Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

guzellik,cilt bakımı,diyet,zayıflama,kilo verme

Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki| sonraki >

kızlık zarı diktirme kızlık zarı

Diyarbakır’da on yıldır görev yapan ve Dicle Üniversitesi Plastik Cerrahi Bölümü’nü kuran Doç. Dr. İbrahim Aşkar, kızlık zarı diktirmeyle ilgili olarak yaşadıklarını anlattı:

CETAD’ın yaptığı araştırma; Türkiye’de her on kişiden birinin kızlık zarının dikilmesini önerdiğini gösteriyor. Doğu’da kızlık zarı dikilmesi yaygın mı?
Evet, Doğu’da yaygın. Biz de dikiyoruz, kadın doğum uzmanları da dikiyor. İstatistiksel olarak değerlendirmek gerekiyor ama elimizde kesin rakamlar yok. Batı’da da, Doğu’da da bu konuda rakamsal düzeyde konuşmak çok zor. Çünkü tabu olduğu için bu operasyonlar çoğu zaman küçük operasyon kaydıyla kayıtlara yazılıyor, detayına girilmiyor. Bekaret; Doğu toplumunda çok çok önemli ama eskiye göre burada da bir hayli rahatlama var. Bazen gençler evlenmeden cinsellik yaşıyor ama bunu tabu olarak gördüklerinden ilişkilerini korumak adına birlikte gelip kızlık zarının dikilmesini istiyorlar. Küçük değişimlere rağmen bekaret tabusu özellikle Doğu toplumunda mutlaka koruması gereken bir adet.

18 YAŞ ALTI YASAK

Genç kızlar gelip gizli gizli kızlık zarlarını diktirmek istediklerinde bu uygulamayı yapıyor musunuz?
18 yaşın altında böyle bir şey kanunen mümkün değil. Gelenlere, 18 yaşın üzerinde olmaları gerektiğini ve en azından bir aile büyüğünün bilgisi olması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü kimseye haber vermeden gelen birine müdahale yapmak sağlıklı ve doğru değil. O yüzden en azından yanında biri mutlaka oluyor. Ayrıca işin tıbbi yönü de var; basit operasyon sayılıyor ama yine de riski vardır. Bu yüzden hastanın mutlaka müdahaleyi birine haber vermesini istiyorum. Bazen annesiyle gelenler bile oluyor.

Sizce hekim olarak bunu yapmak doğru mu? Bir hekimin ‘ben kızlık zarı dikmem’ deme hakkı var mı?
Reddedecek bir doktor olduğunu zannetmiyorum. Çünkü bu operasyon aynı zamanda sosyal bir gereklilik oluyor. Ben, bana bu operasyon için başvuran kişinin hikayesini bile sormam. Çünkü genç kızın bundan rahatsız olabileceğini düşünürüm. Zaten gelirken eminim büyük zorluk çekmiştir ve bu son umududur. Tek sorduğum şey; operasyon için sorunun geçmişteki bir olay nedeniyle mi kaynaklandığı, yeni mi oluştuğudur. O kadar! Buna önem veren kişiler birbirlerine beyaz ya da pembe yalan söylüyorlar. Bence gereksiz bir yalan ama yine de toplum önem veriyorsa…

Kadın açısından zahmetli bir uygulama mı; ne kadar sürüyor, aynı gün genç kız ailesine fark ettirmeden evine dönebiliyor mu?
İki tip tekniği var. Birincisi yalnızca dikiş atılarak yapılıyor. Daraltma şeklinde oluyor ve gerdeğe girmeden üç dört gün önce yapılması gerekiyor. ‘Flep’ dediğimiz teknikle yapılanı ise daha zorlu hatta ameliyat bile gerektirebiliyor. Bir doku alarak yama yapıyoruz ve o alanı daraltıyoruz. Hastanın tercihine göre uygulanan teknik değişiyor. 20 dakika ya da 10 dakika sürüyor. İki teknik de lokal anestezi ile yapılıyor.

Dikilen kızlık zarı; genç kız ne zaman cinsel ilişki yaşarsa o zaman mı bozuluyor, yoksa birkaç ay mı dayanıyor?
Bu operasyon için gelen genç kızlarla fazla diyaloğa girmeyiz; bu tamamen onun özelidir. Ama neye ihtiyacı olduğunu öğreniyoruz. Birkaç gün sonra evlenecek mi, yoksa evlenmesi bir yıllık zaman dilimi içinde mi gerçekleşecek; ona göre anlattığım bu iki teknikten birini uyguluyoruz. Daraltmayı üç dört gün önce yaptırması gerekiyor. Öyle olunca nikahtan üç gün önce geliyorlar. Diğer ‘fleb’ dediğimiz tekniği ise birkaç yıl önce de yaptırmış olabiliyor. Onda bir problem olmuyor.

Kızlık zarı dikilince cinsel ilişki sırasında anlaşılma ihtimali var mı?
Eğer başarısız olduysa anlaşılır, onun dışında kimse anlayamaz. Kızlık zarını diktiren genç kızların en büyük korkularından biri budur. Ama fark edilmesi neredeyse mümkün değildir.

Hangi estetik sorunlar Doğu’da kadınların evlenmesine engel, evlenmek isteyen genç kızlar hangi ameliyatları yaptırmak istiyorlar?
Doğu’da özellikle köylerde evlilik yaşı çok küçük. 20 yaşına gelip evlenemediyse o zaman genç kıza zaten garip bakılıyor. Bir kız evlenme yaşını geçtiyse ve özellikle burnunda sorun varsa bazen ailesi tutuyor kolundan getiriyor. Doğu’da en legal estetik ameliyat burun ameliyatıdır. Ailenin durumu iyiyse köylerden bile genç kızlar burun operasyonu için getiriliyor. Onun dışında plastik cerrahi yapılır, boyun, göğüs ve kalça çevresindeki yanık ameliyatı yaptırırlar.

bel fıtığı tedavisi ve sonuçları

Tedavinin Sonucu
Bel fıtığına yakalanan hastaların büyük çoğunluğu konservatif tedavi dediğimiz ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Fakat cerrahi lüzumluysa bunu da geciktirmemek gerekir, çünkü günümüzde uygun ve yeterli bir teknikle ameliyat edilen hastalarda başarı oranı % 95 civarındadır. Doğru hasta, doğru zamanda, doğru teknikle, doğru ekip tarafından, doğru âlet ve cihazlar kullanılarak ameliyat edilirse başarı şansı yükselmektedir. Cerrahın dikkat ve deneyimi, ciltten itibaren dokulara çıplak gözle müdahale edilmemesi, aydınlatmanın iyi olması, gerektiğinde spinal veya epidural anestezi kullanılarak genel anestezinin devre dışı bırakılması elde edilen yüz güldürücü sonuçların oranını artırırken, komplikasyonları da giderek azaltmaktadır. Ameliyat yerindeki yüzeyel veya derin dokuların iltihabı, yapışıklıklar, epidural nedbe dokusu teşekkülü, dura mater denilen kalın zarın zedelenmesi gibi nisbeten basit komplikasyonların yanında sinir elemanlarının, komşu yapıların, iç organların, büyük damarların zarar görmesi gibi önemli komplikasyonlar ve diğer birtakım istenmeyen olaylar tıpta en ileri düzeydeki merkezler dahil tüm dünyada görülebilmektedir. Anesteziye ait komplikasyonları da unutmamak gerekir. Ancak uygulanan üstün teknik ve elde edilen muazzam deneyimle beraber gerektiğinde genel anestezinin devre dışı bırakılabiliyor olması komplikasyonları en alt seviyeye indirgemektedir. Bütün bunlara rağmen her türlü risk hâlâ sıfırlanabilmiş değildir. Bilim sürekli gelişiyor. Birçok olumlu şey yapılmış olmasına karşılık daha katedilecek çok yolumuz vardır.

bel fıtığı

Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk, özel bir bağ dokusu organıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder.
Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında anulus fibrozus adı verilen daha sert bir fibröz tabaka, omur kemiklerine bakan yüzlerde ise her iki tarafta son-plak olarak adlandırılan kıkırdak yapılar vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı (spinal kanal) içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder .
Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.

Omur kemiklerine yandan bakışta normal disk ve
omurilik kanalının içine fıtıklaşmış disk görülmektedir.

Manyetik rezonans fotoğrafında gelişmiş bir bel fıtığı
ok ile gösterilmektedir.

Bel fıtığı gelişirken şekil A’da görüldüğü gibi anulus fibrozus dış liflerinin
bir kısmı henüz yırtılmamış ve disk materyalinin tamamı diskin içerisinde ise
buna kapsamı içerisinde (contained) disk denir. Ancak şekil B’deki gibi
anulus fibrozus liflerinin tamamı bütünlüğünü yitirmiş ve disk içindeki
materyal anulusun dışına taşmış ise buna da kapsamı dışarıya çıkmış

(uncontained) disk adı verilir.

Bel fıtığının gelişimi ve değişik tipleri izlenmektedir. Nadiren
rastladığımız dura içine fıtıklaşma disk materyalinin dura denen kalın zarı
delerek omurilik kanalının içine girmesiyle oluşur. Fıtıklaşan diskin posterior
longitudinal ligament, peridural membran ve sinir köküyle olan ilişkisinin
şekline göre fıtıklaşma; subligamentöz, ekstraligamentöz, submembranöz, transmembranöz veya intraradiküler olarak adlandırılır. Ayrıca ekstrüzyon
veya sekestrasyon tarzında fıtıklaşmalarda disk materyali kafa veya kuyruk
sokumu yönünde yer değiştirebilir. Bu durumda kranial / kaudal uzanımlı
ekstürüde bel fıtığından, kranial / kaudal yönde göç etmiş sekestre
bel fıtığından veya göç etmemiş sekestre bel fıtığından söz edilebilir.

bel fıtığı kimlerde görülür

Toplumun çeşitli kesimlerinde bel rahatsızlığı o kadar yaygındır ki, birçok ülkede yapılan istatistiklere göre doktora müracaat nedeni olarak bel ağrısı soğuk algınlığından sonra ikinci sırayı almaktadır. İnsanların yaklaşık % 80′i hayatları boyunca en az bir defa bel ağrısı ile karşılaşmaktadırlar.

Bel rahatsızlığına her yaş grubunda rastlamak mümkündür, fakat bel fıtığı orta yaşlarda daha sık görülür. Hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, daha çok oturarak çalışmak, şişmanlık, ağır şeyler kaldırmak, mücadele sporları, bilinçsiz spor yapmak, yanlış oturuş ve duruş alışkanlığı, mesleğini sevmeme, huzursuz bir ortamda ve stres içinde yaşama, sigara ve alkol kullanma, uzun süre otomobil sürme, bedensel faaliyetlere ısınmadan başlamak birer risk faktörüdür. Bu risk faktörleri bir insanın günlük yaşantısında ne kadar çoksa o kişinin bel fıtığına yakalanma ihtimali de o kadar yüksektir. Hele bir de genetik olarak yatkınlık varsa bel fıtığıyla tanışmak sürpriz sayılmamalıdır.Uygun olmayan sandalyelerin üzerinde her gün saatlerce süren bir ofis hayatına mahkûm insanlar bel fıtığının müstakbel adaylarıdırlar.

orta yaşlı insanlarda daha sık görülür.

Bel fıtığı orta yaşlı insanlarda daha sık görülür.

bel fıtığı egzersizleri

Bel Fıtığı Egzersizler
Genel sağlık açısından olduğu gibi bel sağlığı için de sporun ve sağlıklı iken yapılacak egzersizlerin önemi büyüktür. Bel, sırt, karın adalelerini güçlendirmek; eklem ve yumuşak dokuların esnekliğini artırmak için gerekli spor ve hareketlere ömür boyu devam edilmelidir. Ancak bel fıtığı gelişmesine zemin hazırlayabilecek veya bizzat sebep olabilecek mücadele sporları yerine, yüzme, yürüme ve bisiklet sürme gibi sporlar tercih edilmelidir. Yüzlerce egzersiz hareketi içerisinden de rastgele hepsini yapmak yerine belirli hareketlere öncelik tanınması gerektiğini düşündüğümüzden, bele fazla yük bindirmeyen ve gelişmekte olan bir bel fıtığını ilerletmeyecek en emniyetli dokuz hareketi sizler için seçtik. Hikâyesinde daha önce geçirilmiş bir bel rahatsızlığı bulunan veya bel fıtığına muhtemelen aday olan kimselerin bu hareketleri yapmaları faydalıdır. Ancak egzersizler yapılırken dikkat edilmesi gereken birtakım hususlar vardır:

* Egzersizler havası temiz bir ortamda (hava müsaitse evde pencereler açılabilir) altında sunta veya tahta bulunan halı veya battaniye gibi sert bir zeminde yapılmalıdır. Yumuşak veya deforme olabilen yataklar üzerinde egzersiz ve spor yapılmamalıdır.

* Bel fıtığı rahatsızlığına yakalananlar hastalığın akut ağrılı döneminde bu hareketlere başlamamalı, istirahati tercih etmelidirler. Şikâyetler geçtikten sonra doktora danışılmalı ve egzersizlere ondan sonra başlanmalıdır.

* Egzersizlere başlanınca ilk günden itibaren çok çabuk bir iyileşme beklenmemeli, sabırla hareketlere devam edilmelidir. Hareketlerin sayısı ve tempo gün geçtikçe yavaş yavaş artırılmalıdır. Başlangıçta aşırılığa kaçarak daha kötü bir duruma düşülmemelidir.

Konunun uzmanı olan doktor başka şekilde tavsiye etmemiş ise ilk bir ay her hareket günde beş defa yapılmalıdır. Daha sonra her ay hareketler beşer beşer artırılarak egzersizlere devam edilmelidir.

* Ani ve zorlayıcı hareketlerden uzak durulmalıdır. Sizin için seçtiğimiz dokuz çeşit egzersiz risksiz olup daha çok bunlar tercih edilmelidir.

* Hareketler esnasında veya sonrasında normalde mevcut ağrının artmaması gerekir. Bu yüzden egzersiz sonrası şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa doktora danışılmalıdır.

* Rahatsızlık bir saatten fazla sürüyorsa o hareket egzersiz programından çıkartılmalıdır.

* Bel fıtığı ameliyatı olanlar operasyonun üzerinden üç hafta geçmeden egzersizlere başlamamalı, daha sonra başlayarak her hareketin sayısını yavaş yavaş artırmalıdırlar.

* Bu bilgiler haricinde hastanın kafasında herhangi bir soru oluşursa, uzman doktor hiç tereddüt etmeden hemen aranmalı ve yanlış bir iş yapmaktansa konunun doğrusu uzman hekimden öğrenilmelidir.

1- Sırt üstü yatarken önce bir bacağınızı 90 derece kaldırınız. Sonra aynı hareketi diğer bacağa uygulayınız.

          

2- Bacaklarınızı uzatarak sırt üstü yatınız. Bir dizinizi kırınız. O dizinizi elleriniz ile kavrayıp göğsünüze doğru çekerken diğer bacağınızı yere yapıştırınız. Aynı hareketi diğer bacakta tekrarlayınız.

          

3- Sırt üstü yatarak dizlerinizi kırınız. Ellerinizi dizleriniz üzerinde kenetleyip göğsünüze doğru çekerken başınızı dizlerinize değdirmeye çalışınız

          

4- Sırt üstü yatarken mümkün olduğu kadar bir dizinizi göğsünüze çekiniz, diğerini düz tutunuz. Aynı hareketi diğer bacağa uygulayınız.

          

5- Ellerinizi dizlerinizin üzerinde kenetleyip bacaklarınızı göğsünüze çekiniz. Bu durumda içinizden 10′a kadar sayınız. Bu esnada omuzlarınızı yerden kaldırmayınız. Daha sonra kollarınızı ve ayaklarınızı serbest bırakınız.

          

6- Belinizi yere yapıştırarak öylece tutunuz. İçinizden 1′den 10′a kadar sayınız. Daha sonra serbest bırakınız. Bu hareketi tekrarlayınız. Bu esnada nefesinizi normal şekilde alıp veriniz.

          

7- Ayakta dik durunuz. Ellerinizi masa veya bir iskemlenin kenarına dayayınız. Dizlerinizi kırarak yere çökünüz ve sonra ayağa kalkarak gevşeyiniz

          

8- El ve dizlerinizin üzerinde dururken kollarınız dik olsun. Önce kedi gibi belinizi çukurlaştırıp 10′a kadar sayınız. Sonra çenenizi göğsünüze doğru çekerken sırtınızı kamburlaştırarak yine 10′a kadar sayınız ve gevşeyiniz

          

9- nce diz üstü dik oturunuz. Sonra kollarınızı ileriye doğru uzatınız. Mümkün olduğunca öne doğru eğiliniz ve bu vaziyette 10′a kadar sayınız. Tekrar diz üstü oturur pozisyondaki ilk konumunuza dönünüz.

riskli eğzersizler

Günlük aktivitelerimiz esnasında vücudumuzun dikey veya yatay konumda aldığı çeşitli pozisyonlar ve beraberinde ortaya konan faaliyetin şekli bel fıtığına yakalanma riskini önemli oranda artırır veya azaltır.

İnsanın dikey pozisyonda bulunması omurganın alt kısımlarını önemli miktarda basınç altında bırakır. Çünkü bu kısmın yukarısında yer alan tüm vücut ağırlığı birkaç santimetre karelik dar bir omur parçası üzerine biner ve bu küçük kısım tarafından taşınır. Buna karşılık vücudun dik değil de desteksiz bir tarzda eğik pozisyona gelmesi, yani düşey olarak orta hattan sapması beldeki omurlar üzerine binen yükü, yani basıncı bariz şekilde daha fazla artırır.Yapılan bilimsel araştırmalarda beldeki diskin içerisine basınç ölçebilen bir cihazla girilmiş ve çeşitli vücut pozisyonlarının diskteki basıncı ne şekilde etkilediği araştırılmıştır. Görülmüştür ki, burada bele en az yükün bindiği pozisyon, kişinin sırt üstü yattığı ve bacaklarının altını bir cisimle destekleyerek hafifçe yükselttiği pozisyondur. Ayrıca sandalyede desteksiz otururken bele binen yük, ayakta dik olarak dururken bele binen yükten daha fazladır.Halbuki insanlar bunun tam tersinin doğru olduğunu zannederler. Neticede ayakta dik pozisyonda dururken bele binen yükün gerçekte daha az, otururken daha fazla olduğu bilinmelidir. Bu pozisyondan daha kötüsü, yani belde bulunan disklerdeki basıncı daha da artıran durum, sandalyede otururken öne doğru eğilerek yerden bir cismi almaktır. En kötüsü ise ayakta dururken öne doğru eğilerek dizler düz konumda yerdeki bir ağırlığı kaldırmaktır. Bu durumda kaldırılan ağırlığın miktarı arttıkça bel fıtığına yakalanma riski de giderek artacaktır.Oturur pozisyonda iken kişi arkasına bir destek koyarsa veya oturduğu sandalyenin arka kısmını geriye doğru tedrici olarak yatırmaya başlarsa, bele binen yük giderek azalacak ve bel bu durumda çok daha rahatlamış olacaktır.

Öksürmek, gerinmek veya kahkaha ile gülmek ise belde yer alan disklerdeki basıncı bariz şekilde artırır. Şikâyetleri bir öksürmeyi takiben başlayan pekçok hasta ile karşılaşmaktayız.

Sağlıklı bir bele sahip olmak için günlük yaşantımızda riskli pozisyonlardan daima uzak durmalıyız.

  

  

  

  

Yukarıda çizimleri görülen çeşitli vücut pozisyonlarında bele binen yük 1′den 8′e kadar numaralanmış ve en azdan çoğa doğru artarak sıralanmıştır


Daha önce bel rahatsızlığı geçirmiş kişilerin
yüksekten atlamalarını asla önermeyiz.

ayı sarımsağı

Ayısarımsağının kan temizleyici ve mide-bağırsak sistemini temizleyici etkisinden, ilkbaharda yapılan bir beden temizleme küründe yararlanılabilir. Nisan-mayıs aylarında bitki çiçeklenmeden önce, yeşil yapraklar toplanır ve çiğ tüketilir. Yıkanıp ince doğrandıktan sonra, maydanoz gibi, yemeklerin üstüne serpiştirilir. Ayısarımsağı yaprakları salatalarda kullanılabilir veya ıspanakla karıştırılarak yemeği pişirilebilir.

Orman sarımsağı, yabani sarımsak gibi adlarla da anılan ayısarımsağı, genel anlamda, kültür sarımsağının özelliklerinin çoğuna sahiptir. 40 cm kadar yükselen bitki gölgeli ve nemli bölgelerde, çalılıklarda ve orman alanlarında yetişir. Ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgesinde yaygınlıkla görülür. Sapının ucunda beyaz bir topu andıran çiçeği vardır ve kokusu güçlüdür. Yapraklarda kan temizleyici özellik taşır, tentür biçiminde ayısarımsağı unutkanlığa ve bronşite karşı başarıyla kullanılabilir. Yüksek kan basıncı, damar sertliği ve şişkinlik de başta gelen kullanım alanlarıdır.

Toplama: Dikkat, zehirli acıçiğdemle karıştırılmamalıdır! Nisan ve mayıs aylarında toplanan yapraklar yalnızca tazeyken kullanılmalıdır, kuruduğunda iyileştirici gücünü yitirir. Ayısarımsağı soğanı ise sonbaharda sökülür.

bel fıtığından korunma

Günümüzde tıp dev adımlarla ilerlemekte ve birçok hastalığın çaresi bulunmaktadır. Buna rağmen diğer bütün hastalıklarda olduğu gibi bel fıtığına yakalanmamak da en iyisidir. Yani tedbirler hastalıkla karşılaşmadan önce alınmalıdır. Maalesef insanlar sağlık gibi önemli bir nimetin kıymetini ancak onu kaybettiklerinde anlamaktadırlar. Fakat sağlık bir kez kaybedildiğinde tekrar kazanılması çok zor olmakta, bazen de bu mümkün olamamaktadır. Öyleyse sağlığımızın kıymetini hastalanmadan önce bilmeliyiz.

Bel sağlığını korumak için kişi hiçbir zaman çok ağır bir yükü kaldırmamalı, kaldıracaksa mutlak surette dizlerini kırarak yani çömelerek cismi yerden almalıdır. Belden eğilerek kaldırmamalıdır. Hiçbir cismi uzanarak almamalıdır. Meselâ, telefon çaldığında veya raftan kitap alırken uzanmamalıdır. Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın almalıdır. Sağlıklı iken bel ve karın adalelerini güçlendirici egzersizler yapmalıdır. Hareketli bir hayat tarzını benimsemek yararlıdır

ısırgan otu

Bu bitkiyle tanışmanın acısını herhalde pek çoğumuz tatmışızdır. Ama ona değdiğimizde bize şırınga ettiği maddeler (asetilkolin ve histamin), ısırganotunun önemli bir bitki oluşunda başlıca rolü oynarlar. Bitki, organizmadaki bütün metabolizmaları uyarır. Ama onun özelliklerinden pek çok hastalıkta da yararlanılabilir. Isırganotu öncelikle idrar arttırıcıdır. Romatizma, gut, sık idrara çıkma ihtiyacı duyma, idrar tutukluğu, mesane taşı ve prostat iltihabı gibi rahatsızlıkları olanların, bitkinin idrar arttırıcı etkisinden yararlanabilecekleri unutulmamalıdır. İshale karşı kullanılabilir.

Kanamaları ve rahatsız edici nezle akıntılarını durdurabilir. Kanı temizler ve öncelikle bu özelliği sayesinde, ilkbahar kürlerinde kullanılan bitki çaylarında mutlaka yeri vardır. Isırganotu çok eski zamanlardan beri ıspanak gibi de tüketilir. Sebze çorbalarına katkı olarak da kullanılabilir, çünkü içerdiği demir ve magnezyum gibi madensel maddeler organizma için çok önemlidir. Bitkinin içerdiği C vitamini oranı da dikkat çekicidir.

Toplama: Tüm ısırganotu türleri doğada ve bahçelerde yetişir. Sapın toprağa en yakın bölümünden kesilir. Her mevsimde, gerektiği kadar toplanmalıdır. Taze olarak daha etkilidir. Çiçeklenme, haziran ve ekim dönemindedir. Tarım mücadele ilaçları kullanılan bölgelerden toplanmamalıdır!

Genelde küçümsenen ısırganotu, Tanrı’nın eczanesinde yetişen en önemli şifalı bitkilerdendir. Onun kan temizleyici ve kan yaptırıcı gücünden de özellikle ilkbahar kürleri biçiminde yararlanılmalıdır. İlkbaharda genç ısırganotu sürgünleri toplanır ve dört haftalık bir ısırganotu kürüne başlanır. Sabahları aç karnına yudumlanarak içilen bir bardak çayın ardından gün boyunca da iki bardak çay içilir. Yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış yaprak, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede sıcak suyla haşlanır ve yarım dakika demlendikten sonra süzülür.

kara hindiba

İlkbaharda kara hindibanın sarı çiçekleri açtığında, taze çiçek saplarıyla iki haftalık bir kür uygulanmalıdır. Günde on tane çiçekli sap toplanır, iyice yıkandıktan sonra çiçekler koparılarak atılır ve saplar yavaş yavaş çiğnenerek yutulur. Güçsüz ve bitkin kişiler, bu hindiba kürü sırasında bedenlerinin yepyeni bir yaşam enerjisine kavuştuğunu hissedeceklerdir.
guzelbayan.bloggum.com'daki yazılar yalnızca bilgi verme amaçlıdır, doktor uyarısı ya da önerisi yerine geçmez.