırrı "güçlü olmak ve gücün farkında olmak"tır aslında! Ve güven duygusu sarsılmış, eksilmiş kişinin, Öncelikle güven duygusunun yenilenmesi için güçlenmesi gerekir. Dr. Zafer Atasoy; "Zedelenmiş güven için emek vererek yeni beceriler kazanmak ve başarılı olduğunu görmek, özgüvenin yeniden kazanılmasına yol açar. Bu süreç boyunca çevreden destek almak güvenin yerine gelmesinde geçirilen süreyi kısaltacağı gibi, zedelenme derecesini de azaltır. Sosyal destek de alınabilir. Karşılaşılan ruhsal örseleyici durumlar karşısında alınan yardım özgüven için değerlidir" diyerek, yapılabilecekleri sıralıyor.

Psikolog Aslı Akkan'ın önerisi İse, özgüveni etkileyebilecek negatif varsayımlar ve bilişsel süreçlerden mümkün olduğunca uzak durmak! "Bu süreçte alınabiliyorsa bir uzman desteği iyi olacaktır. Bilişsel süreçleri sınayıp değiştirmeye çalışırken, danışanlarıma Psikiyatrisi Dr. David Burns'un 'İyi Hissetmek' kitabını öneriyorum. Özgüven sorunu yaşayan kişilere de bu kitabı öneririm!"

Elinizden gelenin en iyisini yapın

Yasemin Sungur; kişinin mutlu, etkili ve sevgiyle hayatını yaşayabilmesi, özgüveninin gelişmesi için, kendi duygularının bütünüyle farkında olması ve elinden gelenin en iyisini yapması gerektiği görüşünde. Peki, elimizden gelenin en iyisini yapmayı nasıl becereceğiz? İşte önerileri...

• Ailenizle, arkadaşlarınızla hissettiklerinizi açık paylaşacağınız ilişkiler kurun.
• Sizi önemseyen ve yargılamadan dinleyecek kişilerden yardım ve destek isteyin.
• Kendinizi keşfetmek için zaman ayırın.
• Sorular sorun kendinize. Yeniden değerlendirin düşüncelerinizi, duygularınızı tanımlayın.
• Farklı olaylara, yeni deneyimlere açık olun.
• Yaşadıklarınızı, zorluk, aşılamaz problemler olarak görmeyin,
• Değişim hayatımızın bir parçasıdır. Kabul edin. Değiştiremeyeceğiniz durumları kabul edin, değiştirebileceğini/ durumlara yoğunlaşın.
• Karşılaştığınız problemler ve stresli durumlarda başka insanlar ne yapıyor gözlem yapın, araştırın öyle adım atın.
• Problem çözme becerilerinize ve bu konudaki içgüdülerinize güvenin.
• Yaşanılan olaylar ne kadar üzücü olursa olsun, uzun vadedeki etkilerim göz Önünde bulundurmaya çalışın.
• Korku ve kaygılarınızı neden ve nasıl soruları ile açın, düşündüklerinizi yazın.
• Kaygılanmak yerine, olmasını istediğiniz şeyleri gözünüzde canlandırın.

e-kolay/Ben Kadınım

Neden Doğal Yollarla Zayıflamak Gerekiyor

Neden Doğal Yollarla Zayıflamak GerekiyorZayıflama diyetleri uygulayanlar; krom, magnezyum preparatları, antioksidant bileşikler, beta karoten extreleri, karnitin, linoleik asit, coenzim Q10, iştah kesen haplar gibi, gün geçtikçe sayıları süratle artan birçok hap haline getirilmiş ürünlerden medet umuyor. Gün gelecek bir avuç dolusu hapla yetmeyip, ikinci avuca geçilecek. Doping üstüne doping. Nereye varacak bu işin sonu?

Halbuki, ne hormonal dengeyi ne yağ, karbonhidrat, protein metabolizmalarını, ne de emosyonel dengeyi haplarla kuramazsınız. Yalnızca kurduğunuzu sanırsınız. Çünkü, her geçen gün yeni bir şey keşfediliyor ve sizin yaptığınız, ya yetersiz ve dengesiz kalıyor ya da tamamen yersiz ve hatta zararlı oluyor. Bugün iyi gibi görünen yarın kötü olabiliyor.

İŞTAH HASTALIK DEĞİL

Bu tip ürünlerle yola çıkarsanız yanılma yüzdeniz çok fazladır. İleride çok mahcup olabilir, hatta pişmanlık duyabilirsiniz.

İşte bu nedenle zayıflama tedavilerinde asla yan ürünlerden güya yardım, destek, takviye almamak gerekir. Ayrıca şunu da iyi bilmek gerekir ki, iştah hiçbir zaman haplarla karşılanamaz. Çünkü iştah bir hastalık değildir. Tıpkı aşk gibi, his gibi, duygu gibi... Düşünsenize “Birçok yan ürün hap aldım artık aşık olamıyorum” veya “Sürekli aşık oluyorum” ya da “Ben artık tamamen hissizim, bir şey hissetmiyorum. Hap alıyorum, artık duygusuzum” deniliyor. Böyle şey olmaz. İştah ve açlık, haplarla bastırılamaz. Çünkü, bu olgu insanın ruhunda, beyninde, metabolizmasında, kısaca doğasında vardır. İştah ve açlığı haplarla engelleyemeyeceğiniz gibi, zayıflama tedavilerinde metabolik ve hormonal dengenizi de gene yan ürün haplarla kuramazsınız. Çünkü, doğadaki ve vücudumuzdaki her bileşenin bilgisine sahip değiliz. Daha bilmediğimiz binlerce bileşenler var. Bu nedenle bugün doğru diye yapılanlar yarın gereksiz veya yanlış çıkabilir.

DOĞALDAN ŞAŞMA

İşte bu yüzden özellikle zayıflama diyetlerinde doğanın akışında hareket etmek gerekir. Yani doğal besinleri dilimizin üzerindeki tüm tat duyularını hissederek, keyif içerisinde yiyerek zayıflamaya çalışmalıyız. Yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayan, kişiye özgü diyetlerde bildiğiniz ve bilmediğiniz her bileşik alınır ve hata yapma ihtimaliniz yok olur. Böylece ileride de pişman olacağınız, üzülüp kahrolacağınız bir durumla da karşılaşmazsınız. Hem metabolizmanızı hem de psikolojinizi bozmaz, sürekli yeni çıkan sanayi ürünleri delisi de olmazsınız. ,

Doğallıktan vazgeçmeyin, etki altında kalarak yanlışlar yapmayın, doping ile yaşamaya alışmayın. Yeterli ve dengeli beslenmek vücudun tüm ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayabildiğini unutmayın.

Sağlığınız ve geleceğiniz için yapmanız gereken tek şey, yeterli ve dengeli beslenmeyi öğrenmektir.

Akşam

Selülite Savaş Açın!

Selülite Savaş AçınÖzellikle kalça ve üst bacaktaki fazlalıklar, eritilmesi en zor yağ kütleleridir. Bunlar için özel bir egzersiz ve diyet programı yapmanız gerekiyor. Sizler için hazırladığımız bu diyet programı da selüliti hedef alıyor. Bu özel selülit diyetinin günlük kalori alımı oldukça düşük. "Sıkı" olarak adlandırabileceğimiz bu diyet, lif ağırlıklı. Lif, bağırsakları harekete geçirerek vücutta biriken toksinlerin atılmasını sağlıyor. Metabolizmayı hızlandırarak kan dolaşımının artmasına neden oluyor. Bacak bölgesinde artan kan dolaşımı da selülitin erimesini ve salgı yoluyla atılmasını sağlıyor.

Bu diyeti yaparken...
* Mutlaka iki günde iki litre su için.
* Sıvı ihtiyacınızı ağırlıklı olarak sudan karşılayın. Ancak kahve, çay, cola gibi selülit yapan içeceklerden uzak durun.
* Mideniz diyete uyum sağlayana kadar, açlığınızı öğün aralarında salatalık, domates, karpuz gibi kalori değeri düşük yiyeceklerle giderin.

1. gün
Kahvaltı: Yağsız yoğurt, armut ve bir tatlı kaşağı balla hazırlanmış müsli.
Öğle: Chili sosu ile hazırlanmış tavuk, iki kaşık az yağlı pilav
Akşam: Dana jambonla hazırlanmış yağsız salata.

2. gün
Kahvaltı: 1 dilim kepekli tost ekmeğinin üzerine yağsız krem peynir sürün. Üstünü salatalıkla süsleyin. Yanında şekersiz çay içebilirsiniz.
Saat 10.00: Bir avuç kuru meyve
Öğle: Bir tabak yağsız makarna, bir tabak mantar yemeği (150 gram mantarı yıkayıp ortadan bölün ve 1 kaşık zeytinyağında kavurun. Mantara bir tane ezilmiş sarımsak ve küçük kesilmiş taze soğan ekleyin. Tuz ve karabiberle tatlandırın.)
Akşam: Göbek, havuç, salatalık, domates, kırmızı lahana, haşlanmış mısır, taze soğan, yağsız beyaz peynir, sirke ve bir tatlı kaşığı zeytinyağı ile hazırlanmış salata. Yanında iki dilim kepekli ekmek.

3. gün
Kahvaltı: Yağsız yoğurt, çilek ve bir tatlı kaşığı balla hazırlanmış müsli.
Öğle: Bir tabak az yağlı piyaz, iki kaşık az yağlı pilav.
Akşam: İki adet haşlanmış kabakta hazırlanmış salata, yanında iki dilim kepekli ekmek.

4. gün
Kahvaltı: 2 dilim tavuk jambonlu, kepekli tost ekmeği, şekersiz meyve çayı.
Saat 10.00: Bir avuç kuru meyve
Öğle: 1 tane ızgara balık, 2 kaşık az yağlı pilav
Saat 16.00: Çilekli süt
Akşam: Fasulyeli mantar salatası, 1 dilim kepekli tost ekmeği (Fasuleyi haşlayın ve soğumasını bekleyin. Mantarlaı yıkayıp ortadan böldükten sonra bir kaşık zeytinyağında 2 dikaka kavurun. Mantarla fasulyeyi karıştırın. İçine arzuya göre maydanoz da ekleyebilirsiniz. Limon, tuz ve karabiberle tadlandırın.)

5. gün
Kahvaltı: Yağsız yoğurt, elma ve bir tatlı kaşığı balla hazırlanmış müsli.
Öğle: 1 adet ızgara et, yağsız salata, bir dilim kepekli ekmek
Saat 16.00: Bir dilim karpuz
Akşam: Tavuk jambonla hazırlanmış yağsız salata.

6. gün
Kahvaltı: 2 dilim kepekli tost ekmeği, yağsız beyaz peynir, domates.
Saat 16.00: Bir avuç kuru meyve
Öğle: Ispanaklı omlet, bir dilim kepek ekmek
Saat 16.00: Muzlu süt
Akşam: Ton balıklı salata, bir dilim kepekli ekmek (Göbek domates, salatalık ve havucu yıkayıp doğrayın. Bu karışıma bir küçük kutu yağsız ton balığı ekleyin. Bol limon ve bir tatlı kaşağı zeytinyağı ile tatlandırın)

7. gün
Kahvaltı: yağsız yoğurt, bir kivi ve bir tatlı kaşığı balla hazırlanmış bir kase müsli.
Saat 10.00: Bir avuç kuru meyve
Öğle: Bir adet ızgara tavuk, 2 dilim kepekli ekmek
Akşam: Beyaz peynirli domates salatası, 2 dilim kepekli ekmek.

showtv.com/kadin/diyet

Alışveriş Hastalığına Yakalanmayın!

Alışveriş Hastalığına YakalanmayınSatın alma isteğinizin önüne geçmezseniz alışveriş hastalık halini alabilir.

Alışveriş, kadınlar için bir yenilenme, rahatlama aracı, aynı zamanda da ihtiyaçların giderilmesi. Ancak bazı insanlar satın alma duygusunu bir türlü frenleyemiyor ve alışveriş bir hastalık halini alıyor. Uzmanlar alışveriş hastalığının (zorlantılı satın alma) kişinin satın alma dürtüsü hissetmesi ve bu dürtüsünü kontrol edememe sonucu ortaya çıkıp, kişiyi maddi açıdan zor duruma sokan bir rahatsızlık olduğunu belirtiyorlar.

DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR

Çocuklarıyla sağlıklı ve doyurucu ilişki kuramayan sosyo- ekonomik düzeyi yüksek anne- babaların da bu eksikliği, onlara bir şeyler satın alarak tamamlamaya çalıştıklarını söyleyen uzmanlar, bunun da çocuklarda gelecekte alışveriş hastalığının ortaya çıkmasına neden olduğunu belirtiyorlar.

Kadınlarda daha sık görülen alışveriş hastalığının ortalama başlama yaşı 17- 30. Hastaların büyük çoğunluğu alışveriş öncesi büyük bir arzu, hoşnutluk ve mutluluk ile kontrol edilemez bir istek yaşıyor ancak sonrasında da gerginlik ve yoğun bir suçluluk hissi duyuyorlar. Bu kişilerin mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve çeşitli şekillerde bu davranışın kontrol alına alınması gerekiyor.

KADININ KARARI ETKİLİ

Öte yandan Mal Pazarlama adlı kitabın yazarı Martha Barletta, aile için yapılan tüm alışverişlerde yüzde 80 oranında kadınların söz sahibi olduklarını söylüyor. Kadınların, evi güzelleştirmek amacıyla yapılan satın almaların yüzde 60-75'ini de bizzat kendisinin de yaptığını kaydeden Barletta, kadınların, erkeklere oranla televizyon reklamlarını çok daha dikkatle izledikleri de belirtiyor. Kitapta, 'Tüm bu gerçekler göz önüne alındığında, kadınlar satıcılar açısından asıl hedef kitleyi teşkil ediyorlar' deniyor. Erkeklerin televizyonlarda reklamlar başlayınca derhal kanal değiştirdikleri, buna karşın kadınların reklamları ilgi ve sabırla izledikleri kaydedilen kitapta, 'Kadınların en fazla ilgi duydukları reklamlar arasında otomobil, evi güzelleştirecek mallar ve mali hizmetlerle ilgili reklamlar bulunuyor''deniyor.

Diyet Kelimesini Unutun

Diyet Kelimesini UnutunSınırlama ve yoksunluk duygusunu çağrıştıran diyet kelimesi yerine beslenme modelinde değişiklik yapmak uzun vadede sağlığınıza çok büyük katkılar sağlayacaktır.

Diyet kelimesi sınırlama ve yoksunluk duygusunu beraberinde getirir. Oysa beslenme modelinde değişiklik yapmak yeni alışkanlıklara uyum sağlamaya çalışmak daha doyurucu, yapılabilir ve kalıcı bir tutum haline dönebilir. Aşağıdaki ufak değişiklikleri başarmanız ve beslenme biçiminize kalıcı olarak yerleştirmeniz bile uzun vadede sağlığınıza çok büyük katkılar sağlayacak. Aşağıdakilerden en uygun olanlarını işaretleyin ve sırasıyla hedeflerinizi gerçekleştirmeye çalışın.
-Yaşam biçimi ve düşünce şeklinizi yeniden yapılandırın. Dengeli beslenme ve iyi yaşamı hayatınızın bir parçası haline getirin ve etrafınıza da bunu anlatın. Arkadaşınıza giderken pasta almak yerine, taze meyve sepeti veya zeytinyağı ürünlerinden bir sepet hazırlayabilirsiniz. 
- Porsiyon ölçülerinizi küçültün. Kendinize yasaklar koymak yerine her şeyden tüketip küçük miktarlarda tercih etmeyi deneyin. Tabağınızı yarım bırakın veya karşınızdaki ile paylaşın
- Haftada iki gün mutlaka balık yemeye çalışın. Omega 3 hem çocuklar hem de yetişkinler için kalp beyin ve göz sağlığı açısından son derece önemlidir. Ceviz tüketimi de Omega 3 için iyi bir kaynaktır.
- Çay, kahvede şeker kullanıyorsanız bırakın. Günde 5 şeker 100 kalori enerji verir. Her gün sadece 100 kaloriden vazgeçerek yılda 36500 kalori tasarruf edersiniz bunun karşılığında yıl sonunda 5 kg zayıflamış olursunuz. Günde 5 şeker eksik ye yılda 5 kg zayıfla! Hiç fena değil...
- Salataya eklediğiniz yağ miktarını gözden geçirin. 1 tatlı kaşığı zeytinyağı yeterlidir. Fazladan her bir kaşık 50 kalori almanız demektir. 
- Kuru baklagilleri haftada 1 - 2 kez mutlaka yemeye çalışın. Mercimek, nohut, kuru fasulyeyi ihmal etmeyin. Sıcak yemek yapmak dışında haşlayıp salatalarınıza karıştırabilirsiniz çorba olarak tercih edebilirsiniz. 
- Doymuş yağ tüketimini azaltın. Bu sebeple hayvansal besinlerin yağsız olanlarını seçin süt, yoğurt, peynir ve etlerin yağsız kısımlarını tercih edin.
- Meyve suyu yerine meyve tüketin. 1 bardak portakal suyunun 3 - 4 portakaldan elde edildiğini düşünürsek 2 dakikada 250 kalori almak yerine 3 - 4 portakalı gün içinde tüketmek hem sizi daha uzun süre tok tutar, hem lif alırsınız hem de ara öğün tüketmek metabolizmanızı hızlandırır.
- Alkol tüketiminizi sınırlandırın. Her gün bir kadehten fazla alınan alkol, B1, B6 vitaminleri ve folik asidi olumsuz etkilemektedir. Tükettiğiniz alkol miktarına dikkat edin. Alkol seviyorsanız tercihiniz hep şarap olsun. Rakı votka ve viski içtiğinizde yüzde 45 - 50 oranında alkol alırsınız. Oysa şarabın alkol oranı yüzde 12 - 15 dir. 1 gram alkolün 7 kalori olduğunu unutmayın
- Su içmekte zorlanıyorsanız çaylara ağırlık verin. Suyu içmek zor geliyorsa içine limon sıkın taze nane veya salatalık atın böylece yeni bir içecek yaratmış olursunuz. Buna rağmen başarılı olamıyorsanız bitki çaylarını bol su ile demleyin ve onu tüketin. Siyah çayı açık ve limonlu için.
- Her sabah aynı kahvaltıyı etmeyin. Bazı günler yeme biçiminizi değiştirin, tek yönlü beslenmeyin, farklı tatları deneyin.
Örneğin
*Meyve salatası ile yoğurt
*Yulaf ile süt
*Meyve ile badem
*Süt ile meyve
*Peynir ekmek
*Tost
*Simit peynir
*Omlet ile ekmek
*Çorba gibi
- Sebze çorbalarını sevmeye çalışın. Özellikle sebze yemekte zorlanıyorsanız tüm sebzeler ile bulgur, soğan ve bol domatesli çorba yapın 
- Haftada 1- 2 gün yumurta yemekten korkmayın. Dilerseniz 1 yumurta sarısı ile 3 yumurta beyazını karıştırın böylece daha az yağ ve kolesterol daha çok protein ve kalsiyum almış olursunuz.
- Fiziksel açlık ile duygusal açlığı ayırt etmeye çalışın. Sakın cesaretinizi kaybetmeyin. Hiçbirimiz mükemmel değiliz ve her zaman aynı disiplinde olamayabiliriz. Hep pozitif düşünün.
- Öğün atlamayın. Atlanan her öğünden sonra, diğer öğündeki besin tüketimi daha fazla olmaktadır. Beslenmenizi bu konuda yeniden gözden geçirin. Az ve sık yeme prensibi ile metabolik hızınız artar, kan şekeriniz dengede olur ve açlık hissetmezsiniz. 
- Çeşitli beslenin. Hiçbir besin tek başına mucizevi bir özelliğe sahip değildir ve hiçbir besin de tek başına suçlu değildir. Hedefiniz hep ölçülü beslenmek olsun. Bu nedenle, herkes için ortak bir diyet öneren “sihirli diyet”lerin sizi başarıya götüreceğine inanmayın. 
- Bulunduğunuz yaşı sevin. 30 yaşından itibaren metabolizmanız her yıl yavaşlar. Bu sebeple, her yaşın güzelliğini çıkarın. Eğer zamana karşı kendinizi korumak istiyorsanız, sadece yediklerinizi azaltmak bir çözüm olamaz. Çünkü bu, sürekli daha az yemek zorunda kalmak demektir. Çözüm için hareketinizi artırın.
- Zeytinyağını ve yağlı tohumları tercih edin. Zeytinyağının kalp dostu olduğu birçok araştırmada kanıtlanmıştır. Ancak tüm yağlar gibi, 1 gramı 9 kalori içerir ve fazla tüketimi şişmanlığa sebep olur. Yağlı tohumlara da dikkat edin bu besinler sağlıklıdır ama kaseler dolusu yediğiniz zaman değil, 10 fındık veya badem veya 3 ceviz 1 tatlı kaşığı yağa eşittir, ölçülü tüketin.
- Kalori saymayın dengeli beslenin. Dengeli beslenebilmek için her öğünde 5 temel besin grubundaki yiyecekleri bir arada tüketin. Bu şekilde beslenme, besin öğeleri arasında dengeyi sağlar. Yeterli beslenebilmek için sadece kalori saymanıza gerek yok. Temel besin gruplarından hangi miktarda yemeniz gerektiğini bilmeniz yeterlidir. 
- Etiket okumaya başlayın. Kendi kendinizi kontrol ederken ve doğru besini ararken, mutlaka etiketleri okuyun. Besinlerin kalori, yağ ve tuz değerlerini, son kullanma tarihlerini inceleyin.
- Günlük beslenmenizde süt yoğurt veya ayrana yer verin. İçerdiği kalsiyum ve proteinin yanı sıra kilo kontrolünde de süt tüketimi çok önemli. Her gün 1 -2 bardak tüketmiş olmaya gayret edin. Az yağlı seçimler de yapabilirsiniz
.

Dilara Koçak

Hem evli hem kendini salmış olamazsınız

Hem evli hem kendini salmış olamazsınızHİÇBİR kadın aldatılmayı hak etmez!" Acaba hangi anlamda söyleniyor bu?

"Hayatına bir kadın girdiğinde, erkek bunu eşiyle/sevgilisiyle açıkça konuşup ilişkiyi tez günde bitirmelidir"
anlamındaysa eğer, tamamen katılıyorum.

"Örneği var mıdır bu söylediğinin?" diye sorarsanız...

Vardır elbet. Lakin "denizde damla" misali.

Daha çok iki tarafı idare etmeye çalışan erkekler görürüz. Etraftan o yönde pompalar gelir çünkü.

"Karda yürüyüp izini belli etmeyeceksin oğlum!"

Daha ötesi, kadın da istemez, "Bak karıcığım ayrılmamız lazım" diyen erkeği.

Kadınların çoğuna "adam" değil "koca" lazımdır çünkü.

* * *

Ama yukarıdaki sözün esas anlamı bu değil, biliyoruz.

Söylenmek istenen şey şu:

"Bütün erkekler gönlüne ve uçkuruna hákim olmalıdır. Çünkü muhtaç olduğu her şey hayatındaki asil kadında mevcuttur."

Oysa, yüz tane kusurlu hareketini sayabilirim o "asil kadın"ın.

Ama bugün onlardan sadece birine değineceğim.

Fiziki durumuna.

Kimseyi rencide etmek istemediğim için isim vermeyeceğim ama basında yer alan bir boşanma haberinden, yıllar içerisinde görüntü olarak "ana-oğul"a dönüşmüş bir karı-kocadan ilham aldığımı söyleyebilirim.

* * *

Bakın önce şunda anlaşalım:

Hayat biraz da "uyulması gereken kurallar bütünü" değil midir?

Evliliğin de birtakım kuralları yok mudur?

Evli olmakla olmamak arasında sorumluluk açısından artık "uçurumlar kadar" olmasa da bir fark bulunmaz mı?

"Fiziği korumak" da o sorumluluklardan biri bana sorarsanız. Erkek, kadın ayırmadan söylüyorum bunu.

Karşısındakini 500 kilo birine mahkûm etmeye kimsenin hakkı yok!

Ha, bir hastalık söz konusudur, anlarım. Yahut baştan öyle görüp beğenme, sevme durumu vardır...

Ama "Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane" misali, üç-beş sene, hatta 30 sene sonra bile bambaşka biri olarak çıkmamalı kimse kimsenin karşısına.

"Yıllar?" diyeceksiniz.

İnsan 80 yaşında da hoş, zarif, bakımlı olabilir.

Zaten doğanın getirdiklerinden bahsetmiyorum, benim dediğim "kendini salıverme" durumu.

"Hem evliliğimi sürdürücem hem de kendimi salıvericem" diyemezsiniz. Her şeyi birden vermiyorlar insana.

"Şekil önemli değildir" gibi yalanlara karnım tok. Hayatta hiçbir geçerliliği yok bunun. Ancak edebiyat yaparken kullanılabilir.

Siz ne diyorsunuz, çirkin ve şişman kadınları işe almıyorlar, bilmez misiniz!

Hayat acımasız maalesef, ne yapacaksınız... Hatta belki de en çok karşı cinsle ilişkiler konusunda. "Kocayı delik çorapla işe göndermemek" yetmiyor çoğu zaman.

Ama çaresi var.

Benim gibi yapıp evlenmeyeceksiniz.

Ne Arap’ın yüzü, ne Şam’ın şekeri!

Pakize Suda

Mutlu insanlar daha çekicidir

Mutlu insanlar daha çekicidirEn mutlu yaş hangisi? Para mutluluk getirir mi? Daha fazla mutlu olmanın püf noktaları neler? Bu gibi soruların yanıtı, 18 yıllık araştırmaları nedeniyle “mutluluk profesörü olarak” anılan Sonja Lyubomirsky ile yaptığımız söyleşide...

 

Pazarlamanın Değişen Trendleri ve Yeni Renkleri, 7 Kasım’da Çırağan Sarayı’nda düzenlenecek olan MediaCat Marketing Forum ’08’de tartışılacak. Bu tartışmalar pek çok ünlü isme de ev sahipliği yapacak.
Forumun ilgi çekici isimlerinden biri de “Pazarlamada Yeni Bir değer: Mutluluk” başlıklı bir sunum yapacak olan Sonja Lyubomirsky.
18 yıldır “mutluluk” üzerine çalışan, 13 de ödül alan California Üniversitesi profesörü Sonja Lyubomirsky ile Türkiye’ye gelmeden önce e-mail aracılığıyla konuştuk.  

En mutsuz yaş dönemi hangisi?
Çoğu araştırma, insanların yaşlandıkça daha mutlu olduğunu gösteriyor. Ancak 65 yaşından sonra mutluluk oranının düştüğü görülüyor.

‘Alışmak’ mutluluğun derecesini azaltır mı?
Kesinlikle, bu hisse “hedonist adaptasyon” (iyi şeylere alışmak) denir. Araştırmalara göre, insanlar hayatlarında onlara mutluluk veren şeylere kolayca alışıyorlar. Bu bir ilişki, para (araba, ev, mücevher), yaşanan şehir, sağlık gibi her şey olabilir.

Bir araştırmanıza göre ‘iş, aile, sosyal hayat’ mutluluğu yüzde 10, ‘genetik özellikler’ yüzde 50, ‘davranışlar’ yüzde 40 oranında etkiliyor. Ya yüzde 50 ‘mutsuz’ doğmuşsak, ne yapacağız?  
Mutluluğun yüzde 50’si genetik. Fakat kişinin huyları, düşünce şekli ve bulunduğu çevrenin de mutluluk oranında büyük etkenler (yaklaşık yüzde 40) olduğuna inanıyorum.      

Mutsuzlar ‘geviş getirir’

Dini inançları güçlü olanlar, olmayanlardan daha mı mutlu?
Evet, birçok araştırmaya göre öyle. Fakat bunu çoğunlukla dinin güçlendirdiği sosyal bağlar ve cemiyet hissine bağlamalıyız.   

Daha basit hayatlar yaşasak daha mutlu olur muyuz?
Basit derken eğer somut şeylere daha az önem vermekten bahsediyorsanız, evet. Mutsuz kişiler, sorunlarını mutlu kişilerden daha çok “geviş getirirler” (durmadan ve bir çözüm getirmeye çalışmadan sorunlarını düşünürler). Fakat bu davranış biçimi onların daha kötü hissetmelerine yol açar.      

Birinin mutsuzluğuyla mutlu olanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Araştırmalarıma göre zaten mutlu insanlar kendi mutluluklarını diğerleriyle karşılaştırmıyor. Diğerlerinin mutsuzluğundan mutlu olanlar, zaten mutsuzdurlar. Fakat bu stratejiyle kişisel mutluluğa ulaşamazlar.   

Orhan Pamuk “Mutluluk insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır yalnızca” diyor... Katılıyor musunuz?
Mutluluğu yalnızca buna bağlayamam fakat katılıyorum, sevdiklerimizle yakın ilişkiler mutluluğumuz için vazgeçilmez.

Daha mutlu olmak için neler yapmalıyız?
Çaba sarf etmeliyiz: Bağışlayabilmek, maneviyata önem vermek, minnettar olmak, spor ve meditasyon yapmak, ilişkilere değer vermek, sorunları  “geviş getirmemek”, kibar olmak, anı yaşamak ve anlamlı amaçlar gütmek gerekli.

‘Para saadet getiriyor’

Para saadet getirmiyor mu, yoksa insanlar nerede alışveriş yapacaklarını mı bilmiyor?
Para saadet getirir! Maaşlar mutlulukla doğrudan orantılıdır. Fakat genellikle inanıldığı kadar yoğun ve uzun vadeli bir mutluluk sağlamaz. Çünkü nelere sahipsek o kadarına adapte oluruz ve daha fazlasını isteriz! 

Mutluluğu korumak mümkün mü?
İşte bu milyon dolarlık soru! Yakalanan mutluluğu korumak mümkün ama çaba gerektiriyor.

Ne yaparsanız yapın mutlu olmayan insanlar için ne yapılmalı?
Bu tarz insanlar, klinik depresyon ya da biyolojik mutsuzluk yaşıyor olabilirler. Onlara klinikler yardımcı olabilir.    

Mutluluk öğrenilebilir mi? İngiltere’de okulu bile var ama...
Evet, mutluluk strateji ve tekniklerle öğrenilebilir. Ama bunu başarmak için illa okuluna gitmeye gerek yok. İnsan kendi de öğrenebilir.

Mutlu insanların kendilerini daha güzel hissettikleri doğru mu?
Evet. Fiziksel olarak bir fark olmasa da, mutlu insanlar daha güzel olduklarına inandıkları için daha çekici olabilirler. 

Bazı ülkelerin diğerlerine göre daha mutlu olmasının nedeni ne?
Araştırmalara göre vatandaşlar ülkelerindeki demokrasi, özgürlük, ahlaklılık, istikrar ve toplumun homojenliği gibi etkenlere göre mutlu veya mutsuz oluyorlar. Tabii ‘kişisel kazancı’ da bu etkenlerden biri olarak saymalıyız.

Mutlu evliliğin 5 sırrı
1- İçsel dünyalarınızı, birbirinizin hayal ve umutlarını paylaşın,
2- Birlikte vakit geçirin, eşinizi dinleyin,
3- Karşılıklı olarak birbirinize minnet, sevgi ve saygı gösterin,
4-Eşinize yanlış bulduğunuz veya geliştirmesini istediğiniz yönlerini yapıcı bir biçimde anlatın. Bunu yaparken “5 pozitif, 1 negatif” yorum oranını koruyun. iyi yönlerini de övün.
5- Yapıcı tartışmalar yapın (Hislerinizi nefretle değil, saygı ve bazen de şakayla karışık anlatın). 


Evliler daha mutlu!
Lyubomirsky’ye mutlu insanlar daha sosyal. Bu arada çoğu araştırma, evlilerin bekâr, boşanmış ve dullardan daha mutlu olduğunu gösteriyor. Fakat, evli ve bekâr (hiç evlenmemiş) kişiler arasında ki fark diğerlerine göre daha az. 
Mutluluk araştırmalarına göre erkek ile kadınların mutluluk eşiği arasında çok fark yok. Fakat araştırmalar kadınların mutluluğu da üzüntüyü de daha yüksek oranlarda yaşadığını, erkeklerin daha soğukkanlı olduğunu söylüyor. 

Endoskopiyle 10 yaş gençleşin

Endoskopiyle 10 yaş gençleşinGenellikle mide ve bağırsak rahatsızlıklarının teşhisinde kullanılan endoskopi de estetiğin hizmetinde! Endoskopi yöntemiyle yüzde yapılan işlemle 2 saatte 10 yaş genç görünme vaat ediliyor

 

Daha çok mide ve bağırsak problemlerinin teşhisinde kullanılan ve bir görüntüleme cihazı olan endoskop şimdi de kadınların güzelleşmesi için yapılan operasyonlara hizmet ediyor. Yüz gençleştirmede botoks ve dolgu gibi yöntemlere alternatif olan endoskopik yüz cerrahisi tek bir uygulamayla 10 yıllık gençlik vaat ediyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Prof. Dr. Atilla Arıncı, “Çok ince fiberoptik bir kanül sistemi olan endoskopla yüzün gizlenebilecek bölgelerinden girilerek sarkmaların en yoğun olduğu bölgelere lokal olarak yağ dokusu transfer ediliyor. İşlem, niteliğine göre, 2 ile 4 saat arasında sürebiliyor” dedi.

Yöntemin iz bırakmadığı için ABD ve Avrupa’da çok tercih edildiğini anlatan Prof. Dr. Arıncı, “endoskopik yüz cerrahisi”nin, Türkiye’de de bu yaz oldukça rağbet gördüğünü söyledi. Arıncı, “Endoskopik yüz cerrahisiyle yaşlanmaya bağlı olarak yanaklar, alın ve çenede belirginleşen sarkmalar ve yağ doku eksikliklerini düzeltiyoruz. Yüzün değişik bölümleri arasında yağ doku transferleri yapıyoruz. Genel anesteziyle yapılan işlem 10 yaş gençleşme sağlıyor” diye konuştu.  

Evham bir hastalık mıdır

Evham bir hastalık mıdırYaygın Anksiyete Bozukluğunun (YAB), birinci derece akrabalarda görülme oranının normallere kıyasla 5 kat daha yüksek olduğu bulgusuna dayandırılarak, kalıtsal olduğu düşünülmektedir.

 

Bunun dışında ailenin çocuğa yaklaşımının da hastalığa neden olduğu iddia edilir. Bu hastalığın ortaya çıkmasında ana-babanın çocuğu aşırı derecede koruyup, kollaması şeklinde bir ortamın rolü olabildiği gibi, bunun tam tersi çocuğun bakımının ihmal edilmesi ve ilgi gösterilmemesi de etken olabilmektedir. Son olarak yapılan bir çalışmaya göre hastaların % 30’unda, hastalığın stresli bir olayla başladığı ve stresli olaylarla alevlenebileceği de hatırlanmalıdır.

Halk arasında sık sık vesveseli veya evhamlı olarak adlandırılan insanlar vardır. Bunların bir çoğu, sanılanın aksine sadece evhamlı kişiler olmayıp aynı zamanda Yaygın Anksiyete Bozukluğu(YAB) diye de bilinen bir psikolojik rahatsızlığa sahiptirler. YAB tanısı konulabilmesi için kişinin en az 6 ay süreyle, hemen her gün ortaya çıkabilen olay ya da durumlar hakkında aşırı kaygı, endişe, “evham” ya da huzursuzca bir beklenti içinde olması gerekir. Kişi gerginliğini ve endişesini kontrol etmekte zorlanır. Bu kaygı durumuna huzursuzluk, kolay yorulma, düşüncelerini yoğunlaştırmada güçlük çekme, iskelet kas sisteminde gerginlik hissi ve uyku bozukluğu belirtilerinden en az 3’ü de eşlik etmelidir ki tanı konabilsin.

Hastalıktan söz edilebilmesi için bu kaygı durumunun aşırı derecede olması, eşlik eden semptomların bulunması ve bu durumun kişinin hayatını önemli bir oranda etkilemesi gerekir. Bu hastalık, kadınlarda erkeklere oranla 2 kat fazla görülmektedir. Genellikle çocukluk ve ergenlikte başladığı bilinse de, 20 yaş sonrasında da ortaya çıkma olasılığı vardır. Stresli durumlarda alevlendiği, kronik, dalgalı bir seyir gösterdiği bilinmektedir.

YAB hastalığına sahip kişiler huzursuz, genellikle sabırsız, çabuk heyecanlanan ve ürkek kişilerdir. Pek çok kişiye önemli gelmeyen konularda bile endişelendikleri ya da bu konuların olumsuz olabilecek sonuçları hakkında düşünmeden edemedikleri görülür. Korku duyulan olayın gerçek olabilme olasılığına ya da ortaya çıkabilecek etkileriyle kıyaslandığında, kişinin hissettiği endişe ve üzüntüsünün yoğunluğu, süresi ve miktarı, bu kötü durumun yaratacağı etkiden çok daha fazladır. Herhangi bir olayda, olası en kötü olayın başına gelebileceğini düşünüp, kendilerini devamlı olarak diken üzerinde ve ağlamaya hazır hissederler. Bu yüzdendir ki bu kişiler sürekli olarak “aman sen de amma evhamlısın. Yeter artık biraz endişe etmeyi bırak, abartıyorsun” gibi tepkilerle karşılaşırlar. Her türlü tepkiye rağmen anksiyeteleri devam etmekte hatta endişe ettikleri konular zaman içinde değişebilmekte, biri bitip öbürü başlayabilmektedir.

Bu kişilerde sıklıkla görülen somatik şikayetlere örnek olarak, kas gerginliğine bağlı olarak titreme, seğirme, kendini sarsak hissetme ve kaslarda ağrı verilebilir. Ayrıca, soğuk, nemli eller, terleme, mide-bağırsak yakınmaları solunuma ait yakınmalar, idrar yolları ve cinsel sistem ile ilgili şikayetler, kardiovasküler yakınmalar, sese karşı irkilme(kolay irritabilite), bulanık görme, el ve ayakta uyuşma, kulak çınlamaları sıklıkla görülen diğer somatik yakınmalardır.

YAB tek başına bir hastalık olarak kendini gösterebilirse de, sıklıkla panik bozukluğu, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk, hipokondriazis(hastalık hastalığı), anoreksiya nervoza gibi diğer hastalıklara ek olarak bulunur. Günlük olaylar karşısında yaşanan normal anksiyeteden ayırt etmek güç olabilir.

Normal anksiyete kontrol altında tutulup, ertelenebilirken, YAB da kişi endişelerini kontrol edemediğinden yakınır ve işlevselliği bozulmuştur. Hastalık durumunda kişinin endişe duyduğu olayların ve alanların birden fazla olmasıyla da normal anksiyeteden ayrılabilir.

Bu hastalığa çekingen, bağımlı kişilik yapılı ve kendilerine güvenleri az olan kişilerin daha fazla yatkınlığı vardır. Yapılan araştırmalarda YAB tanısı konulan kişilerin büyük çoğunluğunun toplumsal ilişkilerinde arka planda durmayı yeğlediği, aşırı kırılgan, utangaç, eleştiriye çok duyarlı ve çabuk pes eden kişiler oldukları görülmüştür. Hastalığın birinci derece akrabalarda görülme oranının normallere kıyasla 5 kat daha yüksek olduğu bulgusuna dayandırılarak, kalıtsal olduğu da düşünülmektedir. Bunlar dışında bazı araştırmalarda ailenin çocuğa yaklaşımın etkili olduğu da iddia edilmektedir. Bu kaynaklara göre, ana-babanın çocuğu aşırı derecede koruyup, kollaması seklinde bir ortamın rolü olabildiği gibi, bunun tam tersi çocuğun bakımının ihmal edilmesi ve ilgi gösterilmemesi de etken olabilmektedir. Son olarak yapılan bir çalışmaya göre hastaların % 30’unda, hastalığın stresli bir olayla başladığı belirlenmiştir. Hastalığın stresli olaylarla alevlenebileceği de hatırlanmalıdır.

YAB, geçici bir evhamdan ayırt edilmeli, tanısı koyulup tedavi süreci hemen başlatılmalıdır.

Çünkü:

a) Bu hastaların intihar riski her zaman manidardır. Bu depresyon gelişimi ile ilgili olabileceği gibi, çıkabilecek ailesel sorunlar nedeniyle ve kişinin kendini güçsüz ve çaresiz hissetmesi ile ilgili olabilmektedir.
b) YAB hastaları aynı zamanda yüksek oranda alkol ve uyuşturucu madde kullanımına sahiptirler. Kişiler başlangıçta kaygılarını azaltmak için bu maddeleri kullanmakta ancak sonra bunlar hastalığın gidişini daha kötü bir şekilde etkilemektedir.
c) Bu hastalığa bağlı olarak başka stresle bağlantılı hastalıklar(gastrit, irritable kolon, gerilim tipi baş ağrıları gibi) de ortaya çıkabilir.
d) Kişinin endişeleri nedeniyle çevresindekileri kısıtlaması sonrasında da ailesel ve mesleki sorunlar yaşamaya başlaması bunun sonucunda da kişinin sosyal ortamlardan uzaklaşması, ayrılıklar, boşanmalar ve erişkin-çocuk uyuşmazlıkları oluşabilmektedir.

YAB’ın en etkili tedavisi terapötik ve farmakolojik tedavinin birlikte uygulanmasıyla gerçekleştirilebilir. En az 1 yıl süre ile ilaç tedavisi yanı sıra, kişinin beklentilerini, düşünüş biçimini değiştirme üzerinde durulduğu psikoterapi uygulanmalıdır. Psikoterapi sürecinde düşünce biçimlerini ve düşünce sistemindeki yapısal bozuklukları hastalara göstermek hedeflenir. Düşünce sistemini yeniden yapılandırma, gerçek yaşam şartlarında üzerine gitme denemeleri, derecelendirilmiş ev ödevleri yanında solunum eğitimi, kas gevşetme teknikleri de kullanılır.

Dizi izle
guzelbayan.bloggum.com'daki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır, doktor uyarısı ya da önerisi yerine geçmez.