Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme,moda,2009 moda,2009 kış modası,2009 moda trendleri

Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki| sonraki >
Ağustos 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)Ağustos 2008 tarihli diger ogeler resimler, videolar

şeker hastalığı (Tanı)

Günümüzde şeker hastalığına oldukça sık rastlıyoruz. Kaldı ki bu günlerde bir şeker hastalığı salgınından söz ediliyor.

O kadar korkmayın, bu o bildiğiniz bulaşıcı hastalık falan değil ama konunun ne boyutlara ulaştığını çok güzel vurgulayan bir yakıştırma.

Aramızdaki şeker hastası sayısı belli. Bir o kadar da teşhiş edilmemiş olanlar bulunduğunu düşünürseniz, durumun ciddiyetini görürsünüz. Her hastalıkta olduğu gibi erken teşhisin önemi burada da çok büyük. Durum böyle iken ‘Acaba ben bir şeker hastası mıyım?’ diye sormaz mı insan.

Önce bir düşünün. Şöyle eskilere bir dönün. Annenizde, babanızda, onların akrabalarında şeker hastası olan var mıydı? İleri yaşta olanlar anne ve babasının ani ölümlerinin neden olduğunu genellikle bilmiyorlar. Bazıları ise ‘Benim ailemde diabet yok’ deyip cümleyi şöyle sonlandırıyorlar: ‘Babama 75 yaşında ‘şeker hastasısın’ dendi ama diyetle düzeldi, ilaç filan kullanmadı. Onunkisi yaşlılık şekeriydi’ Bazısı da ‘Annemin gizli şekeri var dendi ama şekeri hep normaldi ve hiçbir tedavi görmedi’ diye anlatıyor.

KENDİMİZDEN NE ZAMAN ŞÜPHELENMELİYİZ?

Bütün bu örnekler, anlatan kişiler kondurmak istemese de, ailede şeker hastalığının bulunduğunun bir göstergesi. Ailenizde bu tür örnekler varsa açlık kan şekerinize baktırın.

Epeyce iştahınız var ama yine de kilo veriyorsunuz veya birkaç gündür bulanık görmeye başladınız. Açlık kan şekerinize baktırın.

Kendinizi bildiniz bileli fazla kilolarınız var. Şişmanlık, şeker hastalığı riskini artırdığına göre açlık kan şekerinize baktırın.

Yaşınız 40′ı geçmiş, yüksek tansiyonunuz var, kandaki yağlar (kolesterol, trigliserid) yüksek ve bununla birlikte kalbinizi besleyen damarlarda daralma olduğunu öğrendiğiniz. Daha ne bekliyorsunuz? ‘Acaba şeker hastalığım var mı?’ diye kendinize ve doktorunuza sorsanıza.

Tosuncuk da denen iri bir bebek dünyaya getirdiyseniz bunun nedeni belki de gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığınızdı. Gebelikte veya doğum sonrası araştırılmadıysa açlık şekerinize baktırın.

Birkaç yıldır ayaklarınızda uyuşma, karıncalanma veya yanma var. Özellikle de geceleri şiddetleniyor ve sizi uyutmuyor. Öyleyse ne bekliyorsunuz?

Çoğu insan şeker hastasının yaralarının geç iyileştiğini bilir ve kimi zaman da ‘Hayret, yaralarım da çabuk iyileşir. Bu şeker hastalığı da nereden çıktı?’ diye hayıflanır. Durum böyle durumlarda da açlık kan şekerinizi ölçürün.

Açlık kan şekerinize ( 8 - 10 saatlik bir açlık dönemi sonrası kahvaltı öncesi kan şekeri düzeyi) baktırdınız ve 110 mg / dl’nin üstünde bulduysanız doktorunuzla görüşün.

kalp çarpıntısına dikkat

Çarpıntı bazen masum bazen tehlikeli bir belirtidir. İşte dikkat ettmeniz gereken hususlar..

Kalbinizin kıpır kıpır olması, birini görünce ya da düşününce “küt küt” diye atması iyi bir şeydir ama iş tekrarlayan çarpıntılara gelince değişir.

Sık tekrarlayan çarpıntılar can sıkıcı ve korkutucu olabilir. Çarpıntılarınızın sebebi zamansız ve yersiz kalp atışları veya kalbinizin gereğinden hızlı çalışması olabilir. Eğer çarpıntınız çok sık tekrarlıyorsa, beraberinde baş dönmesi, baygınlık hissi, yorgunluk, göğüs ağrısı de yaşıyorsanız kaynağının kalbinizdeki bir sorun olması ihtimali fazladır. Böyle bir durumda doktorunuzu aramakta geç kalmayın.

KALBİNİZİ NELER HEYECANLANDIRIYOR

Çarpıntı korkutucu bir sorundur ama her zaman ciddi bir kalp hastalığına işaret etmez. Bir stres reaksiyonu, korku ve endişe nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bazı insanlarda nikotin duyarlılığı sigara içer içmez ortaya çıkan çarpıntılara yol açar. Kahve ve çayda bulunan kafein de önemli bir çarpıntı nedenidir.

Ayrıca aşırı çalışma ve yorgunluk nedeniyle oluşan çarpıntı da vardır. Aceleci insanlarda eviyle, işiyle ciddi sorunlar yaşayanlarda ya da farkına varmadığı bir sorun nedeniyle bunalıp sıkılanlarda da çarpıntı ortaya çıkabilir. Eğer sizi rahatsız edecek bir çarpıntı ile karşı karşıyaysanız, ilk önce fazla miktarda kahve, çay, alkol tüketimi ya da ruhsal bir problemden mi kaynaklandığını araştırın. Paniğe kapılmayın. Kilo fazlalığı sorununuz varsa zayıflayın. Eğer nöbetler halinde gelen çarpıntılardan yakınıyorsanız nöbet anında aşağıdaki manevralardan yararlanmaya çalışın. Daha sonrası için doktorunuzdan bir randevu almayı da unutmayın. İşte çarpıntı atağını savuşturmada kullanılabilecek başlıca yöntemler:

- Derin ve güçlü bir şekilde öksürün.

- Ikınma manevrası yapın.

- 20-30 saniye kulağınızı ve burnunuzu kapatarak üflemeye çalışın.

- Soğuk ve buzlu bir içecek için veya ellerinizi çok soğuk suyu ile doldurulmuş bir kaba daldırın.

ALTTA YATAN SORUNLARA DİKKAT

Kalp çarpıntıları sık tekrarlıyorsa bir tıbbı yardım gerekiyor demektir. Çünkü özellikle yaşlı insanlarda çarpıntılar “atriyal fibrilasyon” gibi ciddi bir sağlık sorunundan kaynaklanabilir, bir ilaç yan etkisi olarak ortaya çıkabilir, “kan basıncında yükselmeye işaret edebilir”, “gizli kalmış bir kalp hastalığının” belirtisi de olabilir. Uzun süren kalp çarpıntılarının, “tiroit bezinin aşırı çalışmasından” da kaynaklanabileceği biliniyor.

“Şeker hastalarında” da çarpıntı sık görülüyor. “İdrar söktürücü ilaçlar” gibi bazı ilaçlar da çarpıntıya yol açabiliyor. Çarpıntı problemi çoğu kez önemli bir sağlık sorununa işaret etmez ama tekrarlayan, sıklaşan ve yoğunlaşan bir şikáyet altına geldiğinde dikkat etmekte fayda var.

yetişkinlerde tansiyon hastalığı

ABD’de yapılan bir araştırmanın sonucuna göre, 2025′te dünyadaki yetişkin nüfusun üçte ikisi yüksek tansiyon hastası olacak.

Tıp dergisi Lancet’te yayımlanan araştırmaya göre, 2025′te yüksek tansiyon hastalarının sayısı bugünkünden yüzde 60 fazla olacak.

Yüksek tansiyon hastalarının sayısının gelişmiş ülkelerde yüzde 24, üçüncü dünya ülkelerinde yüzde 80 artacağı belirtildi.

2025′te yüksek tansiyon hastalarının dörtte üçünü gelişmekte olan ülkelerin vatandaşlarının oluşturacağı kaydedildi.

Yüksek tansiyon ve buna bağlı hastalıklar büyük ölçüde batı tarzı yaşam biçimine bağlanıyor.

astım

Constriction , Inflammation

Çok uzun süredir astımla yaşıyor olsanız bile, astımın tam olarak ne olduğunu, vücudunuz üzerindeki etkilerini ve bu sağlık durumunu nasıl kontrol altına alabileceğiniz konusunda yardıma ihtiyaç duyabilirsiniz. Kendinizi daha iyi hissetmeye astım hakkındaki tüm gerçekleri öğrenerek başlayın.

Astım akciğerlerinizde meydana gelen kronik bir rahatsızlık olup, iki farklı boyutu vardır:
Daralma (Constriction) :Akciğerlerinizdeki hava yollarının etrafındaki kaslar beraberce kasılır veya daralır. Bu daralmaya genel olarak “bronkokonstriksiyon” denir, ve akciğerlerinizin nefes alıp vermesini zorlaştırabilir.

 İltihaplanma (Inflammation)Astım hastasıysanız, akciğerlerinizde bulunan hava yollarınız genelde şişik ve rahatsızdır. Nöbet başladığı zaman daha da şişer ve rahatsızlanır. Doktorunuz bu şişme ve rahatsızlıktan “iltihaplanma” olarak bahsedebilir. İltihaplanma, ciğerlerinizden alıp verebildiğiniz hava miktarında azalmaya sebep olabilir.

Daralma ve iltihaplanma; hırıltılı solunum, öksürük, göğüs darlığı ve nefes darlığı gibi semptomlara yol açabilir. Ayrıca, tedavi edilmediği takdirde, astım uzun vadede akciğer işlevlerinin kaybına da sebep olabilmektedir.

Astımınız varsa ve herhangi bir tetikleyiciye maruz kalırsanız, akciğerlerinize giden hava yolları her zamankinden daha çok şişerek iltihaplanır ve nefes almanız zorlaşır. Hava yollarını çevreleyen kasların daralması sonucu hava yolları da kasılır ve mukoza oluşması nedeniyle “tıkanırlar”.

Astım semptomlarınızın alevlenmesine yol açan birtakım tetikleyiciler vardır. Bunların arasında alerjiler, enfeksiyonlar ve eviniz veya ofisinizde maruz kalabileceğiniz kuvvetli koku veya buharlar olabilir. Herhangi bir tetikleyiciye maruz kalıp tepki verdiğiniz zaman, hava yollarınız diğer tetikleyicilere karşı daha da hassaslaşır. Bundan dolayı, astımınızı sürekli olarak kontrol altında tutmanız önemlidir. Semptomlarınızın kuvvetli olmadığı zamanlarda bile hava yollarınız iltihaplı kalabilir.

pankreas kisitleri

Pankreas kanallarının bir tanesinin tıkanmasıyle kistlerin gelişme nedeni olabileceği sanılmaktadır. Veya pankreatit hastalığı sonu­cunda da gelişebilecekleri tahmin edilmektedir. Bu kistler geliştiği zaman (fazla rastlanan anormal cisimler değildir) bunların büyük­lüğü bir üzüm tanesi ile bir karpuz arasında değişik olabilecektir

idrar kaçırmaya karşı egzersizler

Bilgi

Bazen istemeden idrar kaçırıyorsanız alt karın duvarınızdaki kaslar, yaşlandıkça gevşemiş demektir. Her yerde yapabileceğiniz egzersizler için günde 20 dakika ayırabilirseniz, mesanenizin kontrolünü yeniden kazanabilirsiniz. Mesaneyi kontrol eden kaslar anüs ve vajinayı çevreleyen kaslardır ve pubokoksigeal kasları adını alırlar. 1950 lerde Dr. A.M. Kegel bu kasları geliştirmek için bir sistemi geliştirdi. Anüs çevresindeki büzgen kasları dışarı çıkmanızı engelleyecekmiş gibi kasarak başlayın. Gevşeyin ve tekrar kasın. Bunu 20-30 defa yapın. Bu hareketleri gün boyu birçok defa tekrarlayın. Pubokokigeal kaslarınızın gücü arttıkça mesanenizi daha iyi kontrol edebilirsiniz. Bunu yapan kadınların çoğu fazladan, cinsel olarak daha hevesli bir hale geldiklerini farkettiler.

KOAH

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), amfizem ve kronik bronşiti kapsayan bir hastalık grubudur. KOAH’ın en sık görülen özelliği, akciğerlerinize giren ve akciğerlerinizden çıkan havayı nefes darlığına neden olacak derecede kısıtlayabilmesidir.

Amfizem

Amfizem, alveollerdeki hava boşluklarında, alveol duvarlarının yıkımıyla oluşan anormal ve kalıcı genişlemedir (açık bir nedbeleşme yoktur). Klasik semptomu nefes darlığıdır.

Kronik Bronşit

Kronik bronşit, fazla miktarda mukusun oluştuğu sürekli öksürük durumudur. Kronik öksürük art arda iki yıl içinde, yılda en az 3 ay görülür.

KOAH’ın neden olduğu akciğer tahribatını hiçbir şey geri döndüremez. KOAH’ın ilk evrelerinde, sadece hafif bir nefes darlığı ve arasıra öksürük krizleri görülebilir. İlk başlarda, çoğu kişi KOAH hastalığına yakalandığının farkında olmaz. İlk semptomlar genel bir hastalık hissi, artan sıklıkta nefes darlığı, öksürük ve ötmedir. Ancak, hastalık ilerledikçe semptomlar ağırlaşır.

Sigara, KOAH’ın en önde gelen nedenidir ve bildirilen tüm vakaların %90′ından sorumludur. Sigara içen her 5 kişiden biri, yaşamı esnasında KOAH geliştirme riskiyle karşı karşıyadır. Ancak, KOAH riski taşıyanlar yalnızca sigara içenler değildir. Daha önce sigara içmiş olanlar ve sürekli sigara dumanına maruz kalanlar (pasif içiciler) da KOAH için potansiyel adaylardır. Sigarayı bırakmak, akciğer fonksiyonlarının KOAH’a bağlı olarak gerilemesini yavaşlatabilir.

KOAH Gerçekleri

KOAH çoğunlukla iki farklı hastalıktan oluşan karmaşık bir sağlık durumudur. Bu iki hastalık hava yollarının engellenmesi ile ilgili kronik bronşit ve amfizemdir. Aşağıda bu hastalık ve tedavisi hakkında bazı bilgiler bulacaksınız:

  • Akciğerleriniz çok uzun süre rahatsız veya iltihaplı kaldığında kronik bronşit oluşur. Rahatsız olan akciğerleriniz yüzünden öksürük yakanızı bırakmaz. Bronşit çok uzarsa, akciğerlerinizde hasar ve berelenmeye yol açar. Mukoza ve berelenmiş doku, akciğerlerinizin hava alıp verme fonksiyonunu sekteye uğratır ve nefes darlığına neden olur.
  • Amfizem akciğerlerinizde dönüşü olmayan bir hasara yol açar. Amfizem, akciğerlerinizde alveoli adı verilen küçük hava keseciklerini etkiler. Bu kesecikler, havadan kana oksijen geçmesini ve karbondioksidin vücuttan atılmasını sağlar. Hava girip çıktıkça, alveoli genişler ve daralır. Amfizemde ise, aynı eski bir lastik bantta olduğu gibi, akciğerler esnekliğini kaybeder. Böylece, alveoli genişler ve nefes almayı zorlaştırır. İleri düzey amfizemde, akciğerlerde geniş boşluklar meydana gelir. Alveoli kana oksijen transfer edebilse de, boşluklar aynı işi yapamaz - amfizem hastaları bundan dolayı nefes darlığı çeker.
  • Nefes darlığı, kronik öksürük ve yoğun balgam en sık görülen KOAH semptomlarıdır.
  • Gerek bronşit, gerekse amfizemin sigarayla yoğun ilişkisi vardır. Sigara içen KOAH hastaları, akciğerlerini daha fazla hasara uğratırlar; sonuç olarak, oksijen almakta daha çok zorlanırlar.
  • KOAH tedavisinin iki ana hedefi vardır. Birincisi semptomları azaltmak, ikincisi de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak. Şu an için KOAH’ı ortadan kaldıran bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak, sigaradan uzak durarak bu hastalık çok büyük ölçüde önlenebilir.
  • Sigarayı bırakmak KOAH semptomlarını azaltır ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatır.
  • Hastalığı ilerledikçe kişinin hayat kalitesi de düşer. Hastalığın ilk evrelerinde az miktarda nefes darlığı görünür. İleri evrelere erişmiş KOAH vakalarında ise hastalar harici oksijene ve mekanik nefes alma cihazlarına ihtiyaç duyabilir.
  • Hastalığın derecesine göre, tedavi ciğerlere giden hava miktarını arttırmayı sağlayan bronkodilatörleri gerektirebilir. Bunlar düzenli olarak alınması gereken “bakım ilaçları” ve salbutamol, terbutalin vb. gibi kuvvetli semptomların ve krizlerin üstesinden gelmek için alınan “rahatlatıcı ilaçlar” olmak üzere ikiye ayrılırlar.
  • KOAH’ı kontrol altına almak ve daha sağlıklı bir yaşam için anahtarlar doğru beslenme, doktor konrolünde yapılacak düzenli bir egzersiz programı, düzenli uyku ve sigaradan uzak ortamlardır.

kısırlık

Kısırlık


Bilgi

Bazen problem bir inferlilite olmayıp, daha genel bır cinsel problemdir. örneğın ıktidarsız bir adam, eğer ilişkıde bulunacak ereksıyonu sağlayabilirse, döllenme yapabilir. Bunun gıbi, penis vajina içinde fazla ilerlemeden önce meydana gelen erken boşalma (premauıre ejakülasyon) bir spermin yumunta ile karşılaşması ihtinalini azaltır. Bu temel mekanik problemlerden başka, bir erkekte infertilitenin en önemli nedeninin spermlerle ilgili olma ihtimali büyüktür. Azospermi, semende hiç sperm bulunmaması durumudur veya testislerden çıkan pasajda bir tıkanıklık nedeniyle meydana gelir. Oligospermide semende spermler vardır, fakat bir yumurtayı hemen dölleyebilmeye yetecek miktarda değildir. Bunların ve diğer sperm bozukluklarının nedenleri arasında testislerdeki rahatsızlıklar, hormon bozuklukları ve enfeksiyonlar sayılabilir. Erkekteki infertilitenin önemli bir nedeni varikoseldir. Bu, testisi çevreleyen damarların varisleşmesi problemi olup, bazen cerrahi olarak düzeitilebilir. Varisleşmeler testislere ulaşan kanın normal soğumasını önler ve dolayısıyla testisin sıcaklık derecesini artırır. Bu durum, sperm üretimini bozan bir faktördür. Testislerin birçok başka arızası da infertiliteden sorumlu olabiiir. Hormon bozuklukları sıklıkla kan testi yoluyla belirlenebilir ve bunlar bazen tedavi edilebilir. Cinsel yoldan bulaşan hastahklarla diğer enfeksiyonlar spermlerin içinde yol aldığı geçitleri tıkayabilir veya yumurtaya ulaşma yeteneğini bozarak spermleri zedeleyebilir veya spermler öldürebilir. Yaralanmalar da sperm üretimini etkileyebilir. Kabakulak (ve diğer enfeksiyonlar) bazen bir veya her iki testisin ihtilaplanmasına sebep olabilir (orşit). Bu da etkilenen testiste sperm üretimini daimi olarak bozabilir veya önleyebilir. Bazı erkeklerde sperm üretimi tamamen normaldir, fakat spermler penisten çıkmak yerine mesaneye boşalır. Kadınlarda vakaların yüzde 15 kadarında anovulasyo denen, her bir aylık dönemde bir yumurta çıkartma işlemini yapmamak kısırlık nedenidir. Buna çeşitli faktörler neden olabilir. Eğer adet kanaması meydana gelmez veya sadece arasıra olursa, rahmin veya yumurtalanın gelişmesinde bir bozukluk olabilir. Fakat bir kadın normal olarak adet görse bile, yumurtalama sisteminde bozukluk olabilir. Hiperprolaktiremi denen, kanda prolaktin hormonundan aşırı miktarda bulunması anovülasyona yol açabilir. Beynin bir bölümü olan hipotalamus normal olarak bir kadının hipofiz bezini uyaran hormonlar üretir. Bu da yumurtanın bırakılma işlemini harekete geçirir. Eğer hipotalamus hormonları salgılamazsa, yumurta bırakılmaz. Yumurta bırakmamanın diğer nedenleri arasında kontrol altına alınmamış şeker hastalığı veya tiroid hastalığı bulunur. Yumurtlamanın normal olduğu durumlarda, problemi başka yerde aramak gerekir. Vakaların üçte birinde probıemin fallop tüpü anormallikleri olduğu görülür. Fallop tüplerindeki tümörler veya bu tüplerin oluşumundaki anormallikler yumurtanın geçip yolunu tıkayabilir. Endometriosis denen durumda, rahmi kaplayan ve her ay, adet döneminde dışan atılan dokunun bir kısmı rahmin dışında, bir yerde kalır. Bir doku bırakılan yumurtaların fallop tüplerine gidişini veya bu tüplerden geçişini engelleyebilir ve böylece kısırlığa yol açar. Bazen ovülasyon normal şekilde meydana gelir ve yumurta fallop tüplerinden başarıyla geçer. Geçer geçmez de başka problemlerle karşılaşır. Bu problemler arasında luteal safha kusurları vardır. Burada, yumurta bırakıldıktan sonra, bir engel (çoğunlukla bir hormon) yumurtanın daha fazla gelişmesini önler. Bazen rahimle ilgili faktörler kısırlık nedenidir. Bunlar, rahmin biçimsiz olması, kanın içinde normalin dışında bir pozisyonda bulunnması veya rahim tümörleri ile ilgilidir. Bunların cerrahi olarak düzeltilmesi üreme yeteneğini bazen geri getirebilir bazen de getirmeyebilir. Kısırlıktan serviksle ilgili (rahim boynu) ilgili faktörler de sorumlu olabilir: Bunlar arasında serviks düzensizlikleri (bozukluklari), spermi engelleyen büyümeler (tümörler), veya serviks mukozasındaki spermi tahrip eden veya geçişini engelleyen özellikler bulunabilir. Az da olsa, bazı kadınlar sperme alerjiktir ve bunların vücutları, spermin yumurtaya ulaşma fırsatı olmadan onu öldürmek için antikorlar çıkarır. Doktor, bu problemden kurtulmanın çeşitli yollarını önerebilir. Bunun gibi, bazı erkekler enfeksiyonla mücadele için amaçlanmış bulunan, fakat bunun yerine istemeyerek sperme saldıran antikorlar üretebilir. Enfeksiyonun tedavi edilmesi bu problemi ortadan kaldıracaktır. Kadınlarda olduğu gibi, erkeklerde de genitoüriner (üreme ve idrar) yolları etkileyen birçok hastalık kısırlığa yol açabilir. Bunların arasında cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklar da vardır. Tedavi gerektiren iltihaplar, gonore (bel soğukluğu)- chlamidial enfeksiyon, vajinit gibi cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklarla daha seyrek olarak, tüberküloz ve anaerobik streptokok enfeksiyonu sonucu meydana gelir. Bu hastalıklar fallop tüpünün iltihaplanma derecesine, tüpün ucunda ve yumurtalık çevresindeki tahrişe bağlı olarak sorun yaratabilir. Tüplerin ve overlerin (yumurtalık) tutulduğu bilinen ağır pelvis iltihabı hastalığında bile, yoğun bir antibiyotik tedavisi ve konservatif ameliyat, vakaların yüzde 25 ile 30unda doğurganlıkla sonuçlanabilir.

Belirtileri

Kısırlık, çiftlerde çok görülen bir problemdir. Ne mutlu ki, son 20-30 yılda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir ve birçok vakada kısırlık problemleri çözülebilmektedir. Bu bölüm kısırlığın değerlendirilmesinde kullanılan yöntemleri, belli başlı sebeplerini ve tedavisi için çeşitli seçenekleri ana hatlarıyla belirtmektedir. Bu bölümün sonunda kısırlık tedavisinin ahlaki yönleri belirtilmektedir. Kısırlık sorunları arasında sperm problemleri, yumurta problemleri veya bunların birleşmesinde karılaşılan zorluklar sayılabilir. Kısırlık sorunları aynı zamanda cinsel fonksiyon bozukluğundan da doğabilir. Bu durum, daha ileride anlatılacaktır. Doktorlar için kısırlık genellikle yaklaşık olarak 1 yıl süreyle sık sık ve hiçbir korunma yöntemi kullanılmaksızın ilişkide bulunulduğu halde hamile kalamamak anlamına gelir. Kısır olmayan çiftlerin dörtte üçünde bu süre zarfında hamilelik meydana gelecektir. Birçok çift için döllenme yeteneğinin azlığı sıklıkla, daha iyi bir terimdir yani, hamilelik olmamasına rağmen döllenme hala mümkündür, fakat ihtimal o kadar kuvvetli değildir (örneğin, hamileliğin meydana gelmesi için biryıldan fazla bir süre gerekebilir.) Doğurgan olmamanın (infertilite), tam kısırlıkla (sterilite) aynı şey olmadığına dikkat etmek gerekir. Tam kısırlık hiçbir şart altında çocuk sahibi olamamak demektir. Infertilitede çocuk sahibi olma ihtimali yok değildir. Bir çok kimse ve ilgili doktorlar için infertilite, problemine erkeğin katkısı vardır. Vakaların yüzde 50 ila 70inde ipfertilite kadındadır. Hem kadında hem de erkekte infertiliteye birçok faktör neden olabilir.

Tedavi

Kısırlık için yapılan çok sayıda tedaviden hangisinin seçileceği, durumun nedenlerine bağlıdır. Tedavideki son gelişmeler, eskiden kısır olup da şimdi evlat sahibi olabilen çiftlerin sayısını arttırmıştır. Bazı kısırlık nedenlerı tedavi edilemez. Fakat, o durumda bile, kadının buna rağmen hamile kalabileceği çeşitli tohumlama yöntemlerine başvurulabilinir. Bu bölümde kısırlık tedavisi ikiye ayrılmaktadır. 1. Döllenme yeteneğini sağlamak veya eskiden mevcut olan yeteneği geri getirmek 2. Suni tohumlama. Döllenmeyi Sağlama Amacıyla Tedavi Birçok çift için kısırlık tedavisinin en kolay yollarından biri, döllenmeyi sağlamak amacıyla, ne zaman ve ne kadar sıklıkla ilişkide bulunulması gerektiği konusunda öneriler, ile ilgilidir. Bu yol, tam kısır olmayıp da çocuk yapma yetenekleri bozuk veya eksik olan çiftler için özellikle etkilidir: Örneğin, erkekte pligospermi olduğu zaman, cinsel ilişkinin sıklığı hakkında önerileröe bulunmaya ve bunu yumurtlama devresine en iyi uyum sağlamak için nasıl zamanlamak gerektiğine ek olarak, doktorunuz başka öğüder de verebilir. Örneğin ilişkiden sonra kadının, organlarını spermin yumurtaya doğru daha fazla ilerlemesi için en uygun pozisyonda tutmak amacıyla, birkaç dakika sırt üstü, dizlerini bükerek yatması gibi. Iktidarsızlık veya erken boşalma gibi genel cinsel sorunlarda, döllenmeyi geliştirmek üzere tedavi edilebilir. Kısırlık, spermden (veya spermin yokluğundan) kaynaklandığı zaman döllenmeyi başlatmak veya eskiden bulunduğu iyi duruma döndürmek bazen mümkün olabilir. Örneğin sperm problemlerinin çok görülen bir kaynağı olan varikosel, ameliyat yoluyla düzeltilebilir ve bazı durumlarda bu da döllenme yeteneğini geri getirebilir. Testislerde, prostat guddesinde, meni torbacılarında, idrar yollarında olan sorunlar da tedavi edilebilir. Testisin sperm üreten alanları hasara uğradığı için, sperm üretimi bozulduğu zaman ilaç tedavisi pek işe yaramamıştır. sperm üretiminin hipofiz bezi sorunundan kaynaklandığı, son derece nadir vakalarda, insan koryonik gona dotropin veya insan hipofiz gonadotropini kullanımı faydalı olmuştur. Enfeksiyonlar sperm üretimini engellediği, ulaşım sistemini tıkadığı, spermi hasara uğrattığı veya öldürdüğü zaman, enfeksiyonun tedavisi sıklıkla döllenme yeteneğini geri getirir. Bu, özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar için doğrudur ve eşlerin her ikisi de tedavi edilmelidir. Kadında, tedavi muayene ve tahlillerinin sonuçlarına da bağlıdır. Her zaman olduğu gibi, mevcut herhangi bir enfeksiyona veya duruma neden olan diğer bir hastalığı tedavi etmek, ilk yapılacak olan diğer bir hastalığı tedavi etmek, ilk yapılacak iştir. Eğer döllenme problemi yumurta bırakmama nedeniyle oluyorsa (anovulasyon) doktorunuz ovülasyonu gerçekleştirmeye çalışabilir. Genellikle clomiphene citrate, insan menopoz gonadotropinleri veya insan koryon gonadotfopinleri veya insan koryonik gonadotropinleri olan veya olmayan gönadokropin salgılatan hormonlar verilir. Bazen ovulasyonu sağlamak için bir yumurtalık ameliyatı gereklidir. Fallop tüplerindeki tıkanmalar, tümörler veya diğer problemler genellikle ameliyatla tedavi edilir. Mikroşirürji teknikleri fallop tüpleri üzerinde hassas ameliyatlar yapılmasına imkan verir. Fakat bütün fallop tüpü hasarları cerrahi olarak tedavi edilemez. Endometriosis, düşük dozlarda ağızdan alınan doğum kontrol ilaçları da dahil olmak üzere, ilaçla tedavi edilebilir. Bazen endometriyum dokusunun ameliyatla çıkartılması gereklidir Endometriosisin düzeltilmesi döllenme yeteneğini artırabilir. Suni Tohumlara Bir çiftin rahatsızlık nedeninin tedavi edilmesine rağmen kısırlık devam ediyorsa, veya neden beiirlendiği halde tedavi olanaksızsa, hamilelik yine de mümkün olabilir. Kullanılan teknikler arasında, kadından alınan yumurtanın eşinin veya başka bir erkeğin spermiyle suni olarak döllenmesi de vardır. Döllenme işlemi kadının vücudunda veya dışarıda gerçekleşebilir. Dışarıda olması durumunda döllenmiş olan yumurta bir işlemden sonra vücudun içine aktarılır (embriyo trarrsferleri). Test tüpü bebekleri (tüp bebekler), terimi gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü bebek annenin vücudunda gelişir, yalnızca döllenme ve gelişmenin başlangıç safhası (embriyonun gelişmesi) test tüpünde gerçekleşir. Doğru terim invitro döllenmedir. Bir zamanlar gazetelere başlık olan bu konu şimdi uzmanlaşmış kliniklerde rutin hale gelmiştir. Fakat cerrahi bir işlem gereklidir ve bu işlem hem masraflı, hem de zordur. Invitro döllenmede;yumurtalar kadının, yumurtalığından çıkaıttlır. Yumurtaların çekilebilmesi için, oradaki folikülün yerini belirlemek amacıyla laparoskopi veya ultrasonografı yapıIır. Erkek eşten veya bir vericiden semen alınır. Ondan sonra, yumurtayı bir spermle döllenmek için laboratuvarda optimal şartlar altında denemeler yapılır. Eğer döllenme meydana gelirse, embriyo kadının rahmine aktarılır. Bu teknik, beş veya altı vakanın birinde hamileliği sağlar. Eşin semeni eğer sağlıklı spermler içeriyorsa, suni tohumlama için kullanılabilir. Semen alınır ve doktor bunu, ovülasyon zamanında doğrudan doğruya kadının rahminin içine yerleştirir. Bir başka deyişle, semenin cinsel ilişkiden sonraki, daha değişken olan geçişine güvenilmeyip, bunun yerine, olayı tesadüfe gerçekleşme ihtimali en fazla olan yere yerleştirilir. Suni tohumlama, bir vericiden alınan semenle de yapılabilir. Kısırlık tedavisi klinikleriyle bu konuda uzmanlaşmış doktorların, sperm bankalarına ve diğer sağlıklı sperm kaynaklarına erişme olartakları vardır. Eğer erkek eş sperm üretmiyorsa veya başarılı döllenmeye yetecek kadar spermi yoksa, bir vericinin spermleri kullanılabilir. Bazen hem erkek eşin hem de vericinin spermi, kadına aktarılmadan önce karıştırılır. Suni tohumlama vericinin spermiyle, eşin sperminde olduğundan daha başarılı olur. Fakat, bir başkasının spermini kullanmak, bazı çiftlerin zihinlerinde sorunlara yol açmaktadır. Gamete intrafallopian transfer denen biraz farklı bir teknikle, erkek eşten veya vericiden alınan spermlerle kadından alınan yumurta karışımı doğrudan doğruya fallop borusunun içine yerleştirilir. Bu işlem de laparoskopiyle yapılır. Bunun amacı döllenmenin kadının vücudu içinde doğal olarak meydana gelmesini sağlamaktır. Invitro döllenmede olduğu gibi, Bu yöntemin başarısının da hiçbir garantisi yoktur.

sıtma hastalığı

Hızla yayılan hastalık, bugüne kadar görülmemiş sayıda insanı etkiliyor. Ve onlarca yıldır sıtmayı görmezden gelen dünya yeniden silahlarını kuşanıyor.

Bu sivrisineğin uzun, iplik gibi ince bacakları ve benekli kanatları var; insan sıtma parazitini taşıyabilen tek böcek olan Anopheles cinsinden. Ayrıca dişi olduğu kesin. Çünkü, yumurtalarını protein açısından zengin hemoglobinle besleyen dişiler kana bağımlıyken, erkek sivrisinekler kana ilgi göstermiyor.Dişinin sokucu-emici ağzı iğne gibi sert görünse de aslında iki küçük pompayla takviye edilen kesiciler ve beslenme tüpü gibi farklı aletleri saran bir kılıftan ibaret. Sivrisinek önce epidermis tabakasını, sonra onun altındaki ince yağ tabakasını ve sonunda kılcal damar ağını deliyor. Ve emmeye başlıyor.

Kanın pıhtılaşmasını önlemek için ısırdığı bölgeyi tükürüğüyle kayganlaştırıyor. Ne oluyorsa tam bu sırada oluyor. Sivrisineğin tükürük bezleri tarafından taşınan küçücük, kurt benzeri yaratıklar işte bu salgıyla insan vücuduna giriyor.

NOKTA BÜYÜKLÜĞÜNDE HAVUZDA 50 BİN PARAZİT
Bu yaratıklar, plasmodium adı verilen tek hücreli sıtma parazitleri. O kadar küçükler ki, bu cümlenin sonundaki nokta büyüklüğünde bir havuzda bu yaratıkların 50.000 tanesi bir arada yüzebilir. Genelde birkaç düzine kadarı kan dolaşımına sızıyor. Ama hastalığın gelişmesi için sadece biri yeterli. Tek bir plasmodium bir insanı öldürmeye yetiyor.

Parazitler kan dolaşımında sadece birkaç dakika kalıyor. Dolaşım sistemiyle karaciğere ulaşıyor ve burada duruyorlar. Her plasmodium farklı bir karaciğer hücresine giriyor. Sivrisineğin ısırdığı kişi neredeyse kesinlikle uykusundan uyanmıyor. İzleyen bir ya da iki hafta boyunca da, vücutta bir şeylerin feci şekilde kötü gittiğine dair görünür hiçbir belirti gözlemlenmiyor.

106 ÜLKEDE ENDEMİK
Sıtmalı bir gezegende yaşıyoruz. Sıtmanın çoğu kez çiçek ya da çocuk felci gibi büyük oranda ortadan kaldırılan bir hastalık olarak değerlendirildiği -o da eğer akla gelirse- ve bir tehdit olarak algılanmadığı gelişmiş bir ülkede böyle düşünülmeyebilir.

Oysa ki sıtma günümüzde her zamankinden çok daha fazla insanı etkiliyor. 106 ülkede endemik olan sıtma, dünya nüfusunun yarısını tehdit ediyor. Son yıllarda parazit o kadar güçlendi ve birçok ilaca karşı öylesine direnç geliştirdi ki en güçlü soylar ender olarak kontrol altına alınabiliyor.

Bu yıl sıtmanın bulaşacağı kişi sayısı beş yüz milyon kadar olacak. Çoğunluğu beş yaşın altında olan ve büyük bölümü Afrika’da yaşayan en az bir milyon kişi yaşamını yitirecek. Ve bu sayı, 25 yıl öncesinde bir yılda yaşamını yitirenlerin sayısının iki katından daha fazla.

kemik erimesi riski

Zayıf kadınlarda, osteoporoz görülme riski şişman kadınlara oranla daha fazla.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Oral, ”Şişman kadınlara, göre, zayıf ve uzun boylu kadınlarda osteoporoz görülme riski daha fazla” dedi.Yaşlanan nüfusla birlikte osteoporozun büyük bir sorun haline geldiğini, hastalığın kemiklerin kırılganlığını arttığını belirten Prof. Dr. Oral, ”Bizi en çok korkutan kalça kırıkları. Kalça kırığı yüzde 25 ölümle sonuçlanabiliyor” diye konuştu.

Engin Oral, vücutta östrojenin bulunmadığı menopoz döneminin osteoporoz için zemin oluşturduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

”Kemik döngüsü 35 yaş civarında tamamlanıyor. 35′e kadar ne aldıysa onunla kalıyor ve bu yaştan sonra vücuttan yemeye başlıyor. Menopozdan sonra bu yeme daha da artıyor. Özellikle ailede osteoporoz bulunan, sigara içen, zayıf ve uzun boylu kişilerde osteoporoza daha sık rastlanıyor.

Zayıflık her şeyde avantaj olduğu halde, osteoporoz konusunda dezavantaj. Şişman kadınlara göre, zayıf ve uzun boylu kadınlarda osteoporoz görülme riski daha fazla. Zayıf kadında yağ dokusu daha az. Menopozal dönemde yağ dokusunun östrojen üretme yeteneği var. Şişman kadında bu şans var, ama zayıf kadında bu etki yok.”

Ev kadınında osteoporoz riski

Egzersizin osteoporozun etkilerini yavaşlatma bakımından önemli etkisi bulunduğuna dikkati çeken Oral, kalsiyum ve süt ürünlerinin de osteoporozun etkilerini yavaşlattığına değindi. Prof. Dr. Oral, şunları kaydetti:

”Türk insanı süt ve süt ürünlerini yeteri kadar alıyor. Ancak D vitamini de önemli. Türkiye güneşli bir ülke olduğu halde osteoporoza olması gerekenden daha fazla rastlanıyor. Güneşten gerektiği gibi yararlanamıyoruz. Türk kadını güneşi pek görmüyor. Bunda toplumsal yapı da etkili. Evinden dışarı çıkamayan ve bu yüzden yeteri kadar güneş göremeyen kadınlar süt ve süt ürünlerini çok alarak, evlerinde bulunacak bir koşu bandında yürüyerek ve sigara içmeyerek osteoporozun etkilerini azaltabilirler.”

guzelbayan.bloggum.com'daki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır, doktor uyarısı ya da önerisi yerine geçmez.